Sözlerinde katlanmış bir yer bulamam
Harfini sardığın mendil cebimde durur
Açılan söz, pürüzsüz mendil, ağaran gece
Sabahın geceye vardığı ipliği anlarcasına
Katlandıkça çoğalan atlas kumaşlar kadar
Damla olsa taşacak sular kadar anladık
Dilsiz ağzıma bıraktığın süt kelimem oldu
Gözüme tuttuğun güneş bana bakmandır

Kum dolmuş ayaklarıma duvara sarmaşıklar
Uğruna yakıp yıktığımız, uğruna yakıp yıkılan
Sırtımda küp, küpte ateş, ateşte kül
Koca lav topunun dağlı denizli kabuğu
Dönse de savrulmayan içi güneşten parça
Yanardağ soludukça gün yüzüne fışkıran
Dünya güneşe ayna tuttu eriyik olarak
İçimiz dışımız güneş, dağımız göğümüz ışık

Şehrin bütün seslerini gözlerinle duyarsın
Bir sefer olsun duyunca akılda kalan
Açılan sis, uzanan elin, kızaran yanak
Gördükten sonra artık eskisi olmayan
Deniz durmadan erteler köprüsünü
Kıyılarına iki yandan iki kolla sarılan
Bulutlardan ötede güneşten yakın
Ektiğim ağacın göğünde kızaran elma