Alo Kanka | Sezgin Özaytekin

– Alo.. Kanka … Kuziş.. Bak gelirsem yanına bozarım façanı. Duydun mu, anladın mı, kapiş? Ne demek ulan benim numaramı bloklamak …

– Ne demek bloklamadım. Sordum bizim güvenlik Hüsam’a , “bloklanmışın sen abi” dedi.

– Sus, konuşma Güvenlik Hüsam’dan daha iyi mi bileceksin! O bizim bütün ikinci el telefonlarını alır satar. Bankadaki kızlar ona silikon Hüsam diyormuş .

– Ne… Ne… Uçak moduna mı aldın? Beni mi? Yakarım ulan, kanka demem yakarım, canım ciğerim olsan da yakarım. Ne demek ulan uçak modu? Biz uçuyor muyuz şimdi, değmiyor mu ayaklar yere?

– Bak oğlum biz sıkı delikanlıyız. Öyle uçmak felam bize ters. Sadece Hacı Murat’ı kaparsak babadan, o zaman uçak felam muhabbeti olur işte..

– Bak kuziş, öyle üniversite felam okuyorum diye ayaklar yapma, bize işlemez tamam mı?

– Telefon kapalı, vatsap mı açık? Mesaj mı? O’lum öperim mesajını? Çaldırdım mı aç’cen. Ben abinin len senin. Anladım mı mini kuziş!

– Neyse, gelelim muhabbetin önemi neticâtına. O’lum giremiyom feysbuka bu meretten. Anasını sevdiğim güvenlik Hüsam da çakozlamıyor. Bir de kahvenin cep telefonu doktoruyum diye kasılıyor, hırtaboz.

– Bu göbiş, şifre lazım felam diyor. Ne o’lum bunun şifresi…

– Nee, bilmiyor musun? Nasıl bilmesin züptürük? Sen açmadın mı bana feysi? Unuttum ne demek dört göz? Hem biliyor musun neden açtırdım sana o feysi?

– Bilmiyor musun? Söylemedim mi len sana?

– Ay, üzdüm mü kankamı? Üzüldün mü kuziş?

– Bunu yengen için açtırdım süt oğlan…

– Ne mi yapacağım? Dürtücem oğlum kızı dürtcem… Sonra da layklıcam. Ama öyle baş parmak yukarı değil… Kırmızı kalp ile layklıcam.

– Kim mi? Sana ne! Yazıcan mı yengene yoksa! Yakarım ulan. Takarım kelebeği afilli façana, farankeştayın gibi dolanırsın etrafta…

– Şaka lan, hemen ciddiye alma. Sen kankamsın kuziş, işi senle sakaraya bağlamasak kiminle kafa bulacağız…

– Tamam, tamam… Anladık. Sen süt oğlansın, hoşlanmazsın böyle şeylerden. Tamam, kusura kalma, ama bloklama işini de unuttum sanma…

– Uzatmayım mı? Uzatırsak ne olur, lastik gibi geri mi seker bırakınca hah… hah… ha…

– Necla, lan Necla…

– Hangi Necla olacak, Latife Hanım Apartumanının yedinci katında oturan Necla. Yeni açılan Marbiyanko Hastahanesinin bahekiminin…

– Ne demek ol’um, O HAA… Kız çıtır, çıtır… Bebişim o benim… Anam da beğenir hem…

– Ne? O mu beğenmez? Olur mu kuziş, janti baronuz evellah!
Konu o değil ne demek lan? Konu benim temiz aşkım.

– O’lum nasıl açacam feysi, öptürtme şimdi dedemizin kerrakesinden…

– Ne teyyaresi, kerrake… kerrake… Ne bilim ne demek, bizim moruk söylerdi hep…

– O’lum ölecem, kızın feysi…

– Ne dersi, ne vizesi dur bekle, gitme. Valla gelir ananın amerikasına vize koyarım…

– Bak akşam kaveye uğra çözcez bu işi… Yok öle cızlamı çekmek, çözerim payandalarını alargada dönenir durusun icabında…

– Niye baksın güvenlikçi Hüsam? Yengen diyorum, manita diyorum. Namus o’lum bu. Ne işi var elin herifinin?

– O’ lum aç şu feysi… Bana feysin şifresini öğretenin kırk yıl kölesi olurum icabında…

– Nas’sı öle diyil? Harf mi, harf feys ne fark eder… Zamana uy o’lum… Geride kalma…

– Aç şu feysi… Döşeyeceğim yengene…

– O’lum konuşma apık sapık… Senin anladığın gibi değil… Şiir döşeyeceğim, şiir…

– Ne mi? Şöle… Ayfon sekizime baktırdım feyslerde çıkmıyorsun – Seni görmem imkânsız imkânsız, İnstagramın olmasa – Kafanı kaldırıp bir bakmıyor, kahvenin önünden geçmiyorsun – Seni dürtmem, layklamam imkânsız imkânsız – Bizim kuziş feys şifresini bulmasa…

– Aynen… Biraz arak tırık, ama tam cuk değil mi?

– Bak kuziş, kanka, gel akşam kahveye… Ada çayı ısmarlarım, sütlü neskayfe ısmarlarım, gel len, gel işte… Bırakma beni bu internet aleminin dar, karanlık, ıssız sokaklarında…

– Beni ayfonsekizimle feyssiz bırakma – dalgalı denizlerde yelkensiz bırakma – gelmezsen öyle yıkılacak ki kankan – Beni bensiz, beni Necla’sız bırakma…

– Ne arabeski kanka… Halis mulis Törkiş müzik bu… Kahvedeki emekli Muhsin amaca karısı tahtali köye zorunlu ikamete mecbur tutulunca devamlı bunu aslını mırıldanır, bizde oradan… Anlarsın sen…

– Gelene kadar instagramla mı idare edeyim… Yok o’lum bende o? Hüsam’dan bakıyordum…

– Ne, Hüsam Neclam’ı mı indirmiş, nas’sı yani… Uygulamadan mı?… Neclamı hem indirmiş, hem uygulamış mı?

– Hüsam… Hüsammmm… Bittin ulan sen, bittin! Yaktım senin… Öldün o’lum öldünnnn… Ben senin soluduğun havaya oksijen veren ağacın yaprağını öpmez miyim lannn…

By | 2017-12-24T23:59:06+00:00 Aralık 24th, 2017|Categories: Öykü|Tags: , , , , , , , , |1 Comment

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

One Comment

  1. avatar
    Sevda akın 4 Ocak 2018 at 18:22 - Reply

    Bu tarz konuşmalar çok maalesef de bunu öykü olarak okumak çok fazla geldi.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: