BECERE-Mİ-YORUM | zeynepalper

Dertler edindim, bilmeden. Sormadan kendime bile, aldım attım cebime… Hepsi en büyük dert sandım, sadece benimki kocaman yalnızlık sandım, içimde o kadar tek başıma kalmıştım ki, dışarda devam eden, akıp giden her iyiliğin, her kötülüğün ardında kendimi buldum… Belki de hep orda aradım… İklimler değişti, meyvelerin, sebzelerin tatları değişti de, günahsız olanın taşı ilk atması gereği hiç değişmedi…
Çevremde tuttuğum kimsesiz dünyada aradığım hiç bir şeyi bulamadım, tavşankanı renkten tut da, gelmesini beklediğim cesarete kadar… Hafızamda oyunlar oynayıp türlü şekillere giren her şeyi hiç yadırgamadan benimsedim… Hiç şaşırmadım, sanki herkes olması gerektiği gibi davrandı… Hiç susmadım, hep anlattım, o kadar çok tekrar ettim ki, şimdi ben bile unuttum neler yaşadığımı… Hiç dinlemedim, kendim dahil kimseyi dinlemedim… İyisin dediler olmaya çalıştım, kötüsün dediler en berbatını hissettim, kahkahalar dediler hiç durmadan güldüm, ağlar dediler; ağladım ama kimseye göstermedim… Sevdim, dağlar kadar, denizler kadar, güneş yaktı sanki kalbimi… Dinlemedim. Ol dediler oldum, git dediler gittim, kal dediler kaldım… Sar dediler sardım… Ne zaman sarıl dedim, orda sustular… Anlatanlar hep orda durdular…
Bir parça neyim varsa, içimden geldiği an paylaştım, paçavra ettiler… Anlattılar da, sormadılar… Sorgusuz sualsiz yaşasak ne vardı?
Boyadım; saçlarımı, tırnaklarımı, göz kapaklarımı, kirpiklerimi, boyadım, bazen karaya çaldım, bazen renklendim… Durmadılar; yapma dediler, koşma dediler en kötüsü…
İçimden dışıma kurtlar baskın verdi, kalbimin yerine alaca kara bir karga oturdu, kimseyi dinlemedim, kendimi bile, bahçesinde koştuğum, merdivenlerinden düştüğüm o eski evi yıktıklarında da en çok ben ağladım, kestiklerinde ağaçlarını ve parçaladıklarında karşı komşunun ipe temiz çamaşır serişini; ben ağladım en çok. Demedim ama kimseye, en çok dinler dediğim de; dinlemedikten sonra…
Uyudum, uyandım, birine, başka bir günden başka bir sahile… Şemsiyeler açtım, yağmur oldum, kimseye mana olamadım; basit, sade, karmaşık olamadım; istediklerimi alamadım, ne çoğaldım ne eksildim… Yer değiştirdim sadece… Odalardan mutfaklara, balkonlardan pencerelere geçtim, değişmedim dün de neysem, bugün oyum. İstedim, değiştim sandım, öyle kendime, sonra daha da kendime baktım… Ayna’da rüzgârlanan saçlarım, örtüsü sadece dörtnala akın eden bir ordunun; değişmedim, değişemiyorum… Birini öylece olduğu gibi severken, sevmeyi beceremiyorum… İlla ki değişsin istiyorum, alına al, moruna mor yaşamaktansa hır gür olsun, savaşlar çıksın istiyorum… Umurumda olmadan, harcansın bitsin istiyorum… Sevemiyorum kimseyi, sinemiyorum kuytularına kimsenin, harflerden tuttuğum kelimeleri, saydığım geceleri, umurumda beklettiğim her “anı”yı, kapılıp gittiğim her akıntıyı, se-ve-mi-yo-rum! Ben bundan ibaret oldum, ötesini kimseye sunmuyorum…
By | 2017-08-29T06:04:38+00:00 Ağustos 23rd, 2017|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , , , |1 Comment

About the Author:

avatar
İklimsiz bir ülkenin son kalan vatandaşına ait bir dünya, koyu karakterli bir çaydan hediye, hislerimi dünyaya anlatmaca, ben buyum derken kelimelerle oynaşma… Bu, sade bir heyecandan, uzak bir hayale kavuşma çabası gibi, derinlerime inerken ben; belki de sen beni gör ve boğulmaktan kurtar diye, aslında hem beni, bir yandan da kendini… Hoşgeldin….

One Comment

  1. avatar
    Damla Vurguncu 29 Ağustos 2017 at 16:39 - Reply

    “Umurumda olmadan, harcansın bitsin istiyorum… Sevemiyorum kimseyi, sinemiyorum kuytularına kimsenin, harflerden tuttuğum kelimeleri, saydığım geceleri, umurumda beklettiğim her “anı”yı, kapılıp gittiğim her akıntıyı, se-ve-mi-yo-rum! Ben bundan ibaret oldum, ötesini kimseye sunmuyorum…”
    Baştan sona çok başarılı ama özellikle bu bölümü tekrar tekrar okudum

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: