Bir Gece İki Gün Dedeağaç | Deniz Pekgenç

Yanılmıyorsam iki defa, Dedeağaç (Αλεξανδρούπολη\Aleksandropoli)’den otobüsle geçtikten sonra 2015 yılının Eylül ayında kafa dinlemek için tek başıma gidip Dedeağaç’ta kalmaya karar verdim. Üç yıl sonra bu yıl ki 2018 oluyor kendisi, bu noktada yılların ne kadar çabuk geçtiğine ilişkin hatırlatma geyiğini yapmadan geçemeyeceğim, neyse… Ne diyordum, evet, bu yıl Nisan ayında kardeşimle bir geceliğine, Haziran ayında Sema’yla üç saatliğine ve son olarak Ağustos başında yine kardeşimle bir geceliğine Dedeağaç (Αλεξανδρούπολη\Aleksandropoli)’ye gittim. Haliyle, yazmazsam artık olmazdı, hatta geç kalınmış bir yazı belki de bu… Ya da hayır, her şeyin bir zamanı var, ne erkendir ne de geç 😉 Ne buldun Dedeağaç’ta da bu kadar gidip durmuşsun demeyin sakın! Hem yakın hem de yol üstü 🙂 İstanbul’da yaşayanlar için bir gece iki günlük hafta sonu tatili… Hem de her mevsim… Thassos, Halkidiki ya da Yunanistan’da her nereye gidecekseniz, mutlaka Dedeağaç’tan geçeceksiniz, yolunuzun üstü… Yani, dediğim gibi, Dedeağaç, hem yakın hem de yol üstü…

Dedeağaç; İstanbul Ataşehir’den 326 km., hız sınırlarıyla, durdu kalktıyla toplam 4 saat, hadi trafikle 5 saat olsun, o da olmaz ya…
İpsala sınır kapısından 30 dakika kadar…
Hiç Türkiye’den çıkmamış gibi 🙂

İpsala Sınır Kapımızdan çıkıp Yunanistan’a arabayla hiç geçmediyseniz, geçin bence… Uçakla gidip gelirken pek bir şey anlamıyor insan… Meriç’in üzerindeki köprüden geçerken, köprünün kırmızı beyazdan mavi beyaza geçişini görün, köprüde önce canımız Türk askerlerimize selam verin, el sallayın, sonra Yunan askerlerine selam verin, gülümseyerek selam verecek her biri size…

Dedeağaç diyordum… Evet! İlk gittiğimde otobüsle gitmiştim. Şu anda da bildiğim kadarıyla Metro Turizm ve Kamil Koç ile otobüsle gidebilirsiniz. Esenler Otogarından otobüse bindiğinizde yaklaşık 6,5 saatte Dedeağaç’a varılıyor. Esenler’den otobüs sabah saat 10:00’da kalkıyor. Daha sonraki gidişlerimde ise arabayla gittim, çok rahattı yolculuk.

NEREDE KALINIR?

Bu soruya ancak kendi gittiğim otelleri anlatmaya çalışarak cevaplayabilirim 🙂 Avrupa’da otel rezervasyonları için genellikle www.booking.com kullanıyorum ama internet sitelerinden otellerin telefon ya da e-maillerini bulup doğrudan iletişime geçerseniz daha iyi fiyatlar verebiliyorlar.

İlk gittiğim 2015 yılında, Euro normalken, Grand Hotel Egnatia’da kaldım. Tek başıma kalacağımdan ve ilk defa gittiğim bir şehir olduğundan iyi bir otel olsun istemiştim. Öyleydi de… Otele ilk adım attığım andan itibaren personel çok güler yüzlü ve yardımseverdi. Dört yıldızlı, geniş alanlı, yeşili bol, dinlenmek için ideal dört yıldızlı bir otel. Otelin iki havuzu var. Otel, deniz kenarında ama deniz pek girilebilecek gibi değil, seyretmesi ise keyifli 🙂 Otelin odaları geniş, rahat ve çok temiz. Odada su ikramının yanı sıra bir şişe de şarap ikramı olması da ayrı güzel… Ben otel odasında kalmıştım. Ayrıca kendi küçük havuzu olan villa tipi odaları da var. Merkez yürüyerek, hadi yavaş yürüdük diyelim, on dakika kadar… Denize baka baka yürüyorsunuz… Kahvaltısı güzel, Avrupa otellerine göre çeşidi bol…

Benim o tarihte çektiğim fotoğraflar bu kadarmış 🙂
İnternet sitelerinden oteli inceleyebilirsiniz http://www.astiregnatia.com/tr/index.html
İki gece konakladığım otelde gündüzleri havuz kenarında kitap okuyarak ya da sahilde yürüyüş yaparak bolca dinlenmiştim. Gürültü patırtıdan ve hayat karmaşasından uzaklaşmak isteyenlere öneririm, gerçi şu an fiyatı çok yükselmiş, o nedenle aslında belki de şu an için gereksiz orada kalmak 🙂 Tercih tabi ki sizin…

Bu sene Nisan ayında kardeşimle gittiğimizde Apartment Hotel Athina’da kaldık. Ana caddeye paralel arka sokakta iki yıldızlı bir otel burası… Şansa arabayı tam önüne park edebilmiştik. Odalar büyük, eski ama temiz. Odanın içinde mutfak var. En azından bizimkinde vardı 🙂 Balkonumuz da vardı, bu da benim için bir artıydı 🙂 Otelde hiç fotoğraf çekmemişim, internet sitesinden bakabilirsiniz, hem de Türkçe 🙂 https://athinacityhotel.gr/?lang=tr
Tavsiye eder miyim? Ehh… Biz bir gece kalacağımız için temiz olması dışında başka bir özelliğine bakmamıştık, bir de yine çok geç, çok çok geç, gidiş günümüze 3 gün kala otel bakıp rezervasyon yaptırdığımız için oteller doluydu ve kalanların arasından seçmek durumundaydık… Bizimkisi biraz, hadi bu hafta sonu Dedeağaç’a gidelim, şeklinde gibiydi 🙂 Hayat da öyle değil mi? Anlardan, anlık kararlardan ibaret!

Son olarak bu sene Ağustos başında, Halkidiki gezimizin ardından küçük bir mola için gittiğimizde ise Duygu’nun zevkli seçimiyle, Dias Otel’e bir geceliğine yerleştik. Otelin bir cephesi yenilenmiş, diğer cephesi henüz eski… Biz yenilenmiş bir odada kaldık 🙂 Odamız modern döşenmiş, temiz, kullanışlı ve teraslıydı… Terasının olduğunu tekrar ediyorum! 😉 Hatta her nerede olursa olsun güneşlenmekten kendini alamayan güneş aşıkları için terasta şezlong da var. İki sandalye ve bir küçük masasıyla keyifli bir akşamda kahvelerinizi de yudumlayabilirsiniz ki, bunu ben yaptım, akşam yemekten sonra otele dönerken marketten soğuk kahve aldım ve o terasta kahvemi yudumladım 🙂

Burada dört Türk çalışıyor, çok içten, çok misafirperver ve güler yüzlüler, evinizde hissediyorsunuz kendinizi. Otel ara sokakta, arabayı park etmek için sokakta yer bulamayınca otelin önünden geçip gitmek durumunda kaldık, döndük yeniden geldik, Kenan Bey bizi görünce hemen yer açtı otelin önünde bize, bavullarımızı aldı elimizden ve kocaman bir gülümsemeyle hoşgeldiniz, dedi. Odamız dördüncü kattaydı. Kalacak olanlara 402 veya 403 numaralı odalar tavsiyedir… İnternet siteleri ise: https://www.mydiashotel.com/

Bir gece konakladık, çok memnun kaldık. Kahvaltı dahil kalmadığımızdan dolayı kahvaltısı hakkında yorum yapamayacağım, demleme çay varmış, onu öğrendik 🙂 Yalnız… Sabah, Kenan Bey, bize Türk Kahvesi ikram etti, buna da değinmeden geçemeyeceğim… Terasımızda kahvelerimizi içtikten sonra bavullarımızı toplayıp aşağıya indik ve karşılıklı teşekkürler ve güzel dileklerin ardından otelimizden ayrıldık…

Şu ana kadar kaldığım üç otel bunlar… Dedeağaç’ta otel çok, zevkinize ve bütçenize uygun olanını seçebilirsiniz. Sonuçta bir ya da iki gecelik konaklamalarda bence en önemlisi temizlik, gerisi boş çünkü ne de olsa bir gece yatıp gidiyorsunuz 🙂 Aa… Bir de casinosu olan oteli de söyleyeyim, meraklısına, Alexander Beach Hotel & Spa’nın casinosu var, internet sitesine göz atabilirsiniz: https://www.alexbh.gr/en/ Ben gitmedim, casinolar alanım değil, hiç anlamam 🙂 , merak da etmedim, o yüzden içi hakkında herhangi bir şey söyleyemiyorum ama internet sitesine bakınca gayet güzel ve şık gözüküyor 🙂

NE YİYELİM, NE İÇELİM, NERELERE GİDELİM?

‘Hayat Güzeldir’ isimli çalışmam 🙂 Milletçe bu pozu seviyoruz 🙂

Dedeağaç (Αλεξανδρούπολη\Aleksandropoli) Evros Bölgesinin başkenti, bir liman şehri, haliyle deniz kenarında, çok sevimli, küçük, diğer yandan keyifli bir şehir… Bir gece iki günlük bir tatil için ideal. Karmaşa yok, düzenli, sakin, yemekleri de güzel! 😉

Dedeağaç’ta benim hiç gitmediğim ama var olan müzelerden birkaç tanesini sayayım meraklısı için…
Trakya Etnoloji Müzesi var mesela, Edirne’li bir işadamı yazlık ev olarak inşa etmiş zamanında, 1993 yılında koruma altına alınmış ve 1998 yılında yenilenmiş… Aleksandropoli Kilise Müzesi Başpiskopos tarafından inşa edilmiş, 1998 yılında yenilenmek üzere kapatılmış ve 2000 yılında yeniden açılmış, ikonlar, kutsal kaplar, papaz kıyafetleri, ahşap eserler görülebiliyormuş… Bunlar haricinde Dedeağaç Tarih Müzesini de gezebilirsiniz. Küçük bir yer burası, hepsi yürüme mesafesinde…

Dedeağaç merkezde Dimokratias Caddesi ana caddemiz, mağazalar, barlar, kafeler, marketler, hepsi dizi dizi bu caddede… Dimokratias Caddesine paralel sahil şeridinde ise Alexandrou Caddemiz var. Bu iki caddede geçiriyoruz bütün günümüzü gecemizi 🙂 Denize paralel sahil şeridi caddemizde, şehrin simgesi Alexandropoli Deniz Feneri çıkıyor karşımıza… Deniz Feneri 1850 yılında yapılmış ve sanıyorum o tarihte denizin içindeymiş 🙂 Şimdi karada, gelip geçen insanların muhabbetine ortak oluyor, denizi seyrediyor özlemle belki de, gökyüzünü aydınlatıyor yanıp sönen ışığıyla… Deniz sevgim malum, o nedenledir belki de, bir deniz fenerinin içinde yaşayabilmeyi düşlerim hep, kucağımda kitaplarım, hafif esen rüzgar ve mis gibi deniz kokusu ve o mavi, uçsuz bucaksız mavi… Biraz hüzünlü gelir deniz fenerleri diğer yandan… Bir o kadar neşeli… Deniz de kimi zaman durgun kimi zaman dalgalıdır ya… Her haliyle güzellerdir yine de, her haliyle hayatın güzel olduğu gibi!

Deniz Fenerinin bulunduğu caddede yer alan kafelerde kahve ya da soğuk bir şeyler içebilir, keyifli muhabbetlere dalabilirsiniz. Hemen aşağısındaysa denizin tam dibinde bir lunapark var, biraz atlıkarınca ve biraz dönmedolaba kim hayır diyebilir?

Deniz Fenerini arkanıza alıp, solunuzda deniz, sağınızda şehir yürüyüp bu caddenin sonuna geldiğinizde, yol kendiliğinden sağ doğru dönecek ve sahil boyu restoranlar çıkacak karşınıza… Buradaki taverna/restoranlardan istediğinizde oturabilir ve denize karşı harika bir akşam yemeğinin tadını çıkartabilirsiniz… Akşam yemeği dedim ama öğle yemeği de güzel oluyor hani… Biz Duygu’yla öğle yemeği için bu restoranlardan birinde, kabak kızartma başta olmak üzere, harika mezeler eşliğinde uzomuzu keyifle içip, denizin maviliğine kadeh kaldırdık… Keyif insanıysanız, iştu bunu seveceksiniz! Hem arada martılar da geliyor misafirliğe, onlar da seviyor mezeleri! Bu restoranlardan örneğin Loukoulos’u deneyebilirsiniz. Menüler Türkçe 🙂

Nisiotiko Deniz Mahsulleri Restoranı da biz Türkler tarafından çok sevilen, bloglarda da çokça tavsiye edilen bir restorandır ve evet, ben de kesinlikle tavsiye ediyorum, yemekleri bir harika! Trüf yağlı ve karidesli şehriye ile karamelize soğanlı kalamar sote tavsiyedir 😉 Ve uzo… Burada da Türkçe menü var ve ayrıca Türk bir garsonumuz da güler yüzü ve misafirperverliği ile karşılıyor bizi… Önceden arayıp yer ayırtabilirsiniz. İç kısımda, balkon kısmında ya da sokaktaki masalardan birinde keyifle oturabilirsiniz… Bu yazımda “keyifle” kelimesini çokça kullandığımın farkındayım ama o keyifli mezelere, keyifli sofralara, keyifli sohbetlere “keyifli” kelimesinden başka ne kullanabilirim ki? 🙂 Rakı (burada Uzo) sohbetlerinin keyfi ayrıdır da bende… Uzun uzun oturulur o masada, mezeler yavaş yavaş muhabbetle yenir, dertler gider, neşeler çoğalır, ağlayanı güleni hep bu masadadır… İnternet siteleri ise: http://www.nisiotiko.gr/

Yemekten sonra kahve ya da bira ya da bir kokteyl için Dimokratias Caddesi’ne geçebilirsiniz. Cadde üzerinde birçok kafe/bar göreceksiniz. Bunlardan Room 6 ya da Soho’yu tercih edebilirsiniz. Room 6’de kokteylin yanında küçük bir meyve tabağı ve biranın yanında ise cips ikramları… Ayrıca bazı geceler canlı müzik de var, içerisi bar… Soğuk kahveleri de güzel… Frappe ya da Freddo Cappuccino içebilirsiniz. Fotoğraflar Room 6’dan…

Sahil yolundaki Κυβερνείο/Kivernio’yu da tavsiye ederim. Kokteylleri, kahveleri güzel olduğu kadar yemekleri de gayet güzel… Balık ya da meze yemek istemiyor ve örneğin bira yanında bir şeyler atıştırmak istiyorsanız burası size göre olabilir 🙂 Kahve içerseniz de yanında kek ikram ediyorlar 🙂 ya da kurabiye ama mutlaka ikramları var. Bunu seviyorum… Sıcak ya da soğuk kahve sipariş ettiğinizde mutlaka tatlı bir ikramları oluyor hem de minicik değil, gerçekten ya kurabiye tabağı ya da bir dilim kek geliyor önünüze, eh, madem önümüze gelmiş, yemeden de olmaz şimdi 🙂

Peki… Öğleden sonra caddede yürüyorsunuz ya da arabaya binip Makri’ye (birazdan anlatacağım) ya da artık eve gideceksiniz… Canınız da kahve istiyor… Ama yürüyerek içeyim ya da arabada içeyim diyorsunuz… O halde adresiniz Dimokratias Caddesi’ndeki Mikel! Mikel zincir bir kahveci dükkanı olup, kendileri hakkında, ‘Starbucks’ın küçük Yunan problemi’ başlıklı bir yazı görmüştüm 🙂 Mikel’in şu anda 163 mağazası varmış… Starbucks problem yaşıyor mudur? Sanıyorum yaşıyordur… Kahveleri gerçekten çok lezzetli… Yalnızca Dedeağaç değil, Yunanistan’ın neresine giderseniz bir dükkanlarını görebilirsiniz. Selanik’te mesela, orada da var elbette 🙂 Mutlaka tavsiye ederim.
http://www.mikelcc.gr/en/

Peki biraz da denize gireyim, güneşleneyim diyorsunuz… Hakkınız, demelisiniz! O halde Makri’ye doğru yola çıkıyoruz. Makri, Dedeağaç’a 15 dakika mesafede, plajları olan sevimli bir liman köyü (ya da kasabası). Sahiline indiğinizde sıra sıra birçok plaj var “beach” yani 🙂 Biz en sondaki Ammo Ammo Beach’i tercih ettik (trip advisor sayfalarını buraya koyuyorum internet sitelerini bulamadım da… https://www.tripadvisor.com.tr/Restaurant_Review-g189509-d7710265-Reviews-Ammo_Ammo-Alexandroupoli_Evros_Region_East_Macedonia_and_Thrace.html )

Arka taraftaki şezlonglar ücretsiz, ön taraftaki pufudikli şezlonglar ücretli, kişi başı 5 Euro idi. Ücretsiz şezlonglarda oturup yiyip içtiğinizi ödeyerek güzel vakit geçirebilirsiniz. Şezlonglarda oturduğunuzda plaj menüsünden ister kokteyl ister kahvelerinizi söyleyebilirsiniz. Ayrıca yukarı kısımda restoranları da var. Restoranında yemek yemediğimiz için bir yorum yapamayacağım. Duş ve soyunma kabinleri de mevcut. Plaj sonrası arabaya bindiğimiz için bizim için o duş ve kabin hayati öneme sahipti 🙂

Yemek için limanda Ta Filarakia tis Makris sto Limanaki Restorana gittik ve çok memnun kaldık. Hafif esen rüzgar, önünüzde liman ve uçsuz bucaksız deniz manzarası… Huzurlu bir ortam, yemekler güzel, servis yine güler yüzlü… Bize Türk bir garson, yine güler yüzüyle yardımcı oldu ve çok güzel yemek tavsiyelerinde bulundu, giderseniz onun tavsiyelerine uyun derim 🙂

Facebook sayfaları varmış, merak edenlere:
https://www.facebook.com/filarakialimanaki/?ref=page_internal&utm_source=tripadvisor&utm_medium=referral
Makri’de başka güzel restoranlar da varmış elbette, biz henüz gidemedik 🙂

Bu arada, Dedeağaç ile ilgili değil aslında şimdi söyleyeceğim ama küçük bir bilgi olarak vermek istedim. Yollarda, kimi ahşap kimi mermer kimi seramik kimiyse camdan yapılmış bu küçük anıt kiliselerden görürseniz, bilin ki orada biri vefat etmiş… Çok hüzünlü değil mi… Ne zaman bir virajda bu küçük anıt kiliselerden görsem hüzünleniyorum… Ve biz insanlar, sevdiklerimizin ardından onları anmak için yaptıklarımız…

Görür de merak ederseniz diye bu küçük notu da düşmek istedim…

Pekala, hemen bu hüzünlü ruh halinden çıkıyoruz ve bir iki alışveriş tüyosuyla devam ediyoruz 🙂 Tüyo da denmez ya aslında… Market ya da eczaneye girerseniz benim ve Duygu’nun çok sevdiğimiz Korres ürünlerinden satın alabilirsiniz. Korres’in hem güneş kremlerinden hem de günlük bakım kremlerinden biz çok memnun kaldık. Özellikle güneşte saç koruyucu spreyi çok başarılı! İnternet sitelerinden ürünlerini inceleyebilirsiniz https://www.korres.com/en/home Şimdi tüyo 🙂 geliyor! Daha ucuza satan bir yer var https://www.vita4you.gr/en/ evet, Korres’in ve birçok markanın ürünlerini daha uygun fiyata satıyorlar. Buradan internet üzerinden alışveriş yapıp otelinize siparişinizin gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Siz Dedeağaç’a otelinize gittiğinizde kutunuz orada sizi bekliyor olur! Nasıl fikir? 😉 İnternet üzerinden ya da eczaneden alamazsanız, sınırda freeshopta da var ama fiyatları az daha pahalı tabi…

Sinekler sizi çok mu seviyor? Yunanistan’da da sevmeye devam edecekler inanın! Bunu sineklerin pek sevdiği bir insan olarak söylüyorum 🙂 Market ya da eczanelerden sinek kovucu bileklikler alabilirsiniz. Gerçekten çok işe yarıyorlar ama bir o kadar da kokuyorlar 🙂 Peki, diyelim ki bileklik takmak istemiyorsunuz ve aldığınız tüm tedbirlere rağmen o sinek geldi ve sizi soktu ya da böcek 🙂 Onun da çözümü şu küçük sprey…

Dedeağaç dedim, sivrisineklere geldim 🙂 Peki, şimdilik sanıyorum burada sonlandırsam iyi olacak, ama, aslında, bir de, evet bir de, hazır Dedeağaç’a gitmişken bir saat daha yol gidip İskeçe’yi (Xanthi) de bir görseniz mi desem? Çok uzatmadan, İskeçe’den sadece birkaç fotoğraf koyuyorum, vaktiniz olursa gidip görün bence, çok sevimli, çok huzurlu, çok sakin… Bir gece iki günlük tatilde, denize girmek istemeyenler ya da baharda hafta sonu tatili yapanlar İskeçe’yi pekala tercih edebilir 🙂

Bu yazımda adı geçen Thassos ve Halkidiki’yi de yazmıştım. Merak edenler, gidecek olanlar ya da buralara seyahat etmeyi planlayanlar için :
Halkidiki http://teneffushane.com/mavi-cennet-halkidiki-deniz-pekgenc/
Thassos http://teneffushane.com/thassos-deniz-pekgenc/

Diğer kültür/sanat/seyahat yazılarımızı Yazıhane Bölümümüz içerisinden bulabilirsiniz.

Keyifli okumalar,
Keyifli tatiller,
Keyifli günler herkese!

Sevgiler,
Τα λέμε! (ta leme)
Görüşürüz!
Deniz
https://www.instagram.com/hermevsimdeniz/

About the Author:

avatar
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: