Birkaç Küçürek Öykü | Deniz Pekgenç

Gelenek
Sessizliğin içine adım attı, titrek elleriyle düğmeyi buldu, isteksizce lambayı açtı. Kalbi karanlık, evin tüm odaları ışık, üç gün yanacaklar böyle. 

Öksüz

Gülümsemesi havada asılı kaldı. Kimse alıp sahiplenmedi. Avuçladı, sıktı, ezdi. Maskesini geçirip yüzüne indi asansörden.

Olmadı
– Yemeklerde hep şarap mı tercih edersin?
– Evet.
– Anladım. Hım… Gerilim filmlerini sever misin?
– Yok, korkarım ben.
– Sigara?
– Yok, kullanmıyorum.
– Kayak, sörf gibi sporlar?
– Pek spor yapmam.
– Yemeğin bitti mi?
– Evet, teşekkürler.
– Motosikletle geldim, bırakabilirim istersen?
– Yok, çok tehlikeli.
– Kalkalım mı?
– Olur.

Pişmanım, Seviyorum Sesini!
Tak tuk tık. Bir susmadı gitti. Sürekli tak tuk tık. Bir rahat kitap okutmuyorsun insana! Satın aldığından beridir buzdolabı çenesini bir türlü kapatamamıştı. Filmin tam ortasında, dergi karıştırırken ya da daha beteri tam uykuya dalacağı sırada, tak tuk tık! Yetmişti artık, iyi bile dayandım sana beş aydır. Gündüz işler, akşam eve gel, ancak yemek ye, dinlen derken çağıramamıştı servisi. Aradı. Gelip yaptılar bir gün sonrasında. Oh, sonunda! Yastığa koydu başını, kapanmıyor gözleri, fazla mı sessizdi ev? Sağ yanındaki boş yastığa düştü eli, karanlık çöktü birden odaya, yalnızlık geldi oturdu üzerine, fazla mı sessizdi ev? Kalktı, buzdolabının kapağını açtı, kurcaladı, sağına soluna tekme attı. Bozulsana!

Mavi Kelebek
Açık pencereden içeri süzüldü. Mor bir menekşe saksıda, saksı sarı, renkler bir harika. Düşündü. Masmavi eşsiz bir kelebeğim ben, hayranlıkla bakar her göz, topu topu yirmi dört saatim var, her eve giren sıradan bir menekşeyle geçiremem vaktimi… Vazgeçti, döndü geri, bahçedeki kırmızı gül göz kırptı, narince kondu yaprağına. Hayır, pek kadifemsi, çok narin, gereksiz romantik, sıkılırım ben böylesinden. Belki de uzaklaşmalıydı şehirden. Gelincikler, ah, ne de güzeller, onlar da kırılganlar, koparılsalar topraktan, dakikalar sonra cansız kalırlar. Yok, gelincik de olmazdı, vaktini boşa harcamamalıydı. Yolda bir papatyayla karşılaştı, biraz asi, yalnız, üzerinde tırtıl bir de. Selam verdi papatya, sohbete davet etti. Tırtıl yer bitirir, başka çiçeğe geçer, bu da tek dal sallanır durur, zavallı bihaber! Kaldırdı başını havaya, göz süzüp uzaklaştı mavi kelebek. Etrafa bakındı, uçtu, devam etti, gözleri dört döndü, bulamadı aradığını, eh bir mola vermek iyi gelirdi. Yaşlı bir incir ağacının yaprağına kondu usulca. O da ne, kur mu yapıyor yoksa incir ona? Ay iki nefes alacaktı, pişman oldu, kalktı hızla. Yılışık bir mantar, burnu havada bir lale, amaçsız otlar, yoktu işte ona yakışanı. Dakikalar geçti, ardında kaldı saatler, akrep batırdı iğneyi, hoş geldin dedi toprak, özledin mi beni?

Kısas
Dönüşü yok, cezası yok, ferman var vicdandan, başka yolu yok. Yirmi dakikada sipariş teslim edilmeliydi. Gecikirse patates kızartması lastik oluyor, müşteri şikayet ediyor, yevmiyesinden kesiliyor. Hızlandı. İki arabanın arasından geçti. Kırmızı küçük arabanın önüne kırdı. Yan yattı. Kamyon geçit vermedi. Kaldırıma çıktı. Hiç aklından geçiremezdi, bilemezdi, bilebilir miydi? Koşarak bir anda çıkmıştı önüne, kahkahaları lastiğine çarptı, mavi gözleri kalbine, minik bedeni kaldırıma. Dönüşü yok, cezası yok, ferman var vicdandan, başka yolu yok. Küçücüktü, gözlerini görmüştü bir anlığına, bıçak olup saplandılar kalbine, nasıl yaşanır bu acıyla? Sebebi olmuştu, çaresi olamazdı. Tüm pencereleri kapattı, havlu koydu kapı altlarına, çakmadan açtı ocağı, yanına çöktü, son nefesini vermek için nefes aldı. Üzgünüm küçük kız, af dilemeye geliyorum.

Ne Yaparsan, Kendine!
Acayip heyecanlanmıştı müdürü, tamam demişti, işte bu! Hemen yarın başlıyoruz çalışmalara, kendi ekibini kur, ne gerekiyorsa destek olsunlar sana! Nasıl da ferahlamıştı, umut dolmuştu içi, iki yıldır ilk defa gülmüştü Mehmet’inin yüzü, boşa gitmemişti aylarca beraber verdikleri emek. Doğum günü partilerini kaçırmıştı, o çok istediği filme gidememişlerdi. Fransız şarkıcı, hem de dinlemekten en çok keyif aldığı, gelmişti de gidememişti konsere, hem boşa masraf yapmamalıydılar hem de Mehmet pek beceremezdi düşündüklerini yazıya dökmeyi, slaytları da hazırlayamıyordu, görsellik önemliydi, sunumu harika olmalıydı, tek hakkı vardı yoksa artık kapı dışarı edilebilirdi. Neyse ki her şey yolunda gitmişti. Coşkulu sesine dayanamayıp atladı boynuna, kutlama yapmalıydılar! Durdu Mehmet, bir adım geri çekildi, sağ eli sakalına gitti, endişelendiğinde yapardı bu hareketi. ‘Şimdi’ dedi, her şeyimi bu projeye adamalıyım, beraber olamayız!

About the Author:

avatar
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: