Dali Tiyatro ve Müzesi (Dali Musuem Theartre) Barselona’ya trenle yaklaşık 50 dakikalık bir mesafede bulunan Figueres’te, eski Belediye Tiyatrosu’nun kalıntılarının üzerinden yükseliyor ve ziyaretçilerini gerçeküstü bir yolculuğa çıkartıyor. Müzenin kendisi tek başına bir sanat eseri, hatta Dünya’nın en büyük sürrealist objesi olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda Müze, Salvador Dali’nin de son eseri olarak anılıyor.

Müzenin girişinde sizi bir dalgıç kostümü karşılıyor. Elbette alelade bir kostüm değil bu… Londra’da düzenlenen Birinci Uluslararası Sürrealist Sergisinde Dali, yaptığı konuşması sırasında “bilinçaltını sembolize etmesi için” bir dalgıç kostümü giyer, konuşması sırasında neredeyse boğulacaktır, seyirci bunu fark etmez ve Dali konuşmasını bitirip kostümünü çıkartınca bir alkış kopar. İşte o alkışlar size müzenin girişinde ‘Hoşgeldiniz’ diyor şimdi.

Müzenin dışı da en az içindekiler kadar ilginç elbette… Dış cephesine bakıldığında duvarların üzerinde dimdik duran yumurtalar ilk anda dikkatleri çekiyor. Dış cepheye yaklaştığınızda ise duvarlardaki altın sarısı yuvarlak objelerin somon ekmekler olduğunu görüyorsunuz. Bunlar elbette tesadüfi objeler ya da sırf gerçeküstü olsun diye duvarlara tutuşturulmuş objeler değil.

Dali, sanatın yenilebilir olması gerektiğine inanıyor. Ekmek Dali için çok büyük önem taşıyor. Duvarlardaki sarı kabarcıklar, Katalan Bölgesi’ne has ekmekler. Yumurta ise üremeyi simgeliyor. Her ikisinin ortak noktası ise dışlarının sert, içlerinin ise yumuşak olması… Hatta Dali, kendisinin de içinin yumuşak dışının ise ‘hermit yengecinin kabuğu’ kadar sert olduğunu söyler. Dali’nin takıntılı olduğu bir diğer obje ise kaşıktır. Bu nedenle ekmek – yumurta – kaşık üçlüsü çoğu eserinde de görülebiliyor.

Ekmek, Dali için aynı zamanda kutsaldır. Ekmek Sepeti tablosu da Dali’nin en bilinen eserlerinden biri… Müzenin dışından bahsederken ‘ekmek’ ve ekmeğin Dali için önemini vurgulayınca bu tablosunu da göstermek istedim. Fotoğraf iyi değil, farkındayım. Çünkü telefonumla çektim. Çünkü gidip kendi gözlerinizle görmek istersiniz diye, buraya iyi bir fotoğrafını koymuyorum 🙂

Dali, kaşık kelimesinin Katalanca’sını çok seviyor. Kelimenin ağızdan çıkarken çıkarttığı sesi seviyor! Sizin de var mı böyle söylenişini sevdiğiniz kelimeler? 😉 Dali ‘kaylule uykusu’ yaparken de kaşığı kullanır, bir koltuğa oturur, bir eline kaşık alır ve yere tabak koyar. Birkaç dakika uyduktan sonra, derin uykuya geçmesinin ardından kaşık elinden düşüp tabağa çarpınca uyanır. Rüya ile uyanıklık arasında çıktığı bu yolculuk zihninin en açık olduğu ve en yaratıcı olduğu anlardır. Bu yöntemi aynı zamanda Einstein da kullanırmış, adına microsleep yani mikrouyku deniliyormuş. Denemek lazım 🙂

Müze’nin Açılışı

İspanya İç Savaşı’nda çıkan yangında Belediye Tiyatrosu yanar, bir kısmı yıkılır… Koridorlar, sahne kemerleri gibi bir kısım yapıları ise ayakta kalır. Dali, ilk sergisine ev sahipliği yapan Belediye Tiyatrosu’nu restore eder ve “Dali Tiyatro ve Müzesi” haline getirir. Müze 1974’te açılır ve fakat Dali açılıştan sonra da uzun yıllar müzeye eklemeler yapmaya devam eder. Müzede Dali’nin 4.000’in üzerinde eseri bulunuyormuş… Bir kısmı yalnızca bu müze için yapılmış…

Yağmurlu Taksi

Müzeye girdiğinizde sağınızda ve solunuzda uzanan koridorları es geçip avluya çıkıveriyorsunuz (en azından ben öyle yaptım 🙂 ) çünkü avlu sizi resmen çağırıyor. Avlunun ortasında bir Cadillac, onun üzerinde bir tanrıça, onun da üzerinde bir kayık! İster istemez insan koridorları boş verip avluya atıveriyor kendini… Dali’nin Yağmurlu Taksi isimli bu eseri hareketli bir eser, bir Euro ile çalışıyor. Parayı attığınızda arabanın içine yağmur yağıyor.

Eserin hikayesinin şöyle olduğu söyleniyor; Dali Amerika’da olduğu bir gün yolda yağmura yakalanır, taksi beklerken önünden geçen bir Cadillac, Dali’yi fena şekilde ıslatır. O günü unutmayan Dali daha sonra kendisine bir Cadillac alır ve arabasını bu esere çevirerek, içine yağmur yağdırır, ‘zenginler de ıslanır’ der! Dali’nin şiddete karşı olduğunun bir göstergesi olarak ise arabanın camı kırıktır. Arabanın üzerindeki bronz heykel sürrealist sanatçı Ernst Fuchs tarafından hediye edilmiştir. Üzerindeki kayık ise Gala’nındır. Kayığın üzerinden hareketi ve bereketi simgeleyen sperm dolu prezervatifler sarkmaktadır. Arabanın içine bu düzenek içinden yağmur yağarken tepede de bir şemsiye açılıp kapanır.

Kadın Heykelleri

Hem dış cephede duvarların üzerinde hem de avluyu çevreleyen duvarlarda altın rengi kadın heykelleri göze çarpıyor. Altın kadınlar her yerdeler! Neden? 1929 yılında Luis Bunuel ile Dali; sessiz, siyah beyaz ve 16 dakikalık sürrealist bir film çekerler: Bir Endülüs Köpeği… Oscar’a aday olamaz ve ödül de alamazlar. Dali de, madem siz vermiyorsunuz bana Oscar heykeli, ben kendim yaparım der ve kendisine Oscar’ı armağan eder! 🙂 Pratik bir çözüm!

Salvador Dalí’nin çizimleriyle Walt Disney Pictures’ı bir araya getiren Destino isimli bir başka animasyon filmi daha var. Bu film Oscar’a aday olur lakin, Destino 2003 yılında Dali’nin çizimlerine teknolojik imkanlarla animasyon eklenmesiyle tamamlanır ve 2004’te Oscar’a aday olur. Dali ise çoktan bu ölümlü dünyaya veda etmiş, resmettiği cennette aşkı Gala’yla buluşmuştur. Bu nedenle filmin Oscar’a aday olduğunu göremez… Destino‘yu youtube’tan izleyebilirsiniz, yaklaşık 6 dakikalık kısa bir animasyon filmi ve gerçeküstülüğü kesinlikle izlenesi! Mavi ile çizdiğim Destino yazının üzerine basınız 🙂

Avluda kadın heykellerinin, ortada duran koca eserin yanı sıra duvarlarda bir sürü ayrıntı var, insan her bakışında farklı bir detayı fark ediyor. Lakin anlatması bana zor, dediğim gibi ne öyle çok sanattan anlarım ne de anlatabilecek kadar bilgim var, en iyisi yolunuzu müzeye düşürün bir gün, kendiniz görün isterim.

Labyrinth

Avlunun arkasından merdivenlerden çıkıp cam kubbeli ana giriş holüne adım atıyoruz. Aman Allah’ım bak bak bitmez bu duvarlar. Ufaklı büyüklü birçok eser, bir o kadar ayrıntı! Bu cam kubbe de yapıldığı andan itibaren herkesin ilgisini çekmiş… Müze açıldıktan sonra Figueres bu cam kubbeyle anılmaya başlanmış. Bir o kadar da turist akın etmiş elbette…

Ama duvarı boydan boya kaplayan Labyrinth isimli eser girişte en dikkat çekeni… Bu tablosunu Amerika’da yapıp müzeye getirmiş deli dâhimiz… İnsanın iç dünyasına ve bilinç altına göndermeler yapıyor…

Abraham Lincoln

Labyrinth’ten gözlerinizi ayırıp sol tarafa doğru baktığınızda, çıplak bedeniyle denize doğru bakan Dali’nin tek aşkı Gala’nın harika bir tablosunu görüyorsunuz. Tablonun fotoğrafını çekmek istediğinizde ise Amerikalı siyasetçi, devlet başkanı ve hukukçu olan Abraham Lincoln’ün bir tablosu çıkıyor karşınıza! Dali, sevgilimin resmini görebilirsiniz ama onu alıp evinize götüremezsiniz diyor bize! Uzaktan çekince silueti biraz gözüküyor sanki 😉 ama Gala’nın önünde durduğu manzara gözükmüyor, evet…

Rüzgar Sarayı Odası

Bu odaya girmeden önce lütfen boyun kaslarınızı esnetiniz ve omuzlarınızı güçlü kılınız! Çünkü içeriye girdiğinizde gözlerinizi tavandan alamayacaksınız! Tavanı boydan boya kaplayan bu yağlı boya sanat eserinde Dali, öldükten sonra Gala ile yeniden buluşmalarını resmetmiş…

Biz yeryüzünden, gökyüzünde buluşan bu çiftin ayaklarını görüyoruz. İnce detayların da bulunduğu bu eseri gerçekten büyüleyici! Dikkatlice baktığınız; çiftin birazdan binecek olduğu kader gemisini, Dali’nin hayatının çeşitli bölümlerini yansıtan enstantaneleri, sinek bacaklı filleri, o dönemki prens ve prensesin siluetlerini, eriyen saatleri görebiliyorsunuz.

Yatak Odası

Rüzgar Sarayı Odasından Dali’nin yatak odasına geçiliyor. Yatak odasındaki yatak da yatağın başı da koltuk da ve odanın her yanı ile her yanındaki objelerin tümü de Dali’nin sanat eserleri! Bu odada aynı zamanda Dali’in İstanbul seyahatinden kendisine hediye aldığı ayakkabı boyama kutusu da sergileniyor.

Mae West Odası

Bir koridordan çıkıp bir diğerine oradan bir diğerine girip dolaşırken mutlaka görmeniz gereken bir oda Mae West odası… Duvarları kırmızı olan bu odaya girdiğinizde duvara asılmış iki adet fotoğraf, ortada duran bir kanepe var evet ama oda kesinlikle bu nesnelerden fazlası… Odanın sağ tarafından bulunan merdivenden çıkıp kocaman mercekten baktığınızda 1980 yılında hayata gözlerini yuman Amerikalı tiyatro ve sinema sanatçısı Mae West’in yüzünü görüyorsunuz.

Picasso Tablosu ve Dali’nin Portresi

Dali, sanat hayatında etkilendiği ve dahi olarak gördüğü Picasso’ya olan beğenisini ve ona duyduğu karışık hislerini dile getiriyor bu tablosunda… Diğeri ise kendi portresi…

Her Koridorda Yüzlerce Tablo Yüzlerce Heykel

Müzeyi dolaşırken önce geçtiğim her eseri tek tek incelemeye ve anlamaya çalıştım, yok olmadı… Hem çokça eseri var her köşede hem de bazıları gerçekten benim için anlaşılmaz! Sevdiğim birkaçını paylaşıyorum aşağıda… Koridorlar, Dali’nin ilk sanat yıllarından son dönemine doğru dizayn edilmiş, en sonunda da Dali’nin hayatının bağlı olduğu ipi fark edişi tasvir ediliyor… Gidip görülmesi gereken müzelerden biri gerçekten!

Mücevher Sergisi

Dali; resim, heykel, sinema, edebiyatın yanı sıra mücevher tasarımı ile de ilgilenmiş. Şaşırmadım! Müzenin içinde bir de mücevher sergisi yer alıyor. Altından yaptığı bu mücevherler Dali’nin gömüldüğü mahzenin hemen yanında sergileniyor.

Dali, hayattaki tek aşkı ve ilham perisi Gala’nın ölümünden sonra hayata küser ve 1989’da hayata gözlerini yumar. 84 yaşında ölen Dali, müzenin kubbesinin altına gömülür.

Dali ve Gala’nın gerçeküstü aşkını daha önce yazdığımdan burada tekrar etmek istemedim. İlgisini çekenler: Gerçeküstü Bir Aşk Hikayesi: Salvador Dali & Gala yazısını okuyabilirler, hatta okurlarsa sevinirim çok! 🙂

Belleğin Azmi (Belleğin Direnci)

Salvador Dali denince akla ilk gelen tablodur sanırım! Değil mi? Birçok bilim adamı, birçok sanat tarihçisi tarafından yorumlanan eserin hikayesini Dali “Salvador Dali’nin Gizli Yaşamı” isimli otobiyografisinde anlatmış (okumadım ama okumak için not aldım). Bir akşam Gala arkadaşlarıyla sinemaya gitmiş, Dali’nin migreni tuttuğundan evde kalmış ve Gala’yı beklerken masada arta kalan kamamber peynirinin süper yumuşaklığını ve erimesini izleyerek düşünmeye başlamış ve ardından da bu eserini meydana getirmiş! Dali için yumuşaklık ve sertlik her zaman önem taşımış… Kendi iç dünyasını da her zaman süper yumuşak olarak tarif edermiş… Otobiyografisinde bu tablosunu “bizi cennetten kazıyıp atan doğumun korkunç travması” olarak yorumlamış!

Müzeden Çıkış

Sanatın ve gerçeküstülüğün ağırlığı altında ezilip kafam bir dünya olarak çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Aslında çıkmak da istemiyordum ama zaman dar tabi, akşam Barselona’ya dönüş treni var… Gördüklerimi gözümün önünden geçirmeye çalıştım. Sanırım ilk dönem resimlerinden daha çok etkilendim.

Müzede Gala her yerdeydi! Ve evet, bundan da etkilendim! Bu kadar aşık bir adamın insanın hayatında olması mucizevi bir şans mı yoksa kabus mu?! Bilemedim ama Dali’ninki aşksa ben aşktan anlamıyormuşum o kesin! 😉 Müze’nin çeşitli yerlerinde Gala’nın tablolarını görüyoruz. Her birinin ayrı bir hikayesi var ve her biri Dali’nin hayatının bir dönemini bizlere anlatıyor aslında. Mesela, Hiroşima ve Nagazaki’nin bombalamasından sonra Salvador Dali, nükleer fizik ve atomun parçalanma teorileri ile ilgilenmeye başlar, dine olan ilgisi de bu sırada canlanır ve atom parçalarını andıran şekilde Gala’nın portresini yapar, bu tablosu “Galatea of the Spheres”tır ve Galatea, mitolojideki deniz perisi anlamına gelir(miş).

Tüm bunları gördükten, okuduktan, hayranlıkla izledikten sonra ben neye ne kadar ilgi duyuyorum, diye düşündüm içten içe… Yine sanatın ve sanatçının karşısında ezildim… Ama yürümeye devam ettim, ne de olsa Barselona’ya dönmek için o treni kaçırmamamız lazım 🙂 Devam edince müzenin çıkışına doğru bizi bir başka galeri karşılıyor ve burada ünlü fotoğrafçıların çektiği “Dali Fotoğraflarıyla” karşılaşıyoruz, harika! Eğlenceli fotoğraflar…

Fotoğrafçı: Robert Whitaker (13 Kasım 1939, Harpenden (Hertfordshire, England) – 20 Eylül 2011)

Fotoğrafların fotoğrafını çektikten sonra elbette her müzenin çıkış kapısına beş dakika kala, bizleri sinsice içeriye davet eden hediyelik eşya dükkanına giriyoruz. Yalnızca 5 Euro’luk tek bir şey aldım kendimle gurur duydum! 🙂 Müzeden çıktıktan sonra karnımız acıktığından önce bir şeyler yiyip ardından Figueres sokaklarında gezindik biraz, ardından trene binip doğru Barselona’ya…

Fiyatı nedir? Ne zaman açıktır? Gidelim mi? 🙂

Müzenin şu anda giriş ücreti, bileti kapıdan alırsanız 15 Euro, internetten alırsanız 14 Euro ve eğer gece gezmek isterseniz 18 Euro (gece ışıklandırmayla görmek de harika olabilir!) Bazı Pazartesi’ler kapalı olabiliyormuş, diğer günlerse açık… Yine de gitmeden internet sitelerinden bakmanızı tavsiye ederim: https://www.salvador-dali.org/en/museums/dali-theatre-museum-in-figueres/info-practica/horaris-i-preus/

Barselona’ya gitmişken fazladan bir gününüz varsa bence trenle bir günlüğüne gidip müzeyi görmelisiniz, insanın bilinci açılıyor 🙂 Hatta seyahatinizi müze gezisini de katarak öncesinde planlayabilirsiniz tabi… Biz trenle gidip geldik ama otobüsü de tercih edebilirsiniz. Tren biletimin üzerinden fiyatını görebilirsiniz, azıcık pahalı bize göre ama biz son anda aldık hep ondan!!

Dönmeyip bir gece o taraflarda konaklarsanız, Dali’nin Gala için satın aldığı ve Gala’nın ölümüne kadar yaşadığı Figueres’e yakın mesafedeki Pubol kasabasında bulunan Gala Dalí Castle Púbol’u da ziyaret edebilirsiniz. Gala’nın yaşadığı bu kalenin hikayesini de Gerçeküstü Bir Aşk Hikayesi: Salvador Dali & Gala yazısı içeriğinde bulabilirsiniz. Dali’nin müzelerini ve eserlerini incelemek içinse: https://www.salvador-dali.org/en/

Umarım keyifle okumuşsunuzdur!
Umarım;
İspanya seyahati planlayanlara alternatif bir rota,
planlamayanlara da oraları bu yazıyla ve fotoğraflarla görme mutluluğu verebilmişimdir 🙂
Mutluluk ifadesi biraz fazla mı oldu? 🙂
Amannnn, görüp beğendiğimiz yerleri ve hayattaki güzel anları paylaşmazsak görmenin ne anlamı var!

Diğer kültür ve seyahat yazılarımız için: http://teneffushane.com/kulturvesanat/ adresimize göz gezdirebilirsiniz!

Sevgiyle kalın!
Deniz
instagram: hermevsimdeniz