Dolabın Üstündeki Kağıttan Bir An | Yusuf Kayseri

Bu mecraya yazdığım ilk yazıda; kötü bir haber aldığımı, o kötü haber ile ilgili bu mecraya zamanı gelince yazacağımı karar verdiğimi belirttim.

Hatta öyle ki 15 Ocak 2018 gecesi aldığım haberi için yazacağım tarihi bir sonraki gün eldivenimi çıkarttığım için üşümekte olan parmaklarımın sayesinde not almıştım. Telefonumun takviminde beliren o not gün yaklaştıkça beni zorluyordu. Aylar geçmiş olmasına rağmen nasıl bir yazı olacağını bilmeden -hatta bunu düşünmekten kaçarak- üstünü örtmeye çabaladım. Ta ki bugüne kadar… O güne gelmiştim…

Kötü haber, kötü haber… Peki ya ne bu kötü haber?

Biraz daha beklesin…

İnternetin olmadığı yıllardan bu yana, sevdiğim bir müzisyenin/müzik topluluğunun Dünya ya da Avrupa turnesi açıklandığını öğrendiğimde bir şekilde turne tarihlerini bulur ve eylül ayında nereye gideceklerine bakıp hayaller kurarım. Çünkü söz konusu zaman dilimi bir şekilde benim de doğum günümü barındırır.

Çocukluğumdan beri sevdiğim bir oyuncu olan Peter Sellers’ın benimle aynı günde doğduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim. Doğum günü benimle aynı olan ya da yakınlarında doğmuş olan insanlardan sevdiklerimin çıkması beni hep sevindirmiştir. Sevmediğim ya da hoşlanmadığım insanlarla doğum günümü ya da doğduğum ayı paylaşmak da bir o kadar üzmüştür.

Kısacası doğduğum günü severim. Yakınlarında doğanlar ile de (bazı zaman bilerek bazı zamanlar ise bilmeyerek) bağ kurmuşluğum vardır.

Bu yazının yazıldığı kişi Dolores O’Riordan da benim için öyle bağın kurulduğu bir insandır.

Elvis ya da The Beatles ile ilgili yazılarda hep şu yazılır: “Radyoda şarkıyı duyar duymaz insanlar şarkıyı tekrar dinlemek için radyoyu o kadar çok aradılar ki radyonun telefonları kitlendi.” Bunun bir benzerine Dolores O’Riordan’ın sesini ilk duyduğumda ben de şahit oldum. Yıllar sonra program yapacağım radyo istasyonunda o zaman 21.00-23.00 arasındaki programda o şarkıyı ilk kez dinlediğimde “tekrar çalın” diye aramak istedim, ama gece 10’dan sonra çalan telefondan hayır gelmeyeceği için (ki yıllar içerisinde bu tez çoğu kez doğrulandı) ebeveynlerim laf edeceği için aramamamıştım radyoyu. Başkaları aramış ama… Saatlerin 23.00’ü göstermesine 4 dakika 54 saniye varken ufak davul atağı ile anons bitti ve ondan da 38 saniye sonra o ses şarkıyı söylemeye başladı… İkinci kez…

“Another head hangs lowly
Child is slowly taken
And the violence caused such silence
Who are we mistaking?
But, you see it’s not me
It’s not my family”

Belki ders çalışmak istememekten, belki şarkıcının sesinden, belki o yılların nispeten imkanlarının kısıtlı olmasından, belki de sadece öyle olması gerektiği için o şarkıyı çok sevmiştim.

Zaman zaman rüyalarıma giren eski evimizde, ödevlerimi yaptığım çalışma masasına bitişik olan dolaba zamanında çıkartılmış etiketlerin bıraktığı izler için yapıştırmış olduğum kağıda o gece Zombie yazmıştım… 3 sene sonra o evden taşınırken o kağıda başka şeyler de yazılmış olsa da en büyük yazı Zombie olarak kaldı.

O gece, o şarkıyı dinlediğimde bir başkaydı… Tarif edilemez bir andı. Teletext’e uyumlu televizyon alındığında “dünya insanı” olduğumu düşündüğüm an kadar bireysel ve büyüleyici bir andı o an…

Albümlerini almadım, o anın büyüsünü yitirmek istemedim. Kaldı ki yaptıkları müzik, tam olarak sevebileceğim bir müzik değildi. Radyoda çalındığında dinlemeyebileceğim bir tarzları vardı.

Malum anın yaşandığı, malum kağıdın dolapta olduğu o evden taşınmıştık. Üniversite sınavında başarılı olup yaşamak istediğim o devasa kente gitmek istiyordum. Sınavım kötü geçmişti… Bir sınavın kötü geçmesi, yapabileceğinden daha azını yapmaktı. Sınavda işaretlediğim cevaplara bakmadım, istediğim okullara gidemeyeceğimi anladım… Sınavdan çıktığımda eve gittim, sınavımın çok iyi geçmediğimi söyledim ev ahalisine. Arkadaşlarım aradı, sınav hakkında yorumlar yaptık. Ben bir sonraki sene üniversite sınavına girmek zorunda kalacağımı biliyordum. Televizyonda, The Cranberries konseri vardı. O konseri izledim ve sınav buhranını unuttum. Çalınan şarkıların çoğunu bilmiyordum, bilmememin bir anlamı yoktu, sonuçta ben evinde televizyonun başında izleyen biriydim sadece. Şarkıları ben söylemeyecektim ki… Şarkıları Dolores O’Riordan söyleyecekti…

1990’dan 2003’e ve tekrar birleştikleri 2009 senesinden 15 Ocak 2018’e kadar Dolores söyleyecekti o şarkıları…

Dolores O’Riordan, her gün görüşmediğin ama arkadaş olmaktan da mutlu olduğum biri gibiydi benim için… Kendini kötü hissettiğinde yolda beliren ve durumunu anlayan seni çay içmeye davet eden, çay içerken de can sıkıntını gideren arkadaşı olur ya insanın… Dolores de benim için aynen o kişi idi…

“-di’li geçmiş zaman” çoğu zaman hüzün verir bana, şimdi de öyle oldu…

Tam adıyla Dolores Mary Eileen O’Riordan, 1971 yılının 6 Eylül günü doğmuş… Yılları saymazsak benden 2 gün önce…

İyi ki doğmuşsun Dolores…
Güle güle Dolores…

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: