Telefonuna gelen mesaj sesi, bu saatte kim olabilir ki? Yine münasebetsiz bir banka diye düşündü. Gelen mesaja baktı, rehberinde kayıtlı olmayan bir numaradandı. İlk kelimeleri okuyunca içinde burkulan bir şeylerle, o anda anladı. ‘’Bugün seni gördüm, yıllar sonra buradasın, hala eskisi gibisin‘’ yazıyordu. Kimdendi mesaj düşünmedi bile, oydu yazan, anlamıştı. Cevap olarak sadece bir soru işareti yolladı.

Ertesi sabah buluşmak için yola çıktığında aklından ‘yıllar sonra neden’ diye geçiriyordu. Yorgundu, bütün gece uyuyamamıştı. Köşedeki pastanenin önünden geçerken bir zamanlar buranın su muhallebisini ne kadar çok sevdiklerini hatırladı. Korkuyordu, kendisini gören kişi ona, yıllar sonra eskisi gibisin diyebildiğine göre dün çok yakınındaydı, markette miydi sahilde miydi nerede karşılaşmışlardı ve o neden onun farkına varamamıştı. Yıllarca unutamadığı o eski aşkıyla nasıl da birbirine teğet geçip gitmişlerdi. Yaşlanmış mıydı, yıllar sonra nasıl biriydi karşılaşacağı kişi?

Ansızın sahile indi, ayakkabılarını çıkardı, yalın ayak kumların üzerinde yürüdü, ince keten pantolonunun paçalarını sıyırdı, denizin dalgalarının ayaklarını ıslatmasına izin verdi. Su henüz ısınmamış diye geçirdi aklından. İçini bir ürperti kapladı, üşümüştü. Delilikti bu yaptığı, geri dönmek istedi. Evliyim ben diyordu, üstelik iki çocuğum var. Neydi bu yıllar sonra olup biten?

Eski Türk filmlerinin çekildiği şirin bir sahil kasabasıydı Akçay, İlk kez tatile birlikte buraya gelmişlerdi. İlk günler ikisi de suyu ne soğuk demişlerdi. İlk kez burada birbirlerine ait olmuşlar, günlerce burada sevişmişlerdi, bir rüyadan uyanmak gibiydi burada olmak. İlk kez birlikte kanoya binmişlerdi. Kano su alıp batarken korkma demişlerdi birbirlerine ama o endişeliydi, giderek batıyorlardı. Epeyce uzaklaştıklarını, çıktıkları başka bir sahildekilere neredeyiz biz dediklerinde, oradakilerin ‘Siz nasıl buraya geldiniz? Bu kanoyla mı?’ diye şaşkın şaşkın bakışlarından anlamışlardı.

Fırına yeni sürülmüş simit kokuları burnuna geldiğinde, acıktığını hissetti. Çok değil üç dört saat sonra, bu simitler sahili dolduran kalabalığa, genç delikanlılar tarafından satılacak diye geçirdi içinden. Sahilde sabahladıkları gece geldi aklına, simit alıp yemişlerdi. Hala üşüyordu, saçlarına elini attı, rüzgar dağıtmıştı. ‘Nasıl görünüyorum kim bilir, berbatım’ diyordu.

Yıllar güzel geçmişti, onunla nasıl geçtiğini anlamadığı bir yedi yıl, sonra bir gün sen de bitmedi mi bir şeyler diye sorulduğunda nasıl yani diye içinin burkulduğunu hatırladı. O andan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmamıştı. Ortak arkadaşlarından birinden birisi ile tanışmaya gittiğini duyduğunda ‘neden’ diyebilmişti. Yüzleşme, hesaplaşma ağır olmuştu. ‘Ben onunla sadece tanıştım ama inan aramızda bir şey olmadı’ yanıtına inanmamıştı. Bugün bile düşününce hala inanmıyordu çünkü karşı tarafa sordurmuş o gece uygun bir mekan olsaydı birlikte olacaktık dendiğini öğrenmişti.

Aldatmak ille de yatmak mıydı be sevgili, beden midir sadece fahişe olan yoksa ruhlar da fahişe miydi? Onu görüp ne diyecekti ki ne soracaktı; Yıllarca kaç kişi ile birlikte olduğunu mu anlatacaktı, tek gecelik ilişkilerini, teri kurumadan başkaları ile olduğunu, onu unutmak için kaç bedene dokunduğunu mu, kaç yatağa girip çıktığını mı anlatacaktı. Yıllarca vanilyalı dondurma, vanilyalı tatlı yemeyen bir adamın, hatta kokusundan nefret eden bir adamın bir gün tesadüfen onun kokusuna benzetip aşkı vanilya kokusu olarak adlandırdığını mı anlatacaktı. Bir gün önünden geçtiği pastaneye girdiğini, bu pişen nedir diye sorduğunda, vanilyalı kek dediklerinde, keki alıp ilk kez o zaman tadını öğrendiğini mi anlatacaktı. Sokakta yürürken onun kokusunu aradığını, kalabalık insanların arasında yürürken bazen onun kokusunu duyup, o burada diye bir anda yüreği hızla çarparak, onu nasıl aradığını mı anlatacaktı.

En zoru bir gün birisi ile tanıştığını, bir şarkıya birlikte ağladıklarını ama ona dönüp asla ben senin tesellici aşkın olamam demeyen birine nasıl bağlandığını anlatamazdı. Üstelik bu kişi hiçbir zaman ona dönüp o şarkılarda kime ağlıyorsun diye sormamıştı, bir kez bile onu yargılamamıştı. Yorgun argın uykusuz gecelerinde yastığınla yorganınla dalaşırken, acılar içinde kıvranırken ağzına sıkıştırdığın bir çarşaf, bir paçavra muamelesi yaptığım bu kişiyle evlendim mi diyecekti.

Köşeyi dönüp muhallebiciyi geçince orada onu beklediğini biliyordu, her hücresinin titrediğine yemin edebilirdi. Sahile yüzü dönük onu bekliyordu görür gibiydi, oradaydı hissediyordu, vanilya kokusu başını döndürüyordu evet aşkın kokusuydu, bu onun kokusuydu.

Saatine baktı saat tam buluşma saatiydi sekizde demişti mesajda, aynı bankta. Kaldırıma çıktı ayakkabılarını giyindi simitçiden dört tane sıcak simit aldı.