Fotoğrafa Bakan Kedi | zeynepalper

Kiminin içinden elektrik telleri geçiyordu, üzerinde kuşlar cıvıldaşan… Bense her yolculuğumda elektrik direkleri ile uğraşıyor gibiydim, kaba, sert, kopmaz, kırılmazdı… Ama bilirdim, göğe uzanırken, bir yandan ayaklarım hep toprakanaya yakındı, onun içindeydi… Nereye gitsem böyle oluyordu, nereden dönsem böyle hissettiriyordu. Kaybolmama izin vermiyordu sanki böylece, tuzla buz olup, kapıyı çarpıp çıkmama engel bi’şeydi…

Böylece çok zaman geçti, çok satır başı edindim, uğrak limanlarım olamadı, ülke bayrakları yandı içimde, ama peşini bırakmadığım çocukluğum hep sallandı köksüz ormanlarımda, denize kıyısı olamayan kasabalarda bile, balıkçı barınaklarına türküler saydırdım, kayboldum, sallanıyor sandığım o çocuk, kaybetti bisikletini bile, darmaduman oldum, balıkçı barınaklarına bakıp, şiirler yazmak istedim, görkemli bir dünyada büyümek istiyordum o zaman, taaa ki sanki hayatımın kuytusuna saklanmış o kedi gelene dek, saçlarımın ahenk ile dansını bile kıskanır, yeniden yeniden kaybettirirdi; bi’şeyleri evin içinde… Bağımsız bir dünya hayvanıydı oysa, adı sadece kedi, başka adı kabul etmezdi, ilk gördüğüm an hissetmiştim, böylece anı kutusuna bıraktım onu da, sonunu yazmak istemediğim bir hikaye gibi bu, seferlerim hiç bitmiyor, çivisi çıkmış bir hayatın tam ortasında, çiviye asılmış, eski bir gömlek gibi, sallanıp duruyorum, demek ki yaz günü, evde tüm pencereler açık ve rüzgar doluyor her yere, zihnimin merdivenlerinde yankılanıyor yalnızlıklarım, çivi canımı acıtıyor, ense kökümden aşağıya bağrışmalar duyuyorum, bir rüya içinde kabus gibi, perdeler uçuşuyor, gömlek sallanıyor, çıt yok… Uyanıyorum yalınayak bu fotoğraftayım, ateşin başına yaklaşıyorum, hava serin, ensemden tüm bedenime nemli bir ürperti yayılıyor, yağmur çiselesin istiyorum, ateşin dibine oturuyorum, konuşmak gerek hissi, susmalıyım derdi.. Kapıyı çalıyorum ama olması gerekenler yerinde değil, sarı bir inatla yıkımlar yaşıyorum, kaybediyorum, kayboluyorum… Ateşi söndürmek için ağlamak lazım diyorum, bir kıyıya usulca uzanıyorum, sanki annemin karnındayım, sahi biraz daha düşlersem hatırlarım belki o rahimdeki kararlı karanlığı, ağlıyorum, gözlerime kumlar, taşlar ve de en çok deniz kabukları değiyor, sildikçe yaşları iyice tuzlu bir akşamüstü oluyorum, güneşin vedasını izliyorum galiba, vedaları sevmediğimi hatırlıyorum, sarılamıyorum kimseye, “Allahaısmarladık” diyemiyorum, hep korkuyorum, çocukluğumun bisikletini kaybetmekten, denizin içinde kaybolmaktan, ateşi bilmeden söndürmekten… Uyanıyorum kabus içinde rüya gibi, yine aynı ben,  bir arabanın arka koltuğunda ve de sağımda giden elektrik direkleri ile oynaşıyor aklım, belli, gitmek istiyorum, beni burada tutan şeyi de alıp, burdan çok derinlere kaybolmak istiyorum, yine yeni yeniden…

By | 2017-08-21T06:31:50+00:00 Ağustos 10th, 2017|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
İklimsiz bir ülkenin son kalan vatandaşına ait bir dünya, koyu karakterli bir çaydan hediye, hislerimi dünyaya anlatmaca, ben buyum derken kelimelerle oynaşma… Bu, sade bir heyecandan, uzak bir hayale kavuşma çabası gibi, derinlerime inerken ben; belki de sen beni gör ve boğulmaktan kurtar diye, aslında hem beni, bir yandan da kendini… Hoşgeldin….

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: