Aslen size, Dali Tiyatro ve Müzesini (Dali Musuem Theater) göstermek niyetindeydim. Lakin ortada bir “aşk” varsa, siz istemeseniz de o aşk kendini ön plana çıkartıyor ve başlıkta da yerini bir güzel alıyor, hatta yazıyı ikiye böldürüp yayın sırasını bile kapıyor! Hakkı da var inanın, çünkü Dali ile Gala’nın aşkı tarihe geçen çok ilginç aşklardan, gerçeküstü bir aşkın hikayesi onlarınki…

Ben

Ben, ressam değilim. Ben, sanatçı değilim. Ben, sanat tarihçisi değilim. Sanattan anladığımı asla söylemem, söyleyemem, söylersem anlayanlara hakaret olur. Sanat akımlarını ancak okuduklarımdan anladığım ve onlardan da aklımda kalan kadarıyla bilir ama sanat konuşulan bir ortamdaysam sesimi çıkartmam. Gezip görmeyi, yeni yerler keşfedip deneyimlemeyi seven sıradan biriyim. Müze gezmek yerine yeme içmeyi daha çok sevdiğimi ve genelde keyif insanı olduğumu da söylemeliyim 🙂 Peki ya aşk? Yok, aşktan da anlamıyorum sanırım. Ama inanıyorum!

Dali ile Gala’nın aşkını öğrenince, yazmalıyım dedim, paylaşmalıyım… Nereden başlayacağımı bilemedim, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Hazır mıyız? 🙂

Gerçeküstü Bir AŞK Hikayesi

Bir yanda Dali;
Anne ve babasının ilk çocuklarının ölümünden tam 9 ay 10 gün sonra dünyaya gelen, ölen abisinin adı verilen, onun gölgesinde kendine yer bulmaya çalışan, ölümle cinselliği ta doğumundan itibaren ilişkilendiren, kadınlardan korkan ve cinsellikten kaçan…
Evet, ölen abisinin adını vermişler ona: “Salvador”!
Çocukluğundan beri kendisini bir şekilde göstermeye çalışmış Dali, ilgi çekmek istemiş hep… Bir takım teatral hareketleri, kimi zaman agresif davranışları kimi zaman herkesi şaşırtan ilginç davranışlarıyla Dali gerçeküstü bir çocukluk, ergenlik geçirmiş…
Kadınlardan kaçmış hep, dokunulmak istememiş, dokunmak istememiş…
İktidarsız olduğuna inanmış…

Diğer yanda bir Rus güzeli: Helena Dmitrievna Diakonava (Gala);
Dali ile tanıştığında evli ve bir çocuklu.

Dali, yaz aylarını Cadaquéz’teki aile evinde geçirirmiş genelde. 1929 yazında arkadaşlarını davet eder evine. Davet edilenler arasında sürrealist şair Paul Eluard, Dali’nin daha önce ilk kez Paris’te tanıştığı eşi Gala ve kızları Cécile de vardır. İlk görüşte aşık olur Dali, hem de ne aşık, bir kadına karşı ilk defa hisseder aşkı, dokunma isteğini, dokunulma isteğini, o tutkuyu… Daha da ötesi, Tanrı’nın insan kılığındaki ilahi bir görüntüsü sanki karşısındaki! Çekici, bambaşka bir havası var, tatlı bir aksanı… Neye uğradığını şaşırır!

Gala ve Salvador Dali – 1933

Dali, Gala ile ilk buluşmalarını, sürrealist kimliğine yaraşır biçimde hazırlamaya karar verir, boynuna inci bir kolye, kulağına kırmızı bir sardunya takar, kendi kanını sürer üzerine, sembolik bir takım süslemeler ve düzenlemeler yapar buluşacakları plajda… Derken… Gala’yı görür pencerede, heyecanlanır, vazgeçer, toparlar tüm süslerini etraftan… Gala ile ilk buluşmalarında Dali, kadınların yanında rahat olamadığından her zamanki gibi gülmeye ve ardından kahkahalar atmaya başlar… Her kadın kaçarken bu anlarda Dali’nin yanından, Gala sımsıkı tutar daha sonra sevgilisi, kimi zaman annesi kimi zaman işlerini yürüten ticari zekâsı olacağı Dali’nin ellerinden ve o günden sonra hiç bırakmaz. Diğer yandan Gala, Dali için kocasını ve kızını bırakır. Kızının sorumluluğunu baba üstlenir. Özgür bir kadın Gala, aşkını da özgür, derinlemesine ve kendince yaşar. Soğuk bir kadın derler Gala’ya, Dali içinse vazgeçilmez bir kadın olur Gala!

Gala ile Dali beraber yaşamaya başlar. Dali kadınlarla beraber olamadığından ve cinsellikten kaçtığından dolayı Gala ile kesinlikle cinsel bir ilişkiye girmez, hiç sevişmezler, sevişmemişler. Nasıl olabilir deriz belki, hadi canım deriz, yok ama gerçekten sevişmemişler hiç çünkü Dali bu ve Dali’nin gerçeküstü aşkı!

Bir süre sonra tutkulu bir kadın olan Gala, başka adamlarla cinsel ilişkiye girebilmek için Dali’den özgürlüğünü ister. Dali aşık olduğu kadının bu isteğini nasıl reddedebilir? Nasıl bir aşk bu Dali’deki diyor insan, deli bir aşk bu! İçi yansa da kabul eder bu isteği. Gala, bundan sonra eski kocası da dahil birçok aydın ve sanatçıyla beraber olmaya başlar, istediği adamla sevişir ve sevişmesinin ardından Dali’ye döner her seferinde. Beraberlikleri ruhlarındadır sanki, iç içe, “bir” gibi… Dali bir gün, Gala başka bir adamla sevişirken sessizce ve gizlice onları izler. Kahrolur, kalbi acır, ruhu ezilir. Derhal tuvalinin karşısına geçer ve aşkının ona verdiği acının çok yaratıcı eserler ortaya çıkarttığını fark eder! Bu hastalıklı yöntemi defalarca tekrarlar, acısını tuvallerine, heykellerine yansıtır. Ancak bir gün buna daha fazla dayanamayacağını fark eder ve Gala’ya bir kale (/şato) satın alır. Gala şatosunda yaşamaya başlar ve Dali, başka adamlarla karşılaşmamak için kaleye giderken öncesinde yazılı olarak haber vererek Gala’dan ‘randevu’ alır. İlerleyen yaşına rağmen Gala, çok renkli ve hareketli cinsel hayatı olan özgür ve tutkulu bir kadın olmaya devam eder! Özellikle genç aktörlerle ve genç sanatçılarla beraber olur, onlara hediyeler alır, sevgililerini mutlu etmek için çalışır ve genellikle kocasının hediye ettiği şatosundadır. Dali de buna karşılık birçok genç kadınla beraber olur, farklı kadınlarla boy gösterir fakat asla cinsel bir ilişki yaşamaz, sadece onların güzelliklerini talep eder ve her defasında Gala’ya döner. Bu noktada yeniden “Nasıl bir aşk bu Dali’ninki!” demek istiyorum. Aşktan öte bu, kesin… Gerçeküstü… Tıpkı Dali’nin kendisi gibi, aşkı da…

Evlenmek için Gala’nın eski kocası Paul Eluard’ın 18 Kasım 1952 yılındaki ölümüne kadar beklerler. Ardından 1958 yılında Girona yakınlarında bulunan Angles kilisesinde evlenirler.

Gala ve Salvador Dali – 1958

Gala tam on yaş büyüktür Dali’den. Dali, Gala için;
“Gala beni evlat edindi.
Ben onun yeni doğan çocuğu, oğlu, sevgilisiydim.
Gala benden ölümün etkilerini söküp attı.
Delirmememin nedeni, deliliğimi onun üstlenmesidir.”

der.

Hem annesi hem sevgilisi… Diğer yandan çok güçlü bir kadın Gala, dominant, hırslı, gözü pek… Dali’nin bütün işlerini de halletmeye başlar, tüm sorumlulukları üstlenir, maddi meseleleri dahil Dali’nin sanatıyla ve işleriyle ilgili her şeyini Gala halleder. Galerilerle bire bir Gala muhatap olur, gerektiğinde kavga eder. Eserlerin alıcılarıyla Gala diyalog kurar. Dali’nin eli kolu her şeyidir. Öyle ki, bir defasında arabanın lastiğini bile Gala değiştirmiş, Dali arabanın içinde oturmaya devam ederken…

Her eserinde hiç alakası olmasa bile bir yerinde mutlaka Gala’yı çizer Dali, Gala her yerdedir, ilham perisidir, eserlerine yansıyan bir modeldir, sanatının ayrılmaz bir parçasıdır, Dali’yi bütünleyen, Dali’nin hayatının ta kendisidir. Hatta öyle ki 1930’larda Dali, eserlerini hem kendini adını hem Gala’nın adını yazarak imzalamaya başlar.

Ama Dali’nin babası bu aşka karşıdır! Dedikodular da cabası…

Dali 76 yaşındayken kısmi bir felç geçirir ve fırça tutamaz hale gelince zorunlu bir emeklilik dönemine girer. Bu döneminde Gala’nın ilişkilerine artık dayanamaz ve Gala’ya fiziksel şiddet uygular. Gala’nın iki kemiği kırılır. Gala, Dali’ye yatıştırıcılar verir ve bu durum Dali’nin sinir sistemini etkiler ve uyuşturur. Yine de Dali aşıktır Gala’ya, ondan asla vazgeçmez.


Ta ki ölüm onları ayrına kadar Dali’nin aşkı devam eder her şeye inat! Gala, 1982 yılında 83 yaşındayken Girona’daki kalesinde veda eder hayata ve orada gömülür… Öldüğü sırada Gala’nın 22 yaşında genç bir aktör ile ilişkisi olduğu söylenir. Hala aşıktır Dali, delice aşıktır. Gala’nın ölümünden sonra yıkılan, yemekten içmekten kesilen ve yaşamaktan vazgeçip hayatla tüm bağlarını kopartan, sürekli olarak bağırıp ağlayan Dali acısını şu sözlerle dile getirir;

Gala’nın acısından
-ki benim acımdır
Gala’nın ölümünden
-ki benim ölümümdür
Başka hiçbir şey hayatıma dokunamaz.

Tam 53 yılık beraberlik Gala’nın ölümüyle kesintiye uğrasa da aslen, Dali’nin hayata gözlerini kapamasına kadar Dali’nin kalbinde ve Dali’nin ölümünün ardındansa tüm eserlerinde yaşamaya devam eder.

Dali

Deli mi dahi mi? Bu ikisinin arasındaki çizgi ince mi?
Dali ne demiş peki?
“Bir deliyle aramdaki fark benim deli olmamamdır!”

Kendisi dediyse kabul ediyoruz! 🙂 Büyük deha, sözünü nasıl reddedelim? Deliler deli olduklarını bilmezler, bense deli olduğumu biliyorum, o zaman ben deli olamam, şeklinde açıklaması da var, söylediği söz gerekçeli yani!

Dali’nin Gala’ya duyduğu o inanılmaz, gerçeküstü, büyük aşkı anlatırken yorum yapmamaya çalıştım ama şimdi bir yorum yapacağım: Dali’nin hayatı anlatılmaz! Adam o kadar çok şey yapmış, o kadar çok şey yaşamış ki hangi birini anlatacağımı bilemedim. Evet, o bir ressam ama sadece resimle kalmamış, heykelleri var, filmleri var, reklamlarda oynamışlığı var, makaleleri var, kitapları var. Bir sanatçı Dali, hayatını gerçeküstü bir sanat olarak yaşamış olan. Anarşist hareketleri var, tutuklanmışlığı var. Biraz da egosu var 🙂 ve sımsıkı bağlandığı bir aşkı!

Magazin sayfalarını süsleyen zengin bir hayatı, süslü püslü ilginç giysileri, katıldığı davetleri, tüm Dünya’da yankı uyandıran sergileri, herkesin tanıdığı ilginç bir yüzü ve çok bayıldığımız o ünlü bıyığı!

O; Gerçeküstü sanatın ustası, her adımı olay, her sözü manşet olmuş İspanyol ressam, Salvador Dali.

Tam adı Salvador Dali i Doménech olan Dali 11 Mayıs 1904 yılında İspanya’nın Katalan bölesinde yer alan Figueres’te, anne ve babasının “ölen kardeşinin reenkarnasyonu” olduğu inancıyla dünyaya gözlerini açar! Ölen abisinin adını alan Dali, abisinin sevgisi gölgesinde kendine bir alan yaratmaya, özellikle babasının sevgisini kazanmaya çalışır ama babasının sevgisinde hep bir eksiklik vardır, bu durum Dali’nin hayatında onarılamaz bir yara, büyük bir boşluk yaratmıştır.

“Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım.
Beni severken hala onu seviyorlardı aslında.
Belki de benden çok onu…
Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.”

1908 yılında doğan kız kardeşi Anna Maria’ya çok bağlıdır. Dali ilk oto portresini 10 yaşındayken yapar. Bu adamlar böyle işte, normal değil, olmaları da beklenemez hiç! Mozart beş yaşında mıydı ilk bestesini yaptığında? Onlarınki yetenekse bizimkisi ne? 🙂 İyi ki var olmuşlar ama… İyi ki var bu deli dâhiler!

1919 yılında Figueres Belediye Tiyatrosu’nda ilk sergisini açar. Burası daha sonra (aslında bu yazıyı yazmaktaki ana hedefim olan ama… Aşktır, Dali’nin hayatıdır derken bir türlü yazamadığım) “Dali Tiyatrosu ve Müzesi” olacaktır.

1921 yılında Dali annesinin ölümünün ardından “Hayatımın kusurlarını örten kadını kaybettim” der.

1922 yılında Madrid’e taşınır. 1926’da Paris’te Picasso ile tanışır ve ondan etkilenir. Daha sonra Freud ile tanışır ve ondan da etkilendir.

Hiçbir sürrealist ülkesini terk etmezken Dali, Gala ile beraber, önce İspanya İç Savaşı’ndan, daha sonra da Dünya Savaşı’ndan kaçmak için birçok yer gezer. Politikadan kaçar. Amerika’ya gider ve Newyork’a yerleşirler. Para kazanmaya başlar, hem de çok para! “Dolar Delisi” diye isim takarlar Dali’ye. Yaşarken sanatından para kazanan çok nadir sanatçılardan sanırım kendisi. Bence iyi yapmış 🙂

Sanatın her dalıyla ilgilenen Dali’nin bir diğer ilgi alanı ise bilim… Dali özellikle Hiroşima faciasından sonra bilime ve DNA’nın yapısına merak sarıp DNA’yı sanatının ana parçalarından biri haline getirmiş. Eserlerinde de bunu açıkça görebiliyoruz.

Dali, Gala’nın ölümünden sonra hayata küser ve 1989’da hayata gözlerini yumar. 23 Ocak 1989’da hayata veda ettiğinde, hasta yatağının yanında Erwin Schrödinger ve Stephen Hawking gibi bilim insanlarının kitapları bulunuyormuş.

84 yaşında ölen Dali, Figueres’teki Dali Tiyatro ve Müzesinin kubbesinin altına gömülür. Müzeye gezmeye gittiğinizde mezarını da ziyaret edebilirsiniz.

Gerçekten inanılmaz dolu bir hayat, çokça ayrıntı var, her yaptığı ve her söylediği olay olan bir insan nasıl anlatılır ki? Youtube’da gezinirken kısa bir biyografisini buldum, yaratıcı kişileri tanımıyorum ve bizimle hiçbir ilgileri yok ama fotoğraflarıyla beraber izlemek isteyenler için paylaşmak istedim, emek vermişler:

Gala

Sanata düşkün, zeki, yaratıcı zekayı anında sezen, hırslı ve güzel bir Rus kadını; Helena Dmitrievna Diakonava. Çocukluğunu Moskova’da geçiren Helena, babasını on bir yaşındayken kaybeder, annesi bir avukatla ikinci evliliğini yapar. Helena Dmitrievna Diakonava, henüz 18 yaşındayken 1912’de vereme yakalanır. Ailesi Helena’yı İsviçre’deki bir sanatoryuma yatırır ve Helena burada daha sonra şair olarak adı Paul Eduard olarak bilinecek olan Eugene Grindel ile tanışır. Sanat ve okumaya duydukları aşk onları birbirine yakınlaştırır, Paul Eduard burada Helena’ya Gala (Galushka) adını verir ve sanatoryumdayken, hayatları boyunca birbirlerinin olacaklarına söz verirler. 1914 yılında ikisi de taburcu edilir. Helena (Gala) Rusya’ya geri döner ve Paul Eduard savaşa gider. 1917 yılında ise evlenirler. 1921 yılında Gala, Max Ernst’in sergisinde resimlerinden inanılmaz etkilenir ve Max Ernst bir ilişkiye başlar. İki yıl süren bu ilişkinin ardından kocasına geri döner. Ta ki 1929 yılında Dali ile tanışana kadar…

Gala; Dali’nin karısı, aklı, her şeyi…
Tam biyografisini okumak isteyenler için: https://www.salvador-dali.org/en/dali/bio-gala/

Dali Tiyatro Müzesi

Aslen konu müze idi, olmadı, yazı çok uzadığı için müze turumuz ikinci yazıya kaldı 🙂
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Sevgiler,
Deniz

Diğer Kültür/Sanat ve Seyahat yazılarımız için: http://teneffushane.com/kulturvesanat/