Havada ürpertici bir serinlik vardı. Sisin yarattığı görüntü bulanıklığı, aşağı inen bulutlardaki su damlacıklarının kemikleri sızlatan nemi bir yana, adliye koridorlarının tabiatındaki dondurucu hava, orada bulunanların dertleri ve sıkıntılarının var olmayan ama hissettiren, kanların akışını durduran soğuk, sert adımlarla odasına yürüyen uzlaştırmacı hanım efendiyi engelleyemiyordu. Onun yüreğini ısıtan, adımlarının kararlılığını sağlayan, katkıda bulunacağı toplumsal barışın, hukukun aydınlık yüzü onarıcı adaletin, gönlünde yücelttiği adalet güneşiydi. Topuklu ayakkabısının yere değdiğinde çıkarttığı madeni sesin eşlik ettiği adımlarla yöneldiği, onu görünce yüreğindeki ezilmişliğin, uğradığı zararın onarılacağı inancıyla mağdurun yüzü aydınlandı.
***
Elindeki kumandayla bilinçsiz bir şekilde zaping yaparken en sevdiği varlığı küçük oğlunun şirinlikleri bile o gün canını sıkıyordu işte. Finans kuruluşu olan işinden güzel sayılabilecek işten çıkartılma tazminat paketiyle ayrılmıştı. Ayrılmasının kendi performansıyla ilgisi yoktu. Şirketinin küçülme ve Türkiye’den ayrılma politikasıyla ilgili olmasına rağmen işten ayrılmasını istemeleri kalbinde bir burukluk yaratmıştı.Zaman daha ağır işliyor, “Ahh.. Bir gün tatilim olsa, ayaklarımı uzatıp zap yaparak televizyon kanalları arasında sörf yapsam” diye hayal ederken, şimdi Zahide Yetiş, Esra Erol, Müge Anlı’nın programları ile beyni karıncalanıyor, “Hayat bu mu? Böylemi sürüp gidecek?” diye , ağzındaki kekremsi tat ve boş gözlerle ekranda akıp giden yüzlere ve boş konuşmalara bakıyordu. Çalışırken iki arada bir derede sıkışık zaman aralarındaki açlığını bastırmak için atıştırdırlığı yemekler, mezeler, kekler kendinden beş yıldız, on numara not alırken, şimdi rahat ortamda, gurme yemek kitaplarının katkısı, yakınlarının tavsiyeleri ile yaptıkları eskisi gibi tat bırakmıyordu damağında.Miskin, bilinçsiz ekrana bakarken koltuğun yanında, halının üstünde dağınık duran gazetenin açık olan sayfasına gözü takıldı; “Uzlaştırmacılık, ayda on altı bin lira gelir” diye kalın puntolarla yazılmış haber başlığı kalbinin hızlı hızlı çarpmasına neden olmuştu.
***
Yüzü aydınlandı, kalbine ılık ılık bir şey aktı, “Günaydın, nasılsınız?” dendiğinde. Kendisine bakan gözlerdeki ışık, dudaklarındaki sevecen tebessüm, “umarım, sizi çok bekletmedim” deyişi onu güven duygusuyla sarmış, şefkat eliyle kendisine dokunulmuştu. Sanki kırk yıllık dostu, arkadaşı, sır ortakları, ince belli cam bardaktan sıcacık çaylarını içerken sohbete başlamışlardı. Can kulağı ile dinliyordu uzlaştırmacı hanım kendisini, arada başını sallıyor, seni anlıyorum diyordu. Başına gelenleri anlatmak, kırılmışlığını, örselenmişliğini, neden burada olduğunu, önünü sonunu, hepsini, her şeyi belki hayatında kendini ilk defa dinleyen, karşısına oturtup gülümseyerek gözlerinin içine bakan bu kadına anlatmak istiyordu. On sekiz yaşındaydı. Başına bu olaylar geldiğinde ise on sekizine basmamıştı. On beşi bitmeden imam nikahıyla kendinden üç yaş büyük hemşerileri inşaat işçisiyle evermişlerdi. Artık anası, babası kardeşlerinden ayrı, kaynatası, kayın validesi, kayın biraderi ve kocası ile birlikte yaşamaya başlamıştı. Sabahları çamaşır, bulaşık, yemekle yorulan, bitkin düşen bedeni akşamları bir başka eziyetle tükeniyordu. Kocasının askere gitmesi ile kendisine daha fazla yüklenilmeye başlanmıştı. Kayın biraderi polisliğini yapıyor, her yaptığına karışıyordu. Yaptığı hiç bir şeyi beğenmiyor, ağzını bozuyordu. Çok yorulduğu bir gün camdan bakıp, biraz dinlenip kafasını dağıtmak istemişti. Sokakta çocuklar koşturuyor, oyunlar oynuyordu. Kendisi de oynardı böyle. Keşke orada olsaydı, neşe içinde koştursa, parktaki güzel çiçeklere bakıp şarkılar söyleseydi. Birden bire gözlerinde şimşekler çaktı. Kafasına bir darbe almıştı. Daha ne olduğunu anlamadan saçlarından çekilerek yerde sürüklenmiş, kayın biraderinin “orospu, camdan adam mı ayarlıyorsun?” bağırmaları kulağında bomba gibi patlamaya başlamıştı. Yerde debelendi, böğrüne bir kaç tekme yedi ve bir fırsatını bulup can havliyle evden çıkıp, yolun aşağısındaki karakola sığındı.
***
Gözlerinden iki damla göz yaşı yuvarlanarak düşüverdi uzlaşma teklif formunun üzerine. Elindeki kağıt mendille, göz yaşlarını önce formun üzerinden sonra gözlerinden sildi. Kolluk, hakaret ve darp olarak düzenlemişti belgeleri. Önce hastaneye götürmüşler, sonra da zaptı tutmuşlardı. Savcılık hemen kamu davası açılması için soruşturma evrakı düzenlemişti. Bu uzlaştırmaya gönderilecek hakaret ve basit yaralama suçuydu. Küçük yaşta evlendirilme suçunu ise başka bir dosyada takip eden savcı babasına teslim etmişti onu. Ne de olsa dosyaya göre mağdur bir çocuktu. Her ne kadar başından geçenler onu ihtiyarlatsa da o bir çocuktu. Ve savcı başına gelenlerin en büyük sorumlusu babaya teslim etmişti onu. İmam nikahlı kocası askerden gönderdiği mektuplarla türlü hakaretler etmiş, gelince hesap soracağını yazmıştı. Olaydan bir ayı aşan bir süreden sonraki evrede mağdur dosyası Uzlaştırmacı’ya gelinceye kadar reşit olmuştu. Hiç olmazsa bu defa çektiklerini, dertlerini özgürce anlatabilme şansını elde etmişti.
***
Uzlaştırmacı sıfatını elde edebilmek için çok çalışmış, sınava girmişti. Başarılı olduktan sonra sicil almış ve otomatik olarak tevzi edilen dosyalarla uzlaştırma yaptırmaya başlamıştı. Bu işe başvurma serüveni bir üniversitenin on altı bin lira aylık kazanç anonsuyla başlamıştı. Bunun böyle olmadığını aylık en fazla dört beş dosya alıp eline bin lira bile geçmeyince şimdi çok iyi anlamıştı. Fakat yaptığı işin adalete ve toplumsal barışa katkısını fark edince büyük bir keyif alarak işine dört elle sarılmıştı. Karşısında baba evinde, koca evinden çok da rahat ortamda olmayan, rüştünü kısa zaman önce ispat etmiş, ancak hayatın acımasız çarklarının ruhen ihtiyarlattığı, başından geçenleri, dertlerini, kaygılarını peş peşe durmadan anlatan gencecik bir kız vardı.Kendisi el bebek gül bebek büyümüştü. Üniversite sıralarındaki flörtüyle, ailesinin olumsuz yaklaşımlarına rağmen evlenmiş, bir oğlu olmuş ve kocasının sorumsuz davranışları ve aldattığına dair şüpheleri yüzünden ayrılmışlardı. Aldatılma düşüncesinin yıkıcı travmasını kenara koyarsak, fiziki şiddete hiç maruz kalmamıştı. Genç kızın anlattıkları kimyasını bozuyor, hınçlanıyor ancak görevinin gerektirdiği tarafsızlık ve bağımsızlığa halel gelmemesi için kendini çok zor tutuyordu.
***
“Biliyor musunuz? Siz, küçük olduğum için bana gönderdiğiniz gibi anneme, babama da tebligat göndermişsiniz. ‘Beni rezil ettin, yüzümü yer baktırttın’ diye babamdan iki tokat yedim.” diye anlatınca Uzlaştırmacının bir kere daha sızladı içi. İyi bir şeyler yapmak için yola çıkmıştı. Ancak şimdi bir genç kızın hırpalanmasına kendisinin de katkısı olmuş gibi suçlu hissediyordu kendini. “Yok, yanlış anlamayın, beni hep döverdi zaten. Kardeşlerimi, annemi, beni… Ama hiçbir şey beni, kayın biraderimin beni dövmesi kadar yaralamadı. Sadece dövmedi namusumla da oynadı. Şimdi kocam da bana kötü gözle bakıyor.Uzlaşsam , haklı çıkacak. Uzlaşmasam babam beni gebertecek. Sadece bana değil bütün eve eziyet edecek. Kaldım çıkmazda Uzlaştırmacı hanım, kaldım çıkmazda!”
***
Gözyaşları sel olmuştu sanki, elbisesini ıslatıyordu. Allah’tan uzlaştırma görüşmeleri gizliydi de, kapıda bekleyen ana babası ve ağabeyinin hiçbir şeyden haberi olmuyordu. Ve o rahat rahat özgürce konuşuyordu. Konuşması özgürceydi ama gardiyanları kapı önündeydi. Çaresizlikten tırnaklarını yemeğe başlamıştı.
***
Kendisini de zaman zaman çaresiz hissettiği olmuştu. Bu kızın şu anki durumu boşandığı eşinin bir gün eve sarhoş gelip, neredesin diye sorduğunda, kendisine bağırdığı günü hatırlatmıştı. O anda benliğini hiç bilmediği duygular kaplamış, sevdiği adam gitmiş, yerine korku filmlerinin tiksindirici tipi gelmişti. Ağlayamamış, karşılık verememiş, yatağında yatan, uyanmasından korktuğu, “uyanmasın babasını böyle görmesin” diye dua ettiği çocuğuna bakarken, hiç yapmadığı halde tırnaklarını kemirmeye başlamıştı.“Anlıyorum seni ama hiç telaşlanma, hiç korkma. Yasalar senin yanında. Umarım bütün tarafları rahatlatacak bir şeyler yaparız.” diye dökülüverdi dudaklarından. İki eli kızın büzüşmüş soğuk, sıska ellerini kavradı, sevecen, şefkatli gözlerle gözlerinin içine baktı. O anda sanki odaya güneş doğdu, etrafta badem ağaçları çiçek açtı.
***
Daha önce kızın kayın biraderi ile de konuşmuştu, uzlaşmacı hanım. Oğlan biraz dikine gidiyor gibiydi ama konuştukça çözülmüş, yaptıklarının yanlış olduğunu anladığını, pişmanlık duyduğunu söylemişti. “Ne gerekiyorsa yaparım, çok üzgünüm, o benim dünya ahret bacım, yanlış yaptım. Annem ‘Kıza göz kulak ol, kocası askerde, başı boş kalmasın’ dediydi. Ben de çok abarttım, üzgünüm, çok üzgünüm.” Acaba bu durumdan kolayca sıyrılmak için mi böyle konuşuyordu, yoksa samimi miydi? Anlayacaktı.“Bak” dedi kıza, senin kayın biradere edim teklif edelim. Edim hem senin mağduriyetini az da olsa onarır, onun da samimiyetinin, pişmanlığının ne kadar gerçek olduğunu gösterir. “Edim ne ola ki?” diye meraklı gözlerle sordu. “Eyi bir şey mi?”
***
Uzlaştırmaya tahsis edilen odada Uzlaştırmacı hanım efendi, mağdur kız, fail kayın biraderi oturuyorlardı.
“Yaptığımız müzakereler sonunda, mağdur talep ettiği edimlerin yerine getirilmesi halinde uzlaşmayı kabul etmiş, fail de teklif olunan edimleri kabul etmiştir. Taraflar raporu imzalasınlar. Biz de edimlerin yerine getirilmesi safhasına geçelim”. Uzlaştırmacının bu konuşmasından sonra fail kayın birader raporu gözleri yerde imzaladı. Yengesinin suratına bakamıyordu. Kız raporu imzalamak için mavi mürekkepli kalemi eline aldı, başını kaldırıp şükran dolu, pırıl pırıl gözlerle Uzlaştırmacıya baktı ve kendinden emin, mağduriyetinin ağırlığı üzerinden kalkmış bir biçimde uzlaştırma raporuna imzayı attı. Uzlaştırmacı hanım her iki tarafa özgür iradeleri ile yaptıkları bu uzlaşma, gösterdikleri işbirliği, anlayış ve saygılı tutumlarından dolayı teşekkür etti. Ayağa kalkarak kapının önünde beklemekte olan kızın askerden izinli gelen yüzü kızgın bir ifade ile kaplı kocasını, kızının suçunu (!) kendisininkiymiş gibi hisseden annesini, namus yarası almış, törenin ezikliğini yaşayan babasını, babasını taklit etmeye çalışan ağabeyini, gelinlerine aşağılayıcı gözlerle bakan kayın valide ve kayınpederini içeri davet etti.

Herkes Uzlaştırmacı hanıma bakıyordu.
“Burada her iki taraf iki tane edim karşılığı bir uzlaşma yaptı. Taraflar arasında husumet kalmadı, mağdur kızımız mağduriyetinin olumsuz neticelerini olabildiğince bertaraf etti, fail kayınbiraderi kardeşimiz de pişmanlığını, birazdan yapacağı edimlerden ilki ile hepimizin önünde bir kere daha bildirecek ve edimlerin ikincisi ile de bu pişmanlığının bir anlamda kefaretini ödeyecek. Her ikisine de tekrardan Türk adaletine yaptıkları katkıdan ve Uzlaştırmacı olarak benle yaptıkları işbirliğinden dolayı teşekkür ederim”

Fail kayın birader cebinden yazılı bir kağıt çıkartarak, utancını, amacını aşan hareketlerini, yengesinin çok iyi bir insan olduğunu ve herkesin önünde özür dilediğini beyan eden ilk edimi “özür edimini” okuyarak ve kağıdı imzalayıp Uzlaştırmacı’ya vererek yerine getirdi. Kız sevincini gizleyemiyordu, hemen babasının elini öptü. Babası bu sefer sevgiyle sarılıp, başı dik kızına sarılıp anlından öptü ve damadına doğru kızıyla beraber yöneldi. Kız ona gülümseyen ve sevgiyle bakan damadın yanına utangaç bir şekilde sokuldu.

Fail kayınbirader, Uzlaştırmacı bayanın tespit ettiği bir kadın sığınma evinin iki odasını badana yapacak ve oradaki müdürün kadınların nasıl bir mağduriyet içersinde yuvalarından kopup buralara geldikleri hakkındaki uygun görülen süre sohbetini dinleyerek edimin ikinci kısmını da yerine getirecekti. Sığınma evi müdüründen getireceği edimin yerine getirildiğine dair imzalı kağıdın dosyaya girmesi ve uzlaştırma savcısının onayıyla dosya kapanacaktı.
***
Bir uzlaşma dosyası kapanmış , dışarıda tipi fırtınası olmasına rağmen, içerideki huzur ve barış ikliminde papatyalar, gelincikler açmıştı. Kuşlar cıvıldıyor, çocuklar sevinç çığlıklarıyla koşuşturuyorlardı sanki.

Uzlaştırmacı hanım içi huzur dolu, mutlu adımlarla uzlaştırma odasından çıktı. Uzlaştırma savcısından alacağı havale ile, dosya büroya teslim edilecek ve yepyeni bir uzlaşma dosyasının bilgisayarına düşmesi beklenecekti.