Hepsi Bekar Can Yakar | Deniz Pekgenç

Masalın kıçına uçurtma taktık, o da geldi ayağıma dolandı, iyi mi?! Leyla, ablasının zoruyla aldığı, pek dar balık model mor tuvaletinin izin verdiği kadar eğilip, gelin buketini yerden aldı. Beyazlı pembeli yapma çiçekli buketin kurdelesi yavaşça ayağından kurtuldu, elini takiben havalanıp, asılı kaldı sokak lambasının ve yukarıdan gelen ışıkların loşluğunda. Bukete baktı, önce gülümsedi Leyla, sonra gümbürtülü bir kahkaha, daralan midesinin en karanlık kuyularından kopup gelen, sanırsın ki Gargamel, Şirin Baba’yı avuçlamış. Şirinler de, ikinci kattaki camlardan sarkıp ‘Şirin Baba! Şirin Babaaa’ diye bağırıyor, zavallılar.
– Yukarıya at, o benim!
– Hayır, sen elinden düşürdün, sahip çıksaydın! Leyla bu tarafa doğru at buketi, yapabilirsin!
– Kolunu arkaya doğru savurup at, hadi!
– Taş koy içine, bak sağında var, kaldırımın kenarında!Sen bağrına bas o taşı, ganimet bulanındır, sahip çıksaydın, kaptırmasaydın, düşürmeseydin aşağıya, her yol da mubahtır, sizden öğrendim ben de valla! Hah ha, nasıl da eziyorlar birbirlerini, ey güzel Allah’ım sen akıl fikir ver şu Şirinlere! Yüzünde alaycı mı yoksa neşeli mi olsa karar veremeyen bir gülümseme, buketi yukarıya atmaya mı çalışsa yoksa alıp kaçsa mı karar veremeyen git gelli aklıyla, pencereden düşen gelin buketini sımsıkı tutmuş duruyordu kaldırımda Leyla. Hâlbuki dikenleri varmış da canını yakacakmış gibi kaçmıştı ondan tüm gece.

Gelinle damadın yanakları nasır tutmaya beş kala bitti öpüşme faslı, tebrikler, gülümsemeler, o kamera senin bu kamera benim poz vermeler. Altmış, yetmiş, seksen, doksan diye diye sallanan göbeciklerin ardı sıra pasta da kesildi, kollar birbirine girip pek romantiğinden kareler çekilirken birer lokma yenen pasta da gitti ve sıra gecenin beklenen anına geldi. Bim bam bom çok şükür dostlar, benim de artık bir sevgilim var! Şarkının ilk notasının, tüm salonu inleten hoparlörlerden yükselmesiyle, sanki gelin tellâl olmuş, ‘Ey, gladyatörler kopun gelin sandalyelerinizden meydana! Hanginiz Spartaküs’sünüz? Gösterin gücünüzü’ anonsunu yapmıştı! Hurra, müstakbel eş için tüm savaşçılar meydana! Tövbe tövbe, vallahi de billahi de ifşa edilmekten başka bir şey değildi bu! Nerden baksan senede iki defa bu zulme maruz bırakılıyorum! Ay, bir de oturduğum sandalyeyi çekiştirip iteklemeseler olmaz! Özgür iradem saf dışı, resmen cebren ve hileyle büyük amcanın tatlı dilli eşi tarafından itildim bu kez de! Leyla iteklendiği pistte sırıtmamak için el şaklatıyormuş gibi yapmaya başladı. Teki hariç, diğerlerinin pist diyeceği ciğere uzanan, sırt dekoltesi manzaralı pist, kımıl kımıldı. Kova ağzına kadar dolmuş, gel vatandaş gel, canlı canlı, seç, al, pişir, ye, gel gel, derya kuzusu bunlar, gel! Hepsi bekâr, can yakar, gel! Tüm gözler gelin buketinde, o ise kendi keyfinde, melodiyle bir sağa bir sola oynuyor. İki buçuk dakika boyunca gelinin çalımlı hareketleri kimi zaman yürekleri kimi zaman topuklu ayakkabıları yerinden oynatıyor, blöfü göremeyenler iki adım öne koşup, utangaç bir gülümsemeyle kollarını havaya kaldırıp dans etmeye devam ediyor.

Leyla’nın aklı ise hayal âleminde, hep mi biz kadınlara bu eziyet yani? Hani desek, damat çıksa sahneye, fonda müzik, çıkartsa kravatını havada sallasa, kafasının üzerinde daireler çizdirse, yüzünde kocaman bir sırıtış. Bekâr erkekler inci gibi dizilse pistte, kaslı kollar havada, ben kapacağım kravatı, bir sonraki evlenen ben olacağım, ben, ben! Smokinli beyler, jilet gibi takımlar, siyahı laciverti, kravatın geldiği şanslı bekâr erkeğimiz kim olacak acaba? Kravatı havada kapıp bir sonraki evlenen hangi yakışıklı olacak? E, söyleyin kızlar, var mı beğendiğiniz? Öyle izlemekle olmaz, hadi gidiverin yanına da tanış olun, kısmettir ayağına gelmiş bak! Derken, gelin hanımın yaptığı manevralı bir blöfle çiçeğin yönünü takip eden kadının çarpmasıyla Leyla, hayallerden gerçeğe adım atıyor bir anda. Hala atamadı gelin hanım da şu çiçeği!

Ne yapsaydı buketi çiçeği Leyla, onca kalp acısından sonra! Mesela Tarık, ortaokulda tanışmışlardı, on iki yaşındaydı ikisi de, önce arkadaş, sonra kardeş sonra bir de bakmışlardı ki lise son sınıfta sevgili oluvermişlerdi. Dile kolay, tam on bir yıldır, tek tanıdığı erkek olmuştu. Mesleğe adım, ilişkinin sonu, Happy Hour olmuştu Leyla için The End! Çok meraklıydı bu kadınlar, bir başkasının ilişkisini bozmaya! Birkaç kadeh şarabın ardından takmıştı kancasını o kadın Tarık’a ve puf, bitti gitti Leyla’nın onca gençliği! Kendi mi değişmişti yoksa Tarık mı? Neydi başka bir kadına bakmasına sebep?

At, at, at! Kulağımın içine girip oradan bağırsaydın keşke be kuzum, daha iyi olurdu! Nasıl bir geçmez iki buçuk dakikaydı bu! Neyse, hissediyordu, artık sona doğru geliyorlardı, derken gelinin elinden kurtulan buket, yavaş çekim havada süzülmeye başladı. Orta sahada pembe mini elbiseli, sağındakinden bir el hareketiyle kurtuldu, solundaki topuzluyu dirseğiyle ittirdi. O sırada, bir kaplan gibi gerilerek fırlayan balon etekli, mini elbiseliyle havada çarpıştı. Balon etek yere düştü, gelinin ağzı bir karış açık kaldı, kendini yerde bulan balonun iç çamaşırına kitlendi gözleri herhalde! Arka saha öne doğru ilerlerken pembe mini elbiseli atağına devam ediyordu ve derken sağ masadan koşup gelen beş yaşlarında bir kız buketi havada yakaladı! Ah, hayır, olamaz! Hakem kırmızı kart gösterdi küçüğe, annesi kucaklayıp götürdü. İtirazlar, bu sayılmazlar, şarkıyı bir daha başlatınlar! Buketi alıp her bir çiçek dalını pistteki kızlara dağıtıverselerdi gitseydi işte! İlla buketin tamamını mı kapmak gerekiyordu? Kısmet dediğin bir dal çiçeğe gelmez miydi? Ay hem zaten yapay da bir şeydi yani, canlı bile değildi.

Şarkı başa alındı, gelin yeniden arkasını dönüp dans etmeye başladı. Leyla ufak adımlarla soldan soldan masasına doğru ilerledi. Tatlı dilli yengenin eliyle gerisin geri piste döndü. Tarık’tan sonra erkeklerle konuşamadığını anladı, olmuyordu. Onlara ya asker arkadaşlarıymış gibi yaklaşıyor ya da abartıp, öpünce kurbağaya dönecek prensler gibi davranıyordu. Dengeyi bilmiyor, bulamıyordu. Sohbet edip ilişki kurabileceği tek erkeği iki yıl sonra, çalıştığı plazanın otoparkında buldu. Adam pek kibar pek de hoştu. Evi, arabası her şeyi de vardı. Leyla’nın bir dediğini iki etmez, gönlünü hoş tutmak için elinden ne gelirse yapardı. Yapardı yapmasına da, Leyla, aynı otoparktaki üç kadından biri olduğunu ve beş ay boyunca kaçamak bir harem hayatı yaşadığını çok geç anladı. Bağlılık ve güven beş para etmezdi, erkeklere duyduğu güveni rafa kaldırdı. Bir yıl da onu raftan indirmekle geçti. Ona aşık olan bir adam vardı, Mehmet. İki kat üstte teyzesiyle yaşıyordu. Çaya davet ettiklerinde, aşkı gördü gözlerinde. Kendisi aşık olmasa da olurdu. Aşık adama güvenilirdi. Yaşça epeyce büyüktü kendinden, çok istedi, çok sözler verdi Leyla’ya. Evlendiler. Teyzenin vefatıyla kimsesiz kaldım diyen Mehmet’in duygu kasırgası evliliklerini yerle bir etti. Boşandılar. Depresyona girmeyeceğine söz vermişti kendine, şans verecekti hayata, belki yeniden evlenecekti ama bunun bir buket yapma çiçekle olması imkansızdı! Masallar yalandı, hep mutlu sonları vardı, derken içinden içinden, kırmızı tuvaletli olanı, çığlık çığlığa Spartaküs benim, diyerek çekti kılıcını kaptı buketi!

Hüsranlarla sevinçler, alkışlar derken Leyla, iyiden iyiye bunaldığını hissetti. Ay yeter, tebriğimi ettim, altınımı taktım, tüm akrabalarla iki kalem sohbet de tamam, göbek atıp halaya da katıldım, görevimi tamamladım bence. O sırada pencere kenarındaki boşlukta kızların tartıştıklarını gördü. Aldırmadı, uzaktan el salladı hepsine. Düğün salonunun merdivenlerinden inerken yanından geçen iki smokinlinin gülüşmelerine kulak misafiri oldu. Meğer tartışma buket içinmiş, kırmızılıyla aynı anda iki kız daha buketi tutmuş, kırmızılı çekip almış buketi, kucaklayıp  yere oturup kapanmış üzerine! Balon etekli olanı saçından mı çekmiş ne, derken ikisinin arasına mini pembe elbiseli kız girip buketi çekiştirmeye başlamış, etraftakiler pist dışına almış bunları!

Ve şimdi, hiç istemediği, yüz çevirdiği, hatta ve hatta dalga geçtiği o buket, camdan düşmüştü, hatta Leya’nın elindeydi! Hakikatten kısmet miydi? İki kat neydi ki fırlatıverirdi yukarı ama buket Leyla’yı mı istemişti ki? Bağırışlar yukarıda devam ederken kırmızılı olanı, gözlerini kocaman kocaman açarak bağırdı aşağıya doğru.
– Kımıldama sakın, geliyorum!
Gözden kayboldu, ardından hepsi. Pencere önü boşaldı. Üzerime saldırmasalar bari! Bir adım kapıya doğru ilerledi, sonra arkasını dönüp iki adım yola doğru. Hangi tarafa gitseydi? Topuklu ayakkabıların giriş katındaki mermerde çıkarttığı sesler yankılandı, ardından ana kapıdan çıktı topuklular, çok fazla topuklular! Geliyorlar! Birbirlerini ite kaka geliyorlar! Telefon uygulamasından çağırdığı taksi ona doğru geliyordu, Leyla da taksiye doğru koşmaya başladı. Kapıyı açıp önce buketi sağ tarafa doğru fırlattı ardından kendini de koltuğa. Balık model elbise iki ayağının, beyninin verdiği komutlara aynı anda uymalarını zorlaştırıyordu. İn o taksiden seni hilekar, buket hırsızı! Sesler yaklaşıyordu. Sağ bacağını içeriye soktu, sol eliyle arabanın kapısını çekip aynı anda diğer bacağını içeri alırken ayakkabı ayağından düşüverdi. Dul örümcek çek ağlarını o buketten! Sesler çok yakınındaydı artık! Kırmızı elbiselinin eli kapıya değdiği an, bacağını aralıktan kurtarıp aldı içeri Leyla, ayakkabıyı yerden alacak vakti kalmamıştı! Kapıyı kapatırken olayı çoktan kavrayan şoför basmıştı gaza bile. Ayakkabının tekini feda etmişti gelin buketine. E, zaten masallara da ömrümüzü feda etmiyor muyduk yani? Ya yalan değillerse?

About the Author:

avatar
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: