İrlanda Yazı Dizisi 2-Fosforlu Kuzey İrlanda | Deniz Pekgenç

Fosforlu Kuzey İrlanda!

Yeşil, yeşil değildi inanın. Fotoğrafla falan olmaz, gözün görmesi lazım aklın alması için! Kuzey İrlanda fosforlu yeşil!! Evet, anlaşılacağı üzere Kuzey İrlanda’ya gittim. Meğer İrlanda vizesiyle İrlanda’nın güneyinde kuzeyinde, doğusunda batısında istediğim gibi dolanabilirmişim 🙂 Yuppii!!! Bekle beni Arya geliyorum! Tamam, söz, Game of Thrones’a bağlamayacağım 🙂 Azıcık değinip geçerim 😉 Dublin’in merkezinde Kuzey İrlanda turları satan birçok ofis var, birine girdik ama keşke birkaçına daha girseymişiz 🙂 Turdan memnun kalmadık doğrudur ama tabiata dua etsinler, şikayet etmek ne mümkün! Sizi kucaklayan bir yeşil var, bir mavi var, burada yaşlanmaz insan dedirten bir doğa, bak bak doyamayacağın bir manzara! Eh haliyle, tur kötü diyemiyor insan!

İrlanda’nın cesur devi: FINN!

Gözün alabildiğine su, deniz ya da okyanus ne fark eder, su var karşında, gri, puslu, gökyüzü katman katman bulut, bulutlar yakın, bulutlar suya dokunuyor, arkan sağlam, arkanda bir tepe, yeşil… Altıgen taşlar, sütun sütun dizilmiş, yol olmuş suya varmış… Elinde sihirli bir fasulye suya sesleniyor, su davetkar, çağırıyor, çekiyor içine fasulye tanesini… Kök salıyor, uzayıp bulutlara oradan bilinmez bir diyara ulaşıyor. Fasulye sırığına yaklaşıyorsun, dalları merdiven oluyor önünde, tek tek çıkıyorsun ta ki varana dek gökkuşağının doğduğu yere. Hafif bronzlaşmış bir duvar mı o? Hayır, başını yukarı kaldırdığında anlıyorsun ki, bir ayak o ve sen ancak o ayağın serçe parmağı kadarsın! Evet, bir devin evindesin!

Efsaneye göre İskoçya’lı kocaman bir dev İrlanda’ya saldırmak üzere hain planlar yapmaktaymış, bunu öğrenen, düşmanına göre daha küçükçe olan İrlanda devi Finn derhal bir plan yapmış. Koca dev, hain planlarını gerçekleştirmeden ve İrlanda’ya varmadan onu durdurmalıymış. Derhal denize adım taşları yaparak kendine bir yol yapmış ve koca dev İrlanda’ya varmadan Finn onu alt etmiş! Ve işte şimdi Finn’in topraklarındayız, kahramanlığını sergilediği, tek tek döşediği adım taşlarında… Ben gittiğimde kendisini göremedim. Sanıyorum, gökkuşağının doğduğu yerde, evinde dinleniyordu 🙂

Giant’s Causeway; Devler Kaldırımı ya da Devler Geçiti olarak dilimize çevrilmiş, hayal gücünüzü zorlayan volkanik bir doğa harikası. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Belfast’ın en kuzeyinde, Atlantik dalgalarıyla oynayan bir devin kalesi gibi duruyor. Buradaki taşlar volkanik eylemler sonucu çoğunlukla altıgen ama sekizgene kadar da varan sütunlar halinde sıra sıra yerlerini almış. Oturdum inceledim. Ben beşgen de gördüm 🙂 Doğrudur, çoğu altıgen, lakin sekizgen görmedim 🙂 Pınar’a sordum o da görmemiş…

Bizim Dublin’den katıldığımız günü birlik Kuzey İrlanda turunun duraklarından bence en harikasıydı burası. Tur otobüsünden inip biletinizi alıyor ve sahil boyu yaklaşık bir kilometre kadar yürüdükten sonra fotoğrafta gördüğünüz Devler Geçidine ulaşıyorsunuz. Bilet fiyatı 8,5 Euro kadardı, kredi kartıyla ödeyebiliyorsunuz ya da Pound olarak nakit de ödeyebilirsiniz. Ama nakit Euro ile, hayır! Çünkü Kuzey İrlanda’dasınız! Eğer bisikletle giderseniz size, yeşil indirimi yapıyorlar, ne harika değil mi! Üç euro düşüyor fiyat! Biz turla gittiğimizden bizimki tur fiyatının içindeydi… Fotoğraf çekmeyi sevenler, profesyonel makineyle gidenler, o turun size verdiği zaman inanın size yetmez burada 😉 Belfast’ta kalırsanız belki oradan gidebilirsiniz. Ah, tabi Belfast’a biz gidemedik, turda yoktu, içimde kalmadı mı? Kaldı!

İpte bir cambaz, suda somon balıkları!

Carrick-a-Rede, İskoç Galcesi Carraig-a-Rade, Türkçesi Yoldaki Kaya 🙂 Neden yoldaki kaya? Şimdi, Atlantik somon balıkları Carrick Adası’nın yamacından köşesinden geçip batıya doğru göç ederlermiş, göç yollarının üzerindeki bu adaya ulaşamayan balıkçı amcalar ise somon balıklarını tutamazmış, e insanoğlu kafaya balık tutmayı koydu mu bulur yolunu! Sonunda halattan bir köprü yapıp, göç yolunun üzerindeki bu kaya parçası minik adacığa ulaşmışlar, onlar ermiş muradına, İrlanda’lılar çıkmış kerevetine, turistleri ağırlıyor, tamamen duygusal 😉 Her neyse, yaklaşık 350 yıl boyunca balıkçılar somon avlamak için bu köprüyü kullanarak Carrick adacığına geçmiş ve işte sonrası malum…

Fotoğrafta Carrick adacığındayım, sol yanım Larrybane Bay (şimdilik bunu aklımızda tutalım lütfen), adacığa halat köprüden geçip geldik ve selfie çubuğumla harika fotoğraflar çektik, canım selfie çubuğum 🙂 ve o sırada yeşil ve mavinin tam ortasında hem kendimi hem de Pınar’ı kaybettim 🙂

Rope Bridge (Halat Köprü) denizden 30 metre yükseklikte ve üzerinden geçmesi inanılmaz eğlenceli! Korkulacak bir yanı yok ve zaten çok kısa… Bana kalsa üzerinde oturup saatlerce aşağıya bakmak sonra bir o kadar saatlerce gökyüzüne bakmak isterdim ama tabi köprünün başındaki görevli beyefendi sana “şimdi geç” “yürü” gibi komutlar veriyor, gerçi günahını almayayım pek bir güler yüzlüydü ve korkanlara yardımcı da oluyordu. Bu noktada sevgili köpek kardeşlerime üzülerek belirtmek isterim ki, köprünün başındaki tabelada “köpekler geçemez” yazıyor, üzgünüm ama güvenliğiniz içinmiş! A, bu arada köprünün fotoğrafı, sitenin Teneffüstekiler bölümünde var, benim fotoğrafım, ay çok sevmiştim de buraya onu koymuştum 🙂

Tur otobüsünden inip biletinizi aldıktan sonra fosforlu yeşil manzara tablosunda bir kilometre kadar yürüyerek buraya varıyorsunuz. Çokça yaşlı ve çokça da çocuk turistle beraber minik adımlarla gelinen bu bir kilometre size ediyor ben diyeyim beş siz diyin altı kilometre! Git git bitmiyor! Dönerken arka tarafta pek kimsenin kullanmadığı denizi görmeyen yolu kullanın giderseniz, yolunuz uzuyor ama hızınız artıyor! Yol manzaranızı da gösterelim buyurunuz:

Gözün gördüğünü, fotoğraf makineniz ne kadar profesyonel olursa olsun bence çekemiyor, zaten o hissi de veremiyor. En iyisi gözle fotoğraf çekmek ama onu da paylaşamıyor insan işte, böyle ikilemlerim var benim de 🙂 Bu gidiş yolumdu, dönüş yolum deniz manzaralı değildi ve hep kendimi çekmişim, o nedenle buraya koymuyorum 🙂 Evet, adacıkta Pınar’ı kaybetmiştim, dedim ben onu otobüsün önünde beklerim, yani her ne kadar burada yaşlanmayı istese de elbet gelecek, eli mahkum! Beklerken dedim, aaa buranın tatlısı meşhurmuş, eh tadına bakmadan olmaz! Ah bu tatlılar, hep siz mahvettiniz beni hep! Tam tatlımı aldım dışarıya çıkıyordum ki Pınar geldi, tatlımızı yedik ve yeniden tur otobüsümüze bindik, yorgun ama mutlu! Bu yeşili görmek için İrlanda’ya kadar gidecek zamanınız yoksa, üzülürüm üzülürseniz, bizim Karadeniz’imiz var, hem de en yeşilinden, en içteninden, en muhteşeminden! Yeşiliyle kucaklar sizi, sarar sarmalar hem de aynı dili konuşur 🙂 Bunu da demeden geçemezdim valla, canım Türkiye’min her köşesi cennettir! O zaman Türkiye’den bir yer yazsaydın demeyin, onu yazmak zordur, duygusunu geçirmek daha da zor!

Biraz “Game of Thrones”!

Biraz diyorum, evet, çünkü gerçekten birazcık gördük, tadımlık, demo gibi ya da ne bileyim fragman gibi, kandırıldım! Tabi turu satın alırken biraz aceleci davranmış ve tur güzergahını çok detaylı incelememiş de olabilirim, e bir de fiyat faktörü var 🙂 Sonuç: sadece iki mekan gördük! Hadi ucundan üç… Azıcık üzüldüm, Finn beni kalbimden vurduğu için ağlamadım 🙂 Aslında, Kuzey İrlanda’ya gidemeyeceğimi düşündüğüm için gidebilmem de bana bir bonustu, eh hal böyleyken söylenmeye de gerek yoktu!

Yıl 2012 Arya küçük ve erkek kılığında, mekan: Dark Hedges!

Tamam, hayal gücümüzü kullanıyoruz, hazır mıyız? Yukarıdaki fotoğrafta havayı karartın, biraz da sis, yolun çimenlik olduğunu düşünün, çimenlerin arasına at arabası genişliğinde iki şeritli toprak izler serin, harika, tamam, bir de at arabalı küçük bir kafile düşünün! Evet, 2012 yılı 2. sezon 1. bölümdeyiz 🙂 Arya King’s Landing (Kralın Şehri)’nden kaçmıştır ve erkek kılığına girerek Night’s Watch (Gece Nöbetçileri)’ne katılmak üzere The Kingsroad (Kral Yolu)’nda yol alan kafileyle birliktedir. Hatırladık değil mi? Eh, the North Remembers yani! 😉 Yoren, Gendry ve Hot Pie ile beraber olan Arya’nın hayatına Jagen H’ghar da bu sezonda giriyor biliyorsunuz ve işte nereden nerelere geliyoruz… İnanılmaz, Arya ikinci sezonda ne kadar da küçüktü ve şimdi bakın bir de haline! Gerçi küçükken de en kararlı ve en cesurlarıydı bence, keza benim en en en sevdiğim karakterlerden biri kendisi! E, Arya demişken, akıllarımıza kazınan listesinden bahsetmeden de olmaz! Listeden Walder Frey bum, gitti, hem annesinin hem abisinin öcünü aldı, helal dedik 🙂 Cersesi’ye henüz ulaşamadı, merakla bekliyoruz! Eh, o karşılaşmada The Mountain’la da karşılaşmak zorunda kalacak haliyle! Bir de Melisandre’yle, ay hani şu uyuz kırmızı kadınla, karşılaşırsa çok sevineceğim 🙂 Listenin geri kalanına değinmiyorum, diziyi izlemeyenleri düşünerek durduruyorum kendimi, yoksa bir de Stark kardeşlerin birlik olup Serçeparmak’ın… Hop, tamam dizi bitti, şimdi Dark Hedges zamanı! 😉 Pekala, Dark Hedges “Karanlık Çitler” olarak çevriliyor sanırım. Kuzey İrlanda, Ballymoney’de… Buradaki kayın ağaçları 18. Yüzyılda Stuart ailesi tarafından dikilmiş, maksat, evlerine gelen misafirlerini etkilemek! Bence amaca ulaşılmıştır! Gayet etkileyici! 🙂 Son yıllarda fotoğrafçıların en uğrak yerlerinden de biriymiş burası, özellikle sisli havalarda müthiş fotoğraflar çekiyorlarmış, ki google’a sorarsanız size birçoğunu gösterecektir. Biz de bol bol fotoğraf çektik ama daha çok selfie üzerine yoğunlaştık, zaten sis de yoktu 🙂

Renly’yi uğurladığımız anlar…

Yukarıda Carrick-a-Rede’ten bahsederken aklımızda tutalım dediğim yerler vardı ya, evet, işte oralar, Larrybane Koyu ve tüm bu alabildiğine yeşil alanlarda dizinin birçok bölümü çekilmiş. Tam şu fotoğrafta görülen yeşilliklerin bir yerlerinde de zavallı Renly, Lady Stark’a, çok sevip çabuk kaybettiğimiz Ned Stark’ın öcünü alacağının yeminlerini ederken o gıcık kırmızı kadının gölgesiyle öbür dünyaya yollanıyor. O sahnede çok üzülmüştüm, bak aklıma geldi yine üzüldüm!

Dizideki kuzeyin, İrlanda’nın kuzeyinde çekilmesi kadar doğal bir şey olamaz, gittiğinizde anlıyorsunuz. Bambaşka bir dünyanın içine giriyorsunuz. Yeşil, yeşil değil demiştim ya, gerçekten öyle, bambaşka bir yeşil! İstanbul’lu olarak o yeşil sonra sonra, fazla gelmeye başlamıyor da değil hani, insan bir egzoz dumanıdır, korna sesidir, çarpık yapılaşmadır falan arıyor yani, o ne öyle hep ağaç hep yeşil! 🙂 🙂  Yok, alışık değiliz biz, o kadar huzur fazla, evimi özlemedim dersem yalan olur şimdi…

Bu bahsettiğim yerler haricinde bir de Greyjoy’ların kalesini de uzaktan şöyle bir gördük. Otobüsümüz taaa yukarıda durdu, işte o aşağıdaki kale Greyjoy kalesi dedi rehber! Fotoğrafını çektim de pek bir şeye benzemiyor 🙂

Biz Dublin’den tur aldığımız için turlar pahalıydı ve tabi uygun olanını seçtik. Game of Thrones turlarını düzenleyen tur şirketleri genel olarak Belfast’ta ve çok daha uzun, iyi rehberli ve kaliteliymiş. Örnek olarak bir tanesinin linkini koyuyorum, merak eden olursa bir göz atabilir.

Turumuza gidecek başka bir nokta kalmayınca otobüsümüze bindik, Dublin’e doğru yola çıktık. Tabi o kadar oksijen alınca biz bir güzel uyumuşuz yol boyunca 🙂

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,
Herkese doğayla iç içe, huzurlu, mutlu günler olsun!
Bir önceki İrlanda Yazı Dizisi 1 için altı çizili kısma tıklayabilirsiniz 🙂
Sevgiler,
Deniz
(hermevsimdeniz)

About the Author:

avatar
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: