İrlanda Yazı Dizisi -3- Dublin Seyahatinden Üç Harika Yer ve Dahası | Deniz Pekgenç

İyi ki bir Dublin seyahati yaptın Deniz! Yazdın yazdın bitiremedin 🙂 Söz, bu son yazı, İrlanda Yazı Dizisinin son bölümü… Bu yazımda bizim çok keyif aldığımız Phoenix Park, içinden çıkmak istemediğimiz Guinness Storehouse ve keşke öğrenci olsaydık diye diye gezdiğimiz Trinity College’dan bahsedecek, Dublin’de birkaç mekan ve fazladan bir günü olup da gitmek isteyenler için Cork güzel bir alternatif rota diyeceğim 🙂 Hadi başlayalım o zaman 🙂

Bir nefes Phoenix Park

Kahvaltınızı, gök mavi yer yeşil bir alanda, ağaçların arasında, kuş cıvıltılarıyla, tahta bir piknik masasında almak ister misiniz? Kulağa harika geliyor değil mi? Evet, biz de sabah yine şerbetçiotu kokusuyla güne uyanıp hazırlandık ve kahvaltımızı yapmak için doğruca parka gittik. Yurdumuzdan (hatırlamak isteyen için Aparto – Binary Hub) çıkıp Liffey Nehri kenarından yürüyerek on beş dakika kadar sürdü gitmemiz.  Parkgate sokağındaki ana girişten adımımızı attık, karnımız aç, karar vermemiz lazım yürüyerek mi bir kafe arasak yoksa hemen girişteki bisiklet kiralama alanından bisikletlerimizi alıp mı yola koyulsak, derken derken, en iyisi biraz yürüyelim dedik. E, şimdi bisiklet kiralasak saat işlemeye başlayacak, kahvaltı desen bir saat sürse, bisiklet bir saat boşta yatacak, boşuna kira parası demek bu da, tamam dedik o kadar da aç değiliz canım dayanırız elbet, yürüyelim bakalım. Tabi parkın bu kadar büyük olabileceğini ne bilelim, biz İstanbul çocuğuyuz, öyle koca parklara bahçelere alışkın değiliz 🙂 Yürüdük yürüdük, daha da yürüdük, biraz daha yürüdük ne bir kafe ne bir büfe! Yoldan geçenlere sormaya başladık, yemek yiyebileceğimiz ya da yiyecek bir şeyler satın alabileceğimiz bir yer biliyor musunuz? Kimse mi bilmez! Hepsi ya koşuyor ya bisiklete biniyor, çok sportif insanlar, bir biz aç, bir biz yemek peşinde 🙂 Yaklaşık yirmi koca dakika sonrasında başladığımız noktaya geri dönüp bisiklet kiraladık, evet, aynen öyle!

Bisiklet nereden ne kadara kiralarım diye soranlar için: Phoenix Park Bikes

Bir saati beş eurocuk*, üç saati on eurocuk, biz üç saat kiraladık. Gayet yeterli geldi. İşte bu fotoğrafta da bisiklet kiralamaktan son derece mutlu ve de aç biz! Kızma Pınar, ben bu fotoğrafı unutmuştum, geçen ay** sen kendin gönderdin 🙂 Eh, ben de buraya koydum gitti. Evet, nerede kalmıştım? Bisikletlerimize binip, bisiklet dostu bir şehrin bisiklet dostu kocaman parkında dolaşmaya başladık. Harika yollar keşfediyor, yeşilin tadına varıyorduk demek isterdim ama açız, yeşile bakacak halimiz yok 🙂 Neyse ki bir on dakika dolandıktan sonra kafeyi bulduk. Parkın içinde iki tane kafe var. Biz kahvaltımızı ‘The Victorian Tea Rooms‘’ta yaptık. Karnımız doyunca bisikletimizle parkın tadını çıkartmaya yola koyulduk. Kimi toprak kimi taşlık kimi asfalt yollardan ağaçlara baka baka giderken sağ tarafımızda koşturan atlar gördük. Tabi atlar kendi başlarına koşturmuyorlar. Yaklaştık, meğer polo alanıymış! Ne harika! Hayatında polo oynandığını görmeyenler olarak heyecanla bisikletlerimizi daha hızlı sürmeye başladık. Alana geldik, maç devam ediyor, izleyiciler dizilmişler, arkada arabalar, atlar, gökyüzü mavi, güneş açmış ısıtıyor bizi, ne güzel bir gün! Oyunu izlemeye ve elbette bir turist gibi bol bol fotoğraf çekmeye başladık. Ne yazık ki benim şarjım bitti, evet, taşınabilir şarjımı da bulamıyorum, fotoğraf işini Pınar’a bıraktım ve işte sonuç…

Polo – Pınar’ın gözünden!

Fotoğrafta, beyaz teni ve kırmızı saçlarıyla İrlanda’da hiç yabancılık çekmeyen ve yerel halka hemen adapte olan Pınar’ı ve arkasında, aa turist diye parmakla gösterilen esmer beni görüyorsunuz ve bir de at, arkadan çekebilmişiz kusura bakmayın 🙂 İnsanlar ailecek gelmişler, maçı izliyorlar. Burada biraz maçı biraz etraftaki insanları izledikten sonra yeniden yola koyulduk. Park çok büyük, görülecek gezilecek birçok yeri var. Tamamını gezmek için oldukça zaman ayırmanız gerekiyor.

* Biz Temmuz 2017’de gitmiştik 🙂
** Bu yazıya başladığımda Haziran 2018 idi 🙂 Çok hızlıyımdır 🙂 Ama araya yaz girdi, yaz olduğu için Yunanistan’dan birkaç yazı yazmak daha cazip geldi ne yapayım 🙂

Gezilecek yerleri sıralayacak olursak:

The Magazine Fort (Magazine Kalesi)
The Phoenix Monument (Phoenix/Anka Kuşu Heykeli)
Prehistoric Burial Chamber (Tarihöncesi Mezarı)
The Wellington Testimonial
The Papal Cross (Papa haçı)
The People’s Gardens (bahçeler)
Ashtown Castle and Demesne (kale)
Victorian Walled Kitchen Garden (bahçeler)

Biz bunlardan birkaçını gördük, hepsi nedir nasıldır diye merak edenler için işte Gezilecek Yerler! Bağlantıya tıkladığınızda, hepsi hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Parkın çok güzel bir internet sitesi var, göreceksiniz. Biz hepsini gezmek yerine piknik örtümüzü çimlere serip kahve içip keyif yapmaya odaklandık 🙂 Ashtown Kalesinin (küçük, büyük bir şey beklemeyin) yakınında bulunan The Phoenix Café bir harika, gitmenizi tavsiye ederim, huzur doluyor insanın içi, yarım saatliğine de olsa dert tasa kalmıyor.  Parkın içinde ayrıca Dublin Hayvanat Bahçesi, Huzur Evi, Amerika Büyükelçisinin Evi gibi birçok yer var. Bisikletle hepsinin önünden geçebilirsiniz. Parkta çeşitli etkinlikler de oluyormuş, sitesinden görebilirsiniz. İnternet sitesi: Phoenix Park Eh, siteye biraz göz atarsanız, Pınar’ın oralardan İstanbul’a dönmek istemeyişine de biraz hak verebilirsiniz. Cennet ülkemin güzel şehirlerinde bir tane böyle park olsa, gitsek kitabımızı okusak, şarabımızı içsek ya da kahve ya da bira, kim ne istiyorsa işte, bisiklete binsek, rüzgar vursa yüzümüze, etrafta kuş sesleri ve geyikler, evet, geyik çıkabilir karşınıza, bizim çıkmadı, üzüldük! Şimdi bir Eskişehir’li olarak, Eskişehir’in de çok güzel parkları var demezsem olmaz! Google’a bir sorun göstersin, şimdi yeri değil ben anlatmayayım 🙂 Ama bir bakın, görün, sonra zaten illa ki gidersiniz 🙂 Biz şimdi neredeyiz? Phoenix Park’tayız, evet, bisikletle ya da yürüyerek gezerken sizi çok güzel sürprizler de bekliyor. Mesela karşımıza çıkan (yukarıdaki fotoda gördüğümüz) bu eve bayıldım ben… Cennetten bir parça gibi değil mi?

İçinden çıkmak istemeyeceğiniz Guinness Storehouse!

Dört saat ya da beş olsun, var mı arttıran? Yetmiyor, yetmiyor, içinden çıkmak istemiyor insan, iç iç doyamıyor, gez, izle, oku, dinle bitmiyor. Yedi katlı, Dünya’nın en büyük bira bardağına (the world’s largest pint glass) hoş geldiniz! Not: giriş katıyla beraber aslında sekiz kat…

Parkta gezip dolaştıktan sonra nehrin karşısında bulunan ve kaldığımız yurdun arka sokağında yer alan (evet şanslıydık) Guinness’i ziyaret etmeye geldi sıra. Heyecanla Guinness yazan kapıya dayandık ama yanlış kapıymış, orası fabrikanın kendisiymiş, bizi içeriye almadılar tabi, ilerledik, doğru kapıyı bulduk, kapı demek yanlış olur, yapı! Dublin denince Guinness’i gezmeden olmaz. Mutlaka görülmesi gerek. Bira severim ama gurme değilim, işin uzmanı asla, anlatamam ama severim, bundan dolayı çok teknik detay anlatamayacağım ama internet sitesinden ayrıntılarıyla inceleyebilirsiniz: Guinness Storehouse

Giriş 19,50 Euro, değiyor. İlk katta Guinness’i Guinness yapan 4 elementle tanışıyorsunuz: arpa, şerbetçiotu, maya, su. Okuyabilir ya da dinleyebilirsiniz. Ardından tarihini, hikayesini öğreniyorsunuz. Tadımlar yapıyor, dans şovları ile eğleniyorsunuz. Bol bol ikram var, her çeşidini tatma imkanınız mevcut. Evet her çeşidini, yalnızca siyah birası yok, hani o bildiğimiz gerçek Guinness dediğimiz, bunun dışında red ale var mesela ben çok sevdim, özel ve sınırlı sayıda ürettiği biraları var, şahane! İnsanlar inanılmaz güler yüzlü, birçok kişiyle tanışıp sohbet etmemek elde değil, keyfi bambaşka! İçinde restoranları, kafeleri ve barları var. Size şovlar sırasında ikram edilen ya da tadım sırasında verilen biralar dışında herhangi bir bar ya da restoranında büyük boy bir Guinness de fiyata dahil, eh haliyle her şeyi güzel görmeye, hayat güzel demeye başlıyor insan, sohbet şahane!

Kitap kokusu dediğin… Trinity College ve Old Library

05.07.2017 tarihinde gitmişiz Trinity College’a, dün gibi sanki ama ne yazık ki değil, üzerinden bir yıl iki aycık geçmiş bile! İnanılmaz! Çok keyif aldığımız bir gündü, ondandır ki dün gibi aklımda… Öyledir ya, insan keyif aldığı günleri anımsar hep gülümseyerek ve özlemle… Kötü günleriyse unutalım gitsin, ne gerek var! Değil mi? Trinity College Dublin’in tam ortasında, mutlaka gidilmesi, içinde nefes alınması gereken bir yer. Geçirdiğimiz o günü Instagram’da şöyle anlatmışım;

Bugün Trinity College’da, ah öğrenci olaydım da burada okuyaydım, başlıklı bir gün geçirdik 👧🏻📚 Trinity College Kraliçe I. Elizabeth tarafından 1592 yılında, Oxford ve Cambridge örnek alınarak yaptırılmış, yani… Pek benzemiyor aslında ama… Güzel kampüs şimdi… Hakkını verelim! Kampüs içinde istediğiniz gibi dolaşabiliyorsunuz, beleş 😄 en önemli yeri: kütüphanesi 📚💚💙 Eski kütüphaneye ve Book of Kells’in sergilendiği bölüme giriş 13 Euro… Rehberle kampüsü gezmek + eski kütüphane + sergi ise 14 Euro (?) eee 1 Euro fazladan verip bilgi almak mantıklı geldi, hem öğrenciler de harçlıklarını çıkartsın di mi 👍🏼 Bizi gezdiren gencimiz pek bir konuşkan pek bir esprili idi, meğersem babası İspanyol’muş, eee Akdeniz insanı kendini belli ediyor tabi 😄👌🏼 Trinity College Dublin’in ve İrlanda’nın ilk üniversitesi olma özelliğini taşıyor. Hukuk ve tıp başta olmak üzere her bölüm varmış. Bizim genç, bilgisayar bölümünde okumuş, bu sene mezun olmuş hayırlısıyla 😄👍🏼👏🏼👏🏼 Her binasını anlattı, tarihine değindi, kendi profesörleriyle anılarını da anlattı, güldürdü etti, sonunda da bir pub tavsiyesi verdi 😄👍🏼🍺 pub olmadan olmaz! Kendisinden ayrıldıktan sonra, ay ne güzel, ay burada öğrenci olsaydık, ama yok çok soğuk olur kışın da, fakan diye gezinirken yanımızdan Türk öğrencilerle yabancı arkadaşları geçti, çocuklar yeni öğrendikleri küfürleri ede ede gitti 🙈🙈🙈 niye ilk öğrettiğimiz kelimeler küfür ya, niye??? 😂

Gayet özet ama net bilgi vermişim 🙂 Daha fazla yazmıyor ve isteyen için internet sitelerini koyuyorum: http://www.tcd.ie/

En görülesi, hatta içinden çıkılmayası 🙂 yeri Old Library/Eski Kütüphane… Kitap kokusu ne güzeldir değil mi? Ahh… Oradayken, o anki heyecanlımla  paylaştığım yazı şöyleymiş;

Her rafına gidip sarılmak, rafındaki her kitabın sayfasını açıp solumak istedim 💙📚😊 Dedim, cennetteyim… değilse de gömün beni buraya 😄 !!… Kocaman, ciltli, tozlu kitaplar önümde dizi dizi ama şekerlemeden yapılmış evin içinde rejimde olmak gibi bir his bu, görüp koklayıp dokunamamak 🙃🙃🙃 Eski kütüphanenin görünmeyen modern kısmının İrlanda’da basılan her kitabın ilk baskısını alma hakkı varmış, bu da demek ki İrlanda’daki her kitap burada var 🤗 yani kısacası büyük işte kendisi 😎✌🏼

https://www.instagram.com/p/BWJPL6sBZeC/?taken-by=hermevsimdeniz

Sonuç: Eğer Dublin’e giderseniz mutlaka ama mutlaka Trinity College’a gidip Eski Kütüphane’yi görün, koklayın, yaşayın!

Artık bu dizi bitse mi?

İrlanda yazı dizisini 4 bölüm olarak planlamıştım kafamda. Her planımız hayata geçmeyebiliyor, hayat ya bu, planlar değişebiliyor, elbette! Planlardan dönmek de var bazen, insanız sonuçta! 😉 Evet, ben de planımı farklılaştırıyorum şimdi ve bu 3. bölümle bitiriyorum İrlanda Yazı Dizisini, eh yeter artık demişsinizdir belki zaten 😉

Dublin’e gittiğinizde gezilecek görülecek yerler belli zaten, sokaklarında yürüyün yeter… Christchurch Cathedral’in önünden bir geçin, tabi içeri de girebilirsiniz isterseniz. Müze sevenler için Irish Museum of Modern Art ya da National Musuem ilgi çekici olabilir. Bir gün mutlaka Queen of Tarts’ta bir tatlı ve çay keyfi yapın…

Eğer vaktiniz varsa İrlanda’nın güneyinde kalan Cork City’e gidebilirsiniz. İşte Cork’u son yazımda anlatmayı planlıyordum ama küçük bir şehir zaten bir paragrafla değineceğim şimdi 🙂 Balıkçı şehri Cork, liman kenti yani diğer bir deyişle, insanların şivesinin değiştiğini fark ediyorsunuz hemen… Ufak ve şirin, sokaklarında gezinmesi keyifli… Saint Fin Barre’s Cathedral’i, bahçesini ve içindeki minik labirenti gezebilirsiniz. The English Market’in içinden geçerken atıştırmalık bir şeyler yiyebilirsiniz. Burada da publar tabi ki şahane! Bodega’yı mutlaka tavsiye ederim. 2016 yılında İrlanda’nın en iyi barı seçilmiş Bodega, biz beğendik!

Soru Cevap

İrlanda’ya ne zaman gidilir?
İşlere bir dur diyebildiğiniz, aklınız arkada kalmadan, rahatça dinlenebileceğinizi düşündüğünüz vaktinizde ya da yıllık izninizde ya da bütçe el verdiğinde 🙂 İşte o vakit yaza geliyorsa ne şanslısınız, en azından yağmur az, yine de kapüşonlu bir şeyler alın yanınıza. Gitme zamanınız kışa geliyorsa bence kapüşonlunun üzerine bir yağmurluk, mümkünse kolay taşınabilecek bir şemsiye, yağmur botları falan iyi olur.

İrlanda’da ne yenir ne içilir?
Guiness dışında mı? Canınız ne çekiyorsa!

Dublin’de nerede kalınır?
Biz merkeze en uzak mesafedeydik ve her yere yürüyerek gidip geldik. River Liffey’in yamacından gündüz yürümek ayrı gece yürümek ayrı güzeldi. Hem bir sürü insanla da selamlaşabiliyorsunuz! Diyeceğim o ki, cebinizi yakmayacak yer neresiyse orada kalın…

Hangi para birimi geçiyor?
Bu güzel soru! 🙂 İrlanda’da Euro ama Kuzey İrlanda’da Pound! Evet, kuzeye geçecekseniz yanınızda mutlaka çok az da olsa yeme içme gibi temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak miktarda pound bulundurun derim. Benim canım kahve çekmişti mesela, Giant’s Causeway’deyken… Otobüsün kalmasına daha vardı, bulutlar gitmiş, önümde gözümün alabildiğine hatta alamadığına kadar fosforlu bir yeşillik! Kahvemi sipariş ettim, ne kadar diye sordum, 1,20 Pound dedi, ee, bende Pound yok! Benden önce kahve alan kadın muhteşem gülümsemesiyle, kendisinin de güneyde yaşadığını, buraya yerli turist olarak geldiğini ve bu para birimi değişikliğini kendisinin de hiç anlayamadığını söyleyerek benim kahvemi ödeme nezaketinde bulundu. Karşılığında Euro vermek istedim, kabul etmedi. Sen çok yaşa!

Havaalanından şehir merkezine nasıl gidilir?
Biz Airlink Express ile gidip geldik. Gidiş dönüş çift yön 12 Euro idi. Başka seçenekler de vardır. Ben seyahat yazarı değilim elbette, fazla bilgi sahibi değilim, çok da yönlendiremem, yanlış bilgi vermek de istemem, gezi rehberlerinde daha ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz 🙂

Bodega Bar

Dublin odaklı, e çünkü orada kaldık 🙂 İrlanda Yazı Dizim böylece 3 bölümle son bulmuş oldu 🙂 Umarım okunası bir şey çıkmıştır ortaya 🙂
Birinci Bölüm http://teneffushane.com/irlanda-yazi-dizisi-1-dublin-publari/
İkinci Bölüm http://teneffushane.com/irlanda-yazi-dizisi-2-fosforlu-kuzey-irlanda-deniz-pekgenc/
ve tüm seyahat yazılarımız için Seyahat Bölümümüzü ziyaret edebilirsiniz.

Gününüz güzel geçsin,
Keyfiniz bol olsun!

Sevgiler,
Deniz

About the Author:

avatar
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: