Kaç zamandır İstanbul’da bir gün doğumuna denk gelmek isteyip, gelmedim. Denizi, Boğaz’ı görmeden geçen günler var bu şehirde. Geçenlerde dört arkadaşımın doğum gününü kutlayamadım. Taziyeler, doğumlar, kahve sözlerim, çaylı muhabbetlerim, telafiler var zihnimde; sıraya girmeye çalışıyorlar… Yeni bir dem, ömrün baharı ve hayallerim var.

Biliyor musunuz, ben bir ara hayal kurmayı bırakmıştım. İnsanın nasıl da sentetik bir çuvala döndüğünü, iyi bilirim. Sağlığınız, neşeniz olsun olmasına da, hayalleriniz yoksa diğerlerinin kıymetini anlamak mümkün olmuyor. Sonra benim gibi her şeyi sıfırladığınız bir “şey” gelirse başınıza, Şamanların dediği gibi: ‘Çok şanslı’ oluyorsunuz…

Baştan ve aslında özüne sadık yaşamaya başlıyorsunuz hayatı. Neyin salt önemli olduğunu içinizde bir muska gibi taşıyorsunuz. Biri yahut herhangi bir şey sizin önünüze geçemiyor. Bebekken zaten bildiğimizi, öğreniyorsunuz yeniden bir nevi.

Nefes almak ve vermek gibi yaşamak. Bu denge kaçınca; ki çok verseniz de çok alsanız da kaçıyor… Bazen de çok zor nefes alıp verebiliyoruz, yahut çok sık… Ama ritmi kaçıyor işte! Dans edebilecekken, düşmeyin diye, nefesten başlamak gerekiyor her neyse düzeltmeye ya da sağlamasını yapmaya! Bütün hastalıklar nasıl yanlış veya kötü nefes almaktan yani dolaşım bozukluğundan oluyorsa… Hah, işte orda sağlaması.

Korkarsanız ki çok insani evet ama sadece başlangıç olsun. Beslemeyin onu. Sevin, önce kendinizi. Affedin, mümkünse her gün yine en çok kendinizi… Bir de bırakın. Bırakabilmek, Hindistan’a gidip gelmekten; bir odada sessizce öylesine oturmaktan; biriktirmeyip paylaşmayı öğrenmekten daha zor yalnız…

Zen ustaları der ki, sokaktan gelen çocuk sesleri sizi rahatsız ediyorsa, içeride yanlış giden bir şeyler vardır ve evet haklılar.

Korkmak, sevmek, affetmek ve bırakmak… Bu döngüde gidiyor hayat çoğunlukla! Ama hayal bozuyor bu ağır aksak düzeni.
Hayal etmek; işte o Nisan yağmuru sonrası toprak kokusuyla tanışmanız… Yahut gökkuşağını ilk gördüğünüz ve o tılsıma tutulduğunuz an… Gözyaşı yerine bir şarkı söylemeyi tercih ettiğiniz an ya da… İşte öyle bir şey! Hiçbir şey eskisi gibi olmaz, olamaz.

Ve hayal etmeyi hiçkimse ve hiçbir şey sizden tamamen alamaz… Rüyalarınızdan taşarsınız en kötü! Bak bunu da, iyi bilirim.

Hayal ile hayat arasında gidip gelirken, baktınız olmuyor; bence sıfırlamak için en kolayı şarkı söylemek. Zindan gibiyse eviniz, cezaevindeyseniz, dar geliyorsa sokaklar, bir türlü gidemiyorsanız ya da derdin adını koyamıyorsanız…

“Sen, ben, o, herkes aynı hikayede
Başı ve sonu aynı, gerisi farklı
Bir yerden tutunduysak hayata
Boşa geçirmemeli, bırakmamalı”

İlk kim dedi, bilmiyorum ama güzel demiş: Hayat güzeldir. Her şeyle güzeldir hem de, her şeye rağmen değil…