Kırık Fincan Vakası | Sema Saka

İtiraf ediyorum. Ben kötü bir insanım. Çünkü dün gece mutfaktayken, elimden kayıp düşen kahve fincanı ortadan ikiye bölündü. Orhan’ın bu evden giderken bıraktığı iki fincandan biriydi. Kendi gibi fincanı da uğursuz işte.. Bitenle gidenin ardından, kulaklarını uğursuzca çınlatmak ata sporumuz ne de olsa. Söylenecek çok şey vardı aslında ama daha fazla kötü insan olmak istemediğim için sustum. Çünkü yeterince kötüydüm zaten. Sinirlenince nefretimi içimde tutamıyorum. Böyle pat diye suratına kusmayı tercih ettiğimden, herkes dikenlerimden köşe bucak kaçar oldu son zamanlarda. Kaçıp gidenlerin başını da Orhan şerefsizi çekiyor. Yazıklar olsun! Oysa ben yani Süreyya salağı, onun için özenle törpülerdim kelimelerimin ucunu, kalbine batıp canı yanmasın diye. Aptal kadın! Kalbine kalbine batırmalıymışım meğer!

Ah be Süreyya, yine başladın siteme. Kapının yanında durmuş, konuşuyor hiç susmadan. İçinde ne var ne yok bir anlatsa rahatlayacak belli. Bu kadın da böyle işte ne yapalım! Ama ne dese haklı. Onu yüzüstü bırakıp gittim o gün. ‘Evet’ diyecektin altı üstü ulan! Benden cesur çıktı Süreyya’m. Ama ben… Ah bu eşek kafam! Sustum. Hiçbir şey diyemedim. Allah beni kahretsin! Rezil adamın tekiyim. Şimdi Süreyya, evdeki bütün fincanları kırsa yeridir. Korktum o gün. Yıllarımı geçirdiğim kadına, ömrümü kaptırmaktan korktum. Masadan kalktım. Kimsenin yüzüne bakamadan çekip gittim. Yıllar sonra yine beyazlar içinde karşımda duruyor şimdi. Yüzümüze alev gibi vuran sıcaktan ikimiz de nasibimizi aldık. Üzerindeki beyaz elbise, daha şimdiden sırılsıklam olmuş. Terle birlikte yüzüne yapışan siyah saçlarını, eliyle geriye doğru savurup, anlatmaya devam ediyor canparem.

Evet, itiraf ediyorum. Gerçekten kötü bir insanım. Dün gece elimden yere düşen fincan, tam dört parçaya bölündü. İçimdeki kötülüğü ilk farkettiğimdeyse üniversitedeydim Sayın Zebani Bey.. Platonik aşklardan kafamı kaldıramadığım zamana tekabül eden günlerden birinde öğrendiğim acı gerçek, beni yerle yeksan etmişti. Meğer benim en yakın, en samimi, en candan dostum gidip, iki sene boyunca pamuklara sarıp, fasulye tanesi misali kalbimde yeşerttiğim platonik aşkıma göz dikmişti. Göz dikmekle de kalmayıp ayartmış, sevgili olmuş, el ele göz göze mehtabı batırıp, güneşi doğdurmuştu. Ben ise ayın en saf elemanı seçilip günlerce, hatta aylarca biricik dostumla oturup, fasulye tanemin yeşerme alametlerini ve olasılıklarını paylaşıyordum samimi duygularımla.

Haydaa! Zebani de oldum iyi mi? Sana bunlar az bile oğlum! Süreyya’m kapının yanındaki sandalyeyi iteleyip çekti, oturdu karşıma. Terastaki bu kırık şemsiyenin altında, cehennem azabı yaşıyoruz mübarek. Mis gibi klimalı ev dururken, ne diye burada oturuyoruz onu da anlamış değilim. Kendini gerçekten cehennemde sanıyor olmasın bu kadın? Tam üç buçuk sene olmuş bu evden gideli. Kendimle yüzleşmem yıllarımı aldı resmen. Hay ben kafama…Tövbe… Ev, hala aynı ev. Belki eşyalar değişmiş ama evin içindeki huzur aynı be.. Sana bu huzur battı oğlum. Ne yüzle geldin şimdi bu eve? Ne diyeceksin? Süreyya yine kızdı birşeylere. Dik dik bakıyor tepemizdeki martılara. Kime kızdıysan söyle işte? Kesin bana kızgınlığın… Yoksa geçmişe mi? Belki de kendine, kim bilir? Anlat Süreyyam, dinliyorum seni gözlerim kapalı…

Ne diyordum? Hatırladım, tamam. Evet bu bir itiraf Sayın Zebani Bey. Ben kötü bir insanım. Dün elimden düşen fincan tam sekiz parçaya bölündü. Ben de tıpkı o fincan gibi paramparça oldum zaman içinde. Çok gençtik. Dila’ydı adı. Dostum sanmıştım onu. Ama o gidip önce aşkımı ayartmış, sonra da beni kandırmıştı işte. Hayat ve biber kadar acı olan bu gerçek, öfkeyle uçan bir kuş tarafından kulağıma çalınınca, Yeşilçam’ın ‘kınalı yapıncak’ tiplemesine taş çıkartan bir edayla koşarak, kendimi yüzüstü yatağa atıp böğüre böğüre ağladım. Başıma allı morlu yazmalar bağlayıp, bir gün süre ile gözüme patetesleri bağladıktan sonra ertesi gün soluğu Dila’nın yanında aldım. Onu görünce kötülüğü tam içimde hissettim. Açtım ağzımı fakat gözümü yummamak suretiyle saatlerce çemkirdim. Allah mutlu mesut etsindi tabi. Bunu dürüstçe söyleseydi, ben aşkımı kalbime gömer, başına da mezar taşı dikmezdim üstelik. Fasulye tanem pamuk kalbimin içinde çürüyüp gitmişti çoktan. Mesele başkaydı. Aşk hep bulunurdu da, dost ve güven kazanmak çok zaman alırdı, hem de çok. Buna benzer başlıklar altında içimdeki tüm zehri, yılan gibi ısırmadan usulüne uygun bir şekilde onun yüzüne zerk ettim. Yıllar sonra yeniden kandırıldım. Bu defa dosttan da öte biri tarafından. Orhan benim her şeyimdi anlıyor musun? Ama o gitti. Tek bir söz söylemeden, arkasına dönüp bakmadan gitti. Oysa ben…

Süreyya heyecanla birden ayağa fırlayınca, ödüm patladı. Yüzü de sararır gibi oldu sanki! Kusacak gibi öğürdü bir iki kez ama olmadı. Kolundan tutup lavobaya götürse miydim? Kapının önünde dolanıp durdu sancı çeker gibi. İki büklüm olup, kilitlendi kaldı olduğu yerde. Bu kesin kusacak oğlum! Eyvaah! demeye kalmadı içindeki bütün safrayı kustu sonunda.

Kusura bakmayın Sayın Zebani Bey, ortalığı da batırdım. Zaten fincan da kırıldı. Hem de onaltı parçaya birden bölündü. Her yeri, kırıklara bulanmış kusmuklarla doldurdum. Oh be, rahatladım ama. O gün içimdeki bütün kötülüğü, Dila’nın yüzüne kusunca da aynen böyle rahatlamıştım. Hayat kısa, hazır kuşlar da uçuyorken içinde ne varsa söyle, kurtul işte! İstersen sevgi pıtırcığı olmaya kaldığın yerden devam edersin, öyle değil mi? Şu cehennemin kapısının başında durmuş, sohbet ederken, sana bile kalbim ısınıverdi hemencecik.

O bilindik kahkahalarından birini attı yine. Gülmeyi en çok ona yakıştırdım bu hayatta. Çünkü gülmenin hakkını gerçekten veriyor. Ellerini tutsam Süreyya’nın, tanır mı? Ah be Süreyya’m beni affedebilecek misin? Bana bak, yoksa numara mı yapıyor bu? Sinirinden Zebani deyip duruyor olmasın? Tekrar sandalyesini çekip, teras kapının yanına doğru oturdu. Bir şeyler anlatıyor ortalığa ama beni farkettiği falan yok bence. Bu kadar iyi rol yapamaz, ben bilirim onu. Öyle şeffaf ki içi dışı bir, ne yapsa farkedilir. Off, sıcak da bambaşka bugün. Kafamıza güneş geçmezse şanslıyız. Terden iyice üzerine yapışmış elbisesi de. Göğüslerinin dolgunluğu beyaz elbisesinden seçiliyor. Ama benim Süreyyamın hiçbir şey umrunda değil maşallah. O sadece konuşsun dursun kendi dünyasında.

Her neyse Sayın Zebani Bey, uzun yıllar boyunca görmedim Dila’yı. Ölünceye kadar görmemeyi tercih ederdim bilseydim. Her şeye rağmen yaşamaktan ve insanları sevmekten vazgeçemedim yine de. Ama sonunda daha fazla kötülük saçmadan ayrılmaya karar verdim bu gezegenden. Zaten Orhan’ın fincanı da kırıldı. Bin parçaya bölündü resmen. Gittiğini o zaman anladım biliyor musun? Geriye kalan o fincan gibi tek başınaydım ve kırılan fincan misali paramparça olmuştum adeta. Benim kötülüğümden kaçtı Orhan da, biliyorum. Yoksa Dila’ya aşık olacak adam değildi o. Yıllar sonra yeniden dost gibi hayatıma giren Dila’nın, nasıl bir zehirli sarmaşık olduğunu unutup, Orhan’la tanıştıran ben değil miyim zaten? Ee o zaman, beni nikah masasında bırakıp, o zehirli sarmaşıkla birlikte olduğu için ona kızmaya da hakkım yok bu durumda. Sonumu kendim hazırladım. Herkes hakettiğini yaşıyor Sayın Zebani Bey. Şimdi izniniz olursa şu kapıdan geçip cezama razı olayım diyorum. Hem sıcağı da oldum olası sevmişimdir. Sizin için de uygun mu acaba?

Simsiyah saçlarını aşkla okşayıp, kokusunu içime çektim iyice. Utanıyorum kendimden. Evlilikten korkulur mu eşek herif!! Ahh Süreyya’m… Zamanı geri getiremem biliyorum. Ama beni görüp, hissetmeni çok istiyorum şu an. Ellerini sıkıca tuttum bak. Hem de bir daha bırakmamak üzere. Duy beni! Sen beni cehennemin kapısındaki Zebani sandın yıllarca. İçinde olmayan kötülüğü kusmaya çalıştın. Oysa senin içinin güzelliğine aşık olan Orhan’ım ben hala. O Dila zillisi çok dolaştı peşimde. Ama hiç pas vermedim yemin ederim. Ben sadece seni sevdim Süreyya’m. Bak kırılan fincanın parçalarını, yüreğimle birleştirip geri getirdim sana. Artık yalnız değilsin. Benimle yine kahve içer misin güzel kadın?

By | 2017-10-17T22:29:06+00:00 Ekim 17th, 2017|Categories: Öykü|Tags: , , , , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: