Mavi Cennet: Halkidiki | Deniz Pekgenç

İstanbul – Kavala – Halkidiki – Dedeağaç – İstanbul… 5 gecelik gezimiz için 27 Temmuz 2018 tarihinde yola çıktık. Çok uzun tatiller yapamıyoruz işler güçler nedeniyle, aslında yetiyor da 5 gece insana, tatil dediğimizin 2 günlüğü bile güzel ne de olsa 🙂 Hele deniz tatiliyse… Üç hafta bile geçmemişken Euro’nun bu kadar artmasıyla bu yazıyı yazmak içimi acıtsa da… Ah… Neyse, güzel günler için umutlarımız yeşil kalsın… Gittiğimiz, gördüğümüz yerleri ve birkaç küçük tavsiyeyi paylaşayım istedim bu yazımda yine de…

İstanbul’dan yola çıkıp Malkara’da mola verdik, kahvaltı vakti! Eski kaşarlı tostlarımızı afiyetle yiyip çaylarımızı yudumladıktan sonra İpsala’ya doğru yolumuza devam ettik. Yol uzun olduğundan Kavala’da mola verdik. Zaten denize girebileceğimiz bir saatte Halkidiki’de olamayacaktık, e o zaman Kavala’da mola verip denize neden girmeyelim? Elbette, harika fikir! 🙂 Her anın tadını çıkartmak gerek değil mi?

Kavala’da mola verdiğimiz yer Batis Multiplex
Kavala’ya gidecekler ya da mola için uğrayacaklar için kolaylık olsun 🙂
İşte internet siteleri: http://www.batis-sa.gr/tr/
Batis, büyükçe bir tesis… İçeriğinde hem yemeğinizi, mis gibi deniz manzarasıyla yiyebilir, hem denize girip yorgunluk giderebilir hem de isterseniz içkilerinizi yudumlayabilirsiniz. Restoranı, plajı, havuzu, barı, bahçesi mevcut 🙂 Kahveleri güzel… Ki… Kahve her yerde her zaman güzel… Hele deniz de varsa… Hele maviyse manzara…

Kahve ve Deniz

Burada yaklaşık 3 saat mola verdikten sonra… Evet 3 saat! Çünkü denize girdik, yemek yedik ve dinlendik 🙂 Saat 18.00 gibi yola çıktık. Halkidiki, Selanik’e yaklaşık 90 km. mesafede bir yarımada, üç parmaktan oluşuyor (ya da ayak, artık ne derseniz 🙂 ) Bu üç parmak sırasıyla;
-Kassandra
-Sithonia
-Athos

Kassandra; özellikle Selanik’te yaşayanların çoğunun yazlığının bulunduğu, “beach”leri ve gece hayatıyla çokça hareketli, eh doğal olarak kalabalık ve de trafiği de olan kısmı… Sithonia ise yemyeşil ağaçları, masmavi denizi, cennet koyları ile bir doğa harikası… Athos’a giremiyoruz, yani bir kısmına kadar girebiliyorsunuz sanırım ama sonrasında din adamlarının yaşadığı manastır bölgesi başlıyor…

Kavala’dan Kassandra yaklaşık 192 km. kadar, Google Maps bize dedi ki 2 saat 30 dakikada varırsınız! Peki öyle mi oldu? Hayır 🙂 Kırk dakika kadar bir gecikmeyle vardık çünkü yolda birazcık yolu karıştırdık. Bu nedenle Google Maps uygulamasını kullanıyorsanız, internetinizin olduğu bir yerde mutlaka haritadan rotanızı çizin ve arabanıza öyle binin 🙂 Ben biraz, haritadan gözümde canlandırıp giderim, hem zaten mutlaka tabela vardır dedim, o tabela hiç çıkmadı karşımıza! Bir sapakta şaşırmışım, tecrübe oldu, siz hangi navigasyon uygulamasını kullanıyorsanız ona güvenin 🙂 Aslında yanlış yönde değildik tabi, yolda küçük bir köyde, baktık meydanda bir köy kahvesi, durduk, hemen yardımcı oldular ve bizi gördüklerine çok memnun oldular… Keşke orada zaman geçirebilseydik, keşke o güzel insanlarla muhabbet edebilseydik… Yolumuz vardı ve gece olmadan otelimize varmak istiyorduk…

Kassandra’da Hanioti (Chaniotis) isimli çok tatlı bir yerleşim biriminde Daphne Holiday Club’ta kaldık, oteli tavsiye ederim diyemiyorum ama pek seçeneğimiz yoktu çünkü rezervasyon yaptırmayı biraz geçe bırakmıştık… Oteller çok hızlı doluyor, iyi bir otel için en az bir ay öncesinden rezervasyon şart… İlk akşamımızda merkeze inip etrafı dolaştık, sahildeki restoranlardan birinde yemek yedik, bizim Türk olduğumuzu anladıklarında bize Türkçe bilen, konuşkan bir kadın garsonu yönlendirdiler 🙂 Yemekler fena değildi, hizmet güzeldi, garsonumuz çok tatlıydı…

Kassandra’da plaj (“Beach Bar”) çok! Ama çoğu rezervasyon istiyor… Önceden rezervasyon yaptırmazsanız almıyorlar. Çeşme ya da Bodrum’daki plajlar gibi… Kızlar şıkır şıkır, erkekler havalı 🙂 tesisler şık, hizmet kaliteli, her an içinizi kıpır kıpır edecek müzik… Bize önerilenler; Pefkohori’deki Umbrellas Beach Bar ile Cabana Beach Bar’dı. Facebook’ta ikisinin de sayfası ve iletişim bilgileri var. Önceden rezervasyon yaptırmanızı ve Çeşme’de bir Beach Bar’a 🙂 gidiyormuşçasına giyinmenizi tavsiye ederim! Her iki “Beach Bar”da da vale hizmeti mevcut. Normalde buralarda park yerleri ücretsiz bu arada… Bir de, yeri gelmişken, Halkidiki’de arabasız gezmek gerçekten çok zor olur, araba şart! Yine yeri gelmişken, arabayla gezmeyi seviyorum! Küçük bir bavulun yanı sıra yanıma; ağzına kadar doldurulmuş deniz çantamı, özenle hazırlanmış yiyecek içecek torbalarımı, kahvemi ve bir yığın ıvır zıvırı alabiliyorum 🙂

Biz mi nereye gittik? Biz Elephant Beach Bar’a gittik, çok sevdik, çok dinlendik, çokça denize girdik, güzel vakit geçirdik! Rezervasyona da gerek yok… Elephant Beach Bar’ın da hem facebook hem instagram sayfası var elbette ki, yani olmaz mı? Her yerin, herkesin, her şeyin olduğu gibi… Elephant Beach Bar’da şezlonglar ücretli ama rahat, kokteyller lezzetli, servis hızlı ve güler yüzlü, gelen insanlar neşeli, müzik kıpır kıpır, bence DJ çok güzel çalışıyordu… Instagramlık fotoğraflar için de göze hitap eden güzel noktaları mevcut, ki bu artık önemli! 🙂 Biz kokteyllerimizi şezlongda içmeyi, sonrasında da barda Freddo Cappuccino’larımızı yudumlamayı tercih ettik, seçim sizin! Şahsen ben Yunanistan’da Frappe yerine Freddo Cappuccino’yu tercih ediyorum. Frappe hazır kahveden yapılıyor, diğer yandan Freddo Cappuccino ise espressodan yapılıyor, bu nedenle lezzetleri farklı. Orta şekerli söylüyorum hep, bunu İngilizce “medium” olarak ya da Yunanca (Türkçe okunuşuyla) “metrio” olarak söyleyebilirsiniz. Şekersiz söylerseniz biraz ağır gelebilir. Freddo Cappuccino nedir peki? Cappuccino’nun soğuk olanı 🙂 o kadar!

Elephant Beach Bar’da günümüzü keyifli geçirmemizin ardından Nea Skioni isimli küçük balıkçı kasabasına doğru yola çıktık. Hanioti (Chaniotis)’den Nea Skioni’ye doğru Kassandra yarımadasını dikine kesen bir yol var, manzara şahane, araba kullanması çok keyifli! Şoför dışında arabada bulunanların fotoğraf makinelerini hazırda tutmalarını tavsiye ederim! Nea Skioni’de, yürüyüş yapıp çok sevimli bir kafede kahvelerimizi içtik, güneşin ve denizin verdiği o tatlı yorgunluğun ardından sohbet edip kahvelerimizi yudumlamak elbette paha biçilemezdi… Nea Skioni’de de halk plajları, ki zaten her yerde arabanızı kenara çekip denizin tadına varabilirsiniz, ve ayrıca özel plajlar mevcut. Burası daha sakin, daha ucuz, daha kafa dinlemelik bir yer… Herkesin tatilden beklentisi farklı, sakinlik isteyenler için ideal gözüküyor…

Sabah, akşamdan topladığımız bavullarımızı arabaya yerleştirip kahvaltımızı yaptık ve yeniden yola çıktık. Kassandra’da geçireceğimiz sınırlı saatlerimizde, burada en çok keyif aldığımız yere gittik: Afytos! Mutlaka gidin derim! Afytos’taki ilk durağımız Lime Beach Bar… Lime Beach Bar aslında White Suites Resort otelinin plajı ama konaklama yapmasanız bile girebiliyorsunuz.
Otelin sitesi: http://www.whitesuitesresort.com/en/

Lime Beach Bar’da şezlonglar farklı kategorilerde ücretlendirilmiş; mindersiz olanlar, minderli olanlar, kayalığın üzerinde pufidik olanlar, cibinlikliler ve bizim çok keyif alarak oturduğumuz salıncak şezlonglar! Salıncakları çocukluğumdan beri çok severim, şezlong şeklindeki bu şezlonga da bayıldım! Biz bu salıncak şezlonga iki kişi toplam 10 Euro verdik, buz gibi su ikramları… Bir daha buralara gelemeyiz belki, keyfini çıkartalım, tatilimizin hakkını verelim mantığıyla hareket ettiğimizden salıncak şezlongu tutmak için hiç düşünmedik bile! Erken gittiğimiz için de istediğimizi seçebildik! Burada ortam sakin, hafif çalan müzik güzel, deniz bir harika! Yalnız denizin girişi biraz taşlıklı, kayalıklı… O kayalık kısmı geçtikten sonraysa insan denizden çıkmak istemiyor diğer yandan!

Plajda bolca denize girip, salıncağımızda keyifle kahvelerimizi içtikten ve keyifli vakit geçirdikten sonra Afytos’un merkezine gittik. Çok sevimli ve bence Kassandra’nın en güzel kasabası! Burada yürüyüş yapıp ufak tefek hediyelikler ve anılar topladıktan sonra küçük meydandaki Afyteon Agora isimli kafede, rose şaraplarımızla tatilimize ve “o an”ımıza kadeh kaldırdık!

Saat 15:30 civarında Afytos’tan yeniden koyulduk yollara, mis kokulu ağaçların arasından geçip Sithonia’daki otelimize yaklaşık 2 saat sonra vardık. Kaldığımız otel Neos Marmaras’ta Kelyfos Hotel… Neos Marmaras’ta kalmanızı ve hatta mümkünse Kelyfos Hotel’de konaklamanızı kesinlikle tavsiye ederim. Kelyfos Hotel’in sahibi ve işletmecisi Giannis Lappas (Yanis) çok güler yüzlü, çok ilgili ve her soru ve sorununuza hemen yardımcı oluyor. Yanis eşiyle beraber yapmış oteli, dekor eşine ait, e kadın eli değdiği belli 🙂
https://www.hotelkelyfos.com/

Biz üst kattan manzaralı oda istemiştik ve odamız gerçekten de istediğimiz gibi üst kattaydı ve muhteşem manzarası vardı! Odamıza bavullarımızı çıkarttıktan sonra Yanis’e sorduk; saat şu anda 17:30, akşam yemeğinden önce bir plaja gidip biraz denize girmek istiyoruz nereyi tavsiye edersin? Derhal bir harita çıkarttı ve otelin çok yakınında bulunan Isla Beach’e gitmemizi önerdi. Deniz o kadar muhteşem değildi, diğer yandan güneşi burada batırmak çok keyifli oldu.

Oraları, bu yazıyı okuyanlara yaşatmak, ormanları göstermek, denizin betimlenemez güzelliğini anlatmak istiyorum… Yazmak, paylaşmak istiyorum… Ama… Belki bayram tatilinde gidecek olan varsa bir satır olsa yararlanır diye bayramdan önce bu yazıyı yayınlamak ve bir de okuyanları sıkmamak da  istiyorum 🙂 Zor iş!

Neos Marmaras Sithonia’nın en hareketli bölgesi, gece gidip kokteyl içebileceğiniz iki güzel barı var. Biri Notos Cocktail Bar: iskele barında oturup Neos Marmaras’ın ışıklarına ve denizin karanlığına doğru, şanslıysanız ay ışığında kokteyllerinizi içebilirsiniz. Diğeri ise Molos, bazı geceler ünlü DJ’ler geliyormuş biz birine rastladık, Leylim Ley dinleyip dans ettik! 🙂

Bir sonraki sabah otelimizin harika bahçesinde keyifle kahvaltımızı yaptık. Otelimizin bahçesi ve manzarası o kadar güzeldi ki, denize gitmeyip biraz daha burada oturup kahve mi içsek diye bile düşündük! O sabah değil ama otelden çıkış günümüzde, evet, bunu yaptık!

Kahvaltıdan sonra cennet koylara doğru yola koyulduk, gerçekten cennet koylar, gerçekten görülmesi gereken koylar, biz bayıldık! Vourvourou’da sahil boyu dolaştık önce biraz, sevimli bir deniz kenarında durduk, bagajımızda her daim bizimle gezen katlanan sandalyelerimizi ve soğutucuyla taşıdığımız biralarımızı çıkarttık, ohh keyif vakti!

Ardından Vourvourou’da Karidi tabelasından saptık, evet siz de sapın o tabeladan, mutlaka! Karidi, görülmesi, gidilmesi gerekenler listesinde birinci sırada… Tabeladan sapıp arabayı toprak araziye park ettikten sonra gördüğümüz manzara karşısında, nasıl anlatayım, içimize bir ferahlık, mutluluk, neşe geldi! Karşımızda masmavi sular, masmavi, nasıl bir mavi ama, cam gibi derler… Gerçekten cennetten bir parça…

Karidi Beach

Burada şezlonglar yok, kendi şezlong ve şemsiyenizi getirebilir ya da sandalyelerinizi yanınızda taşıyabilir ya da kayalıklara oturabilirsiniz. Biz kendimize uygun bir kayalık bulup havlularımızı seriverdik ve kendimizi maviliğe bıraktık… Yüzerken, sarıldım denize, kucakladı o da beni, bir oldum sanki bir an, daldım çıktım, ne kadar açıldım bilmiyorum ama deniz gözlüğüm olmamasına rağmen dibi hep görebildim, o kadar berraktı ki… İnsan denizden çıkmak istemiyor… Tabi biz Duygu’yla, ki kendisi en iyi tatil arkadaşım olup aynı zamanda öz kardeşimdir 🙂 çantaları tek başlarına bırakmamak için, ne olur ne olmaz diye nöbetleşe girdik denize… Burada bir tesis olmadığından kendi yiyecek içeceğinizi yanınızda götürebilirsiniz. Seyyar ufak bir kafe var, hamburger, tost, cips, kuruyemiş gibi atıştırmalıklar ve soğuk içecekler ve tabi ki kahve mevcut. Biz buradan Frappe alıp kayamıza oturduk, gökyüzüyle bütünleşen masmavi deniz manzarasına karşı seyre daldık… Tabi hava sıcak olduğundan kahveler çabuk ısınıyor, yarısını içemedik o ayrı 🙂

Saat 14:30 civarında buradan istemeye istemeye ayrıldık, daha gezecek yerler vardı, zaman kıymetliydi… Ve… Başka bir cennette bulduk kendimizi bu sefer de: Portakali Beach (Orange Beach)Burası da mutlaka görülmesi gerekenler yerlerden, mutlaka! Yine masmavi, pırıl pırıl bir deniz, yine orman, yine doğa… Arabamızı park etmemizin ardından biz sağ tarafa doğru yürüdük. Burada aynı zamanda kamp alanı da var. Çadırlarını kurmuşlar, oh sabahları ilk gördükleri; MAVİ! Deniz mavi, gök mavi… Birkaç ufak seyyar kafe var, her şeyleri mevcut, önlerinde sandalye masaları da var. Önlerinden geçip denize ulaşmaktı hedefimiz, sonunda başardık ama etraf çok kalabalık, ufak bir boşluk bulduk kendimize, oturduk kumun üzerine… Kayalıkların ilerisi çıplaklar plajı ve oraya giden küçük toprak yolda bir tabela var, ahh ne yazık ki o tabelayı çekmeyi unutmuşum! Tabelada çöp atmak ve mayo giymenin yasak olduğu yazıyor… Kayalıkların arasında oluşmuş küçük doğal havuzlar etrafında, kişiye özel güneşlenme alanları oluşturmuş doğanın kendisi ve insanlar burada rahatsız edilmeden çıplak olarak güneşlenebiliyorlar. Bir noktasına kadar kayalıklardan hoplaya zıplaya yürüyüp doğanın muhteşemliğine şahit olabilirsiniz. Ben belli bir yerden sonra yürümedim çünkü kimseye saygısızlık etmek istemedim.

Sol tarafta uzaklarda, oralarda bir yerlerde 🙂 bir “beach bar” varmış, denize girince gördük ama biz gitmedik. Kumda oturup hop denize gir çık, daha hoşumuza gitti. En güzeliyse çadır kurmak aslında, Sithonia’da birçok kamp alanı var hem çadır hem de karavanlar için…

Burası da cennetten bir köşe diyorum ya, buyurunuz kendiniz bakınız:

Orange Beach

Çokça tavsiye edilen Taverna 5 Steps in the Sand’de hem denize girip hem akşam yemeğimizi yemeğe karar verdik, hadi yeniden yollara, yollarsa şahane, yemyeşil ormanların içinden, maviliğin yanı başından yol alıyorsunuz. Burada saatlerce araba kullanabilirim! Taverna 5 Steps in the Sand’de şezlonglar ücretsiz, istediğiniz yere oturup güneşlenebiliyorsunuz. Sabahtan beri Vourvourou, Karidi ve Portakali Beach’te denize girdikten sonra buradaki deniz için, ehh, diyebiliyor insan ilk anda, ama aslında deniz hep güzeldir, su hep muhteşemdir. Denize girip şezlonglarımızda kitap okuyup, günün verdiği tatlı yorgunluğu attıktan sonra azıcık da kumsaldaki salıncağa binip kendi kendimize eğlenip yemek için restoran kısmına geçtik. Yemekler şahane! Mutlaka burada yemek yemenizi öneririm. Yemeğin arından ikram edilen tatlıları yemeseydik iyiydi, onları da yedik, üstüne de Türk Kahvesi, pardon, Yunan Kahvesi 🙂

Artık yorulmuştuk ve otelimize geri döndük. Akşam geç saatlerde merkeze gidip biraz daha havasını aldık buraların, ne de olsa son akşamımız, güzel anları kaydetmek lazım hafızaya… Biraz alışveriş, biraz yürüyüş, bir kadeh şarap…

Halkidiki’de son günümüzün sabahında otelimizin harika manzarasında kahvaltımızı yaptık. Otelin bahçesindeki her masada istediğiniz gibi oturup saatlerce kahvaltınızın tadını çıkartabilirsiniz ve bu elbette otelin tavsiye edilirliğini artıyor bana göre. Çünkü kahvaltımı ufak, karanlık, dip dibe masalardan oluşan kahvaltı salonlarında yapmaktan hoşlanmıyorum. Evet, Avrupa’da çoğu otelde olay bu, ne yazık ki, eee haliyle yapıyoruz çünkü bütçe de önemli otel seçerken… Ama Kelyfos Hotel’de tıkılı kalmak yok ve biz bunu çok sevdik. Kahvaltımızın ardından, nasıl olsa son günümüz diyerek manzaramız eşliğinde kahvelerimizi de içtik.

Yurtdışındayken market alışverişi yapmayı sever misiniz? Biz çok seviyoruz! Uzo, bira, zeytinyağı, çikolata başta olmak üzere bir sepet alışverişimizi yaptık. Alışveriş için Sithonia’da otelimize yakın mesafedeki Masoutis Süpermarket’e gittik, internet siteleri de varmış, fiyatları merak edenler için https://www.masoutis.gr/ Kardeşim diye demiyorum, alışverişte çok iyidir, o ne alırsa genelde ben de onu takip ediyorum 🙂  Elbette birçok süpermarket var, biz o gün buradan alışveriş yaptığımız için, meraklısına söyleyeyim dedim 🙂

Sithonia’dan çıkarken, denize girmeden bugün geçmez dedik ve Sithonia’dan çıkmaya yakın çok keyifli bir başka Beach Bar’a girdik. Burası Riviera Luxury Beach Bar ve kokteyllerine bayıldık! Pizzası da çok lezzetliydi. Deniz zaten güzel! Şezlonglar ücretli ama rahat ve servis kaliteli, müzik güzel, yalnız wireless yok, telefonları elinizden bırakın ve ortamın tadını çıkartın diyorlar!

Duygu’yla bu tatilimizi planlarken en önem verdiğimiz şeylerden biri de arabada çok yorulmamak ve emniyetli bir şekilde sağ salim gidip gelmemizdi 🙂 Bu nedenle dönüş yolunda bir gece bir yerde konaklamanın hem dinlenmek hem de keyif almak açısından güzel olacağını düşünmüştük. Öyle de yaptık… Dönüş yolunda bir gece Dedeağaç’ta kaldık. Dedeağaç’ta daha önce de kalmıştık, bu sefer gitmediğimiz yerlere gittik.

Riviera’dan çıktıktan 4 saat sonra Dedeağaç’ta otelimizdeydik. Bu arada Sithonia’dan yola çıkmadan mutlaka benzininizi doldurun derim! Her neyse, Dedeağaç’ta, Duygu’nun zevkli seçimiyle, Dias Otel’e bir geceliğine yerleştik. Otelin bir cephesi yenilenmiş, diğer katları henüz eski… Biz yenilenmiş bir odada kaldık 🙂 Burada dört Türk çalışıyor, çok içten, çok misafirperver ve güler yüzlüler, evinizde hissediyorsunuz kendinizi. İnternet isteleri ise: https://www.mydiashotel.com/

Akşam yemeğimizi, yine Duygu’nun mükemmel seçimiyle Nisiotiko’da yedik ki mutlaka yemek için gidilmesi gereken bir mekan burası. Trüf yağlı ve karidesli şehriye ile karamelize soğanlı kalamar sote tavsiyedir 😉 Ve uzo…

Sabah, Dias Otel’de Kenan Bey’in ikram ettiği Türk kahvelerimizi içtik, Kenan Bey’e buradan da sevgilerimizi gönderiyoruz, bizi çok güzel ağırladı, arabamıza bavulları yerleştirmemize kadar yardımcı oldu 🙂

Otelimizden ayrıldıktan sonra Makri’ye gittik. Makri, Dedeağaç’a 15 dakika mesafede, plajları olan sevimli bir kasaba. Biz Ammo Ammo Beach’i tercih ettik (trip advisor sayfalarını buraya koyuyorum çünkü Dedeağaç’a gidip gelmek kolay olduğundan belki hafta sonu planlarınıza dahil edebilirsiniz https://www.tripadvisor.com.tr/Restaurant_Review-g189509-d7710265-Reviews-Ammo_Ammo-Alexandroupoli_Evros_Region_East_Macedonia_and_Thrace.html ) Arka taraftaki şezlonglar ücretsiz, ön taraftaki pufudikli şezlonglar ücretli, kişi başı 5 Euro idi. Ücretsiz şezlonglarda oturup yiyip içtiğinizi ödeyerek güzel vakit geçirebilirsiniz. Halkidiki’den sonra deniz ilkin, masmavi gözükmüyor gözünüze, yine de enerjisini sudan alan benim için, deniz güzel ve keyifliydi. Biz burada yemek yemediğimizden yemekleri hakkında yorum yapamıyorum.

Yemek için limanda Ta Filarakia tis Makris sto Limanaki Restorana gittik ve çok memnun kaldık. Hafif esen rüzgar, önünüzde liman ve uçsuz bucaksız deniz manzarası… Huzurlu bir ortam, yemekler güzel, servis yine güler yüzlü ve Türk’ler çalıştığı için anlaşması da kolay 🙂
Facebook sayfaları varmış, merak edenlere: https://www.facebook.com/filarakialimanaki/?ref=page_internal&utm_source=tripadvisor&utm_medium=referral

Ta Filarakia tis Makris sto Limanaki

Yemeğimizi yedikten sonra İpsala, oradan doğruca evimiz, güzel evimiz 🙂
5 gece geçti ve bir tatil daha, her güzel şey gibi, bitti… Ama önemli olan zamanın nasıl geçtiğiydi

Toplam 1679 km. yol yapmışız.
Türkiye’den çıkmadan, sınırdan önce mutlaka benzininizi doldurun 🙂
Yolculuk keyifli, yollar rahat, manzara yollar boyu güzel…
Sınırdan geçtikten sonra otobana giriyorsunuz ve Halkidiki ‘ye kadar 3 defa gişede durup para ödüyorsunuz, ilki 1.70 ikincisi 1.90 ve üçüncüsü 2.40 Euro. Bozuk paralarınızı kolayda bulundurmanız iyi olur… Tabi dönerken de aynı şekilde… Gişede genelde kadınlar çalışıyor, gülen yüzleriyle size iyi yolculuklar diliyor…

Genelde mutlaka restoranlarda Türkçe bilen birilerine rastlıyorsunuz ve ben bunu her zaman sevdim!
Dönerken, sınırda Free Shop’tan değil de biz, çeşitli yerlerde gördüğümüz süpermarketlerden alışveriş yapmayı tercih ediyoruz. Hem daha ucuz hem çeşit bol… Arabayla tatilin güzel yanlarından biri de bu değil mi? İstediğinizi alıp arabaya atabilirsiniz!

Bir önceki, Thassos’u anlattığım yazımda söylemiştim; bira olarak Mythos benim tercihim, içimi kolay… Tuborg seviyorsanız Alfa’yı tercih edebilirsiniz. Bir de Fix isimli bir bira markaları daha var… Uzoda ise Varvayani (OUZO BARBAYANNI/ ΟΥΖΟ ΒΑΡΒΑΓΙΑΝΝΗ) tercih ediyorum, ama damak tadı tabi 🙂

Eh, artık bana müsaade deme vakti geldi sanırım…
Diliyorum ki herkes tatil yapsın, gezsin, gönlünün istediği yerde…
Elbette zamansızlık en büyük engelimiz, yine de ertelememek lazım hayatı da…
Elbette çalışmamız lazım, üretmemiz, olmazsa olmazımız…
Diyorlar ki, ne çok geziyorsun, halbuki çok gezmiyorum, zevkle ve doya doya geziyorum…
Diyorum ki, para değil anı biriktiriyorum!

Keyifle kalın,
Mutlu kalın,
Sevgiyle kalın,
Bir de… Gülümseyin!
Görüşmek üzere…

Sevgiler,
Deniz
(https://www.instagram.com/hermevsimdeniz/)

Not: Diğer seyahat yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

About the Author:

avatar
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz.

2 Comments

  1. avatar
    Hulya onay 27 Ağustos 2018 at 20:34 - Reply

    Deniz’ciğim eline kalemine sağlık. “Yediğin içtiğin sende kalsın, gezip gördüklerini anlat” derler ya sen yiyip içtiklerinden de bizi mahrum bırakmamışın, ne güzel. Tam da geçen gün bir arkadaşlarla Dedeağaç ve civarına gitsek mi ki , ama naapılır ki oralarda diyorduk ki imdata yetiştin. Sağol , nice mutlu açık yolların olsun

    • avatar
      Deniz Pekgenç 28 Ağustos 2018 at 08:00 - Reply

      Yorumunuzla ne kadar mutlu ettiniz 🙂
      Teşekkür ederim…
      Dedeağaç’ta umarım çok keyifli zaman geçirirsiniz, sonrasında bize de anlatın 🙂
      Mutlu günleriniz olsun, mutlu günlerimiz olsun hepimizin…
      Görüşmek üzere 🙂

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: