Beddua | Başak Arslan

Teyzem ayağını bir yukarı bir aşağı sallayarak:
“Sırtını bit yesin, ekmeğini it yesin Nusret” diyor.

Ne zaman çok sinirlense ayağını hep böyle sallar, sallar, sallar… Bedduaları ardı arkasına sayar, sayar, sayar… Öyle çok sallar ve sayar ki gidip ayağını tutmak, kollarından sarsmak, sallama artık diye bağırmak gelir içimden.

Teyzem iki senedir bizimle yaşıyor. Yaşıyor dediğim ara sıra geliyor, sonra yine gidiyor. İki ayda bir (bazen daha sık) koskocaman kuzguni siyahı bavulunu sürüye sürüye geliyor.
“Bu sefer kesin bitti” diyor.

Bazı günler geldiğinde yüzü gözü mor oluyor. Böyle zamanlarda gitmesi uzun sürüyor. Gitmesi uzadıkça daha çok üzülüyor, üzüldükçe daha çok ağlıyor, ağladıkça daha çok beddua ediyor. Beddua ettikçe ayağını daha çok sallıyor. Sonra Güdük enişte geliyor. Yalvarıyor, yakarıyor hatta bazen o da ağlıyor.
“Sensiz yapamam, yaşayamam Meryem” diyor. “Seni de kendimi de öldürürüm.”

Annemle ben onları evde bırakıp dışarı dolaşmaya çıkıyoruz. El ele tutuşup önce sahilde kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Sonra annem beni salıncakta sallıyor. Her seferinde son durağımız Modadaki çay bahçesi oluyor. Kışsa portakallı oralet, yazsa böğürtlenli gazoz içip denizi izliyorum. Hayaller kuruyorum. Süper kahramana dönüşüp teyzemi, Güdük eniştenin elinden kurtarıyorum. Teyzem bir daha hiç beddua etmiyor, ayağını sallamıyor. O sırada annem defterine bir şeyler yazıyor, sürekli sigara içiyor. Keyifli görünüyor. Hiç anlam veremiyorum. Uykum geliyor esniyorum. Annem:
“Hadi diyor senin uykun geldi. Evimize gidelim.”

Geldiğimiz gibi yine el ele evimize yürüyoruz. Eve geldiğimizde Güdük enişte, teyzem ve kuzguni siyah bavulu gitmiş oluyor. Annem keyiflenip bir şarkı mırıldanıyor. Mutlu görünüyor gittiklerine. Teyzem ve Güdük enişte barışsınlar istiyor.
“Ne yaparız ayrılırsan abla? Sokakta kalırız şuncacık çocukla” diyor. “Gel affet, iyi adam eniştem.”
Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum. Hiç barışmasınlar istiyorum. Çünkü Güdük enişteyi hiç mi hiç sevmiyorum.

Teyzem evimize her geldiğinde olanların sorumlusu benmişim gibi bana nasihat veriyor:
“İşini, eşini iyi seç” diyor, “İyi seç ki bizim gibi olma.”
“Oku oku ki kimseye muhtaç olma” diyor kimi zamanda.
“Kurtar bizi de kendini de…”

Teyzem de süper kahraman olduğumu biliyor diye düşünüyorum.
Wrom wrom sesiyle Güdük eniştenin mahalleye girdiğini anlıyoruz. Bembeyaz deri koltuklu, üstü açılabilir, karmen kırmızısı bir chevrolet ile çıkmaz sokağa giriyor. Hepimiz pencereye koşuyoruz. Nefes kesici güzellikteki arabayı park ediyor. Etrafına bir sürü çocuk toplanıyor. Bir el hareketiyle savuşturuyor çocukları. Mahalledeki tüm kadınlar teyzeme imreniyor. Güdük eniştem poşet poşet hediyeleri bagajdan alıp zile basıyor. Kimi gün oyuncak kimi gün kıyafet almış oluyor bana. Bolca da abur cubur. Yine de Güdük enişteyi hiç mi hiç sevmiyorum.

Güdük enişte bazı pazarlar bizi pikniğe götürüyor. Koskocaman kaportasının üstüne örtü serip arabasının üstünde yemek yememe bile izin veriyor. Kimi gün parka, kimi gün yemeğe, kimi gün de sahile götürüyor bizi. Tüm bunlara rağmen Güdük enişteyi hiç mi hiç sevmiyorum.

Bir sabah eve bir telefon geliyor. Uzun uzun çalıyor telefon. O esnada annem uyuyor. Çalıyor, çalıyor, susuyor telefon. Sonra yeniden çalmaya başlıyor. Annem gönülsüzce yerinden kalkıp açıyor. Annem vah tüh derken ben ne oldu anne diye, olayı idrak etmeye çalışıyorum. Annem ağlamıyor. Sesi titriyor sadece.
“Nusret eniştenle Meryem teyzen” diyor, susuyor.

Hastaneye koşuyoruz. Güdük enişte direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş, karmen kırmızısı chavroletini önce bariyerlere daha sonra menfez köprüsüne çarpmış ve uçurumdan yuvarlanmış. Bütün kemikleri parçalanmış Güdük eniştenin. Teyzemin emniyet kemeri takılı olduğu için ufak sıyrıklarla atlatmış kazayı.

Cenazede teyzem hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ağlamaktan içi dışına çıkıyor. Sanırım ettiği beddualar aklına geliyor.
“Teyzemin bedduaları tuttu” diyorum eve gelince anneme.
Annem bana ters ters bakıyor. Teyzemin beddualarından korkuyorum. Güdük eniştenin ölümüne üzülmediğimi düşünüyorum. Çünkü onu hiç mi hiç sevmiyorum.

By | 2018-06-05T21:16:44+00:00 Haziran 5th, 2018|Categories: Öykü|Tags: , , , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: