Özlemek | Elif Çubuk

Hiç bir yere gidemem. Evime gider biramı içer uyurum. Zaten çok yorgunum, atamadım bu yorgunluğu kaç gündür.

Çok şükür geldim. Nerede bu anahtarlar? Ufff… Zaten ne zaman buldum ki! Çanta, çanta değil Çarşamba pazarı! Hah, burada!

Işık nerede? Aaaa, elektrikler mi kesik yoksa bu ne ya? Bir bu eksikti, nerede şu telefonun ışığı?

Neyse, moral bozmaya gerek yok, ben de mumlarımı yakarım, romantik yaparım. Bu gece hepsini yakacağım, şuna da kıyamıyordum, hep özel bir gün için beklettim yıllardır, özel gün bekliyor, ne acıklı… Yak gitsin! Hep bu “kıyamam” yüzünden olan bana oldu… Ne kadar da güzelmiş bunun rengi! Oda mercan renginde aydınlandı.

Ne kadardır kesik acaba elektrikler? Umarım çok uzun zaman olmamıştır, umarım biram hala soğuktur. Sigaramı da sehpanın üzerine koyarsam, müziği de telefonumdan açarım, tamam, güzel oldu.

Ohh şükür biram da buz gibi, şu yastıklarımı da bir arkama yerleştireyim ayaklarımı da uzatayım, oh, keyif işte bu!

Gece dışarı çıkmakmış, peh, evimi yüz bin kere tercih ederim. Kimsenin muhabbetini çekemem, saçma saçma konuşmalar… Bıktım valla, zaten artık hiç de eğlenemiyorum, kendimi sonradan yapıştırma gibi hissediyorum milletin arasında. Bir şey sorsan, kazara sana bir eleştiriyle gelirler, sanırsın hepsi çok akıllı bir sen aptalsın! Verdikleri akılları duysan akla ziyan! İlkokul çocukları bile daha mantıklı cevap verir yemin ederim!

Ohhh, tadı da ne güzelmiş bunun ya, günün en güzel anı işte bu, amma yorulmuşum da harala güreleden fark etmemişim…

Şöyle iyice arkama yaslanayım bundan sonraki şarkıyı da o bana söylesin…
Bakalım bu kadar zaman sonra, benim hakkımda ne düşünüyor, eğer saçma bir şarkı çıkarsa beni unutmuş demektir. Hiç sanmıyorum ama belli olmaz bu salağın isi…
Hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur…

Yaaaa… İnanmıyorum! Bu nasıl olabilir? Bu bizim şarkımızdı! Bunu hep o bana söylerdi! Demek ki beni hala düşünüyor…

— Sen şimdi içiyorsun da… Kesin ararsın!
— Ne araması saçmalama, kapıyı yüzüme çarpıp gitti. Üzerine de hiç aramadı. Ben mi arayacağım? Ben o kadar gurursuz muyum?
— Sen ararsın! O yüzden çok içme!
— Ay sus ya, bir şarkı dinletmedin. Bugüne kadar aramamışım, bugün neden arayayım? Benim sinirimi de bozma! Ben hala anlayamıyorum, madem beni bu kadar seviyordu neden ayrıldık?
— Salak mısın kızım? Bir şarkı çıktı diye ne sevmesi? Adam seni bir daha aramadı diyorum, kaç sene beraberliğin üstüne! Bitti, bitti!
— Evet ya, hala inanamıyorum, beni bir daha aramadı!
— Ama biliyor musun bazen çok özlüyorum onu…
— Tabi ki biliyorum.
— Hahaha, saçma oldu bu tabi ki biliyorsun! Nasıl oluyor ya? Ben onun için, evet bu demiştim. İnsanlar kendi eşleri için anlatırlarken “anlıyorsun işte, bu diyorsun” diyorlardı. Ben de anlamıştım. Demek ki sadece sanmışım. Demek ki böyle olmuyormuş… Nasıl severdi beni, nasıl birdenbire domuz oldu? Hatırlıyor musun o ilk günü? Arkadaşlarla yemeğe çıkmıştık, gecenin sonunda bana, seni ailemle tanıştırmak istiyorum demişti, kız arkadaşım olarak… Fakat ben, o kadar güzel bir gecenin sonunda biraz da alkolün etkisiyle tabi, yanlış anlamıştım. Başımdan kaynar sular dökülmüştü. Nasıl olur böyle ilgi gösterip gösterip, kız arkadaşıyla mı tanıştıracak? Madem kız arkadaşı vardı neden bana tüm gece boyunca böyle ilgi gösterdi ki? Ahh, ne yapacağımı bilmez haldeyken ağzımdan sadece “kız arkadaşın mı?” çıktı, o da benim tepkimden çekinip kız arkadaşım olmak istemez misin, diye şaşkın, tedirgin sormuştu! Bense kendimi ancak toparlayıp sevinçle “oluurrr” demiştim. Bak ama bana emin cevap ver benim ailem yaşlı insanlar ona göre onlara net söylemeliyim, demişti ben de sevinçle tekrar “olur” demiştim. Beni öyle bir kucaklamıştı ki dünyalar benim olmuştu! Şimdi bakıyorum, o insan kiiimmm, bu domuz kim?
— Belki de domuzlaşan sendin…
— Yok artık! Beni tanımıyormuş gibi konuşma! Bazen gerçekten büyük saçmalıyorsun!
— Şunu demek istiyorum; tavırlarında aniden değişkenlik gösterebiliyorsun, bunu sen de biliyorsun. Hep kendini doğru ifade ettiğinle övünürsün… Neticede o da senin net olduğunu düşünmüştür nereden bilsin içinde volkanların yandığını?
— Doğru söylüyorsun, o zaman belki o da bu domuzluğunun içinde beni hala seviyor olamaz mı?
— Olabilir demek istemiyorum, ararsın şimdi, ondan korkuyorum.
— Haaaahahaha! Sen kalbim misin beynim misin hala kestiremiyorum!
— Ben sadece hatırlatıyorum, sen ne dersen de…

Ne güzel günlerdi onun gelişlerini beklerdim heyecanla… Her telefonunda ilk defa arıyormuşçasına heyecanlanırdım! Saatlerce konuşsak yetmezdi…

Bir gün nasıl hastaydım da başımdan bir an ayrılmamıştı. Ben uyurken pijamalarımı değiştirmiş, annesinin tariflerinden içecekler hazırlamış, uyandığımda zorla içirmeye çalışıyordu…
Kıymetini mi bilemedik, yoksa bu güzelliklere çabucak alıştık da mı tükettik hızlıca, hala kavrayamıyorum… Ne zaman başladık kopmaya ya da kopmadık da, ego savaşlarına mı girdik?

Sigara da içirtmezdi, şimdi o yokken rahat rahat içeyim bari…

Ondan sonra kalbim taşa döndü sanki. Sevmiyorum bu halimi, ruhumu kaybettim sanki… Oysa onunlayken nasıl da cıvıl cıvıldım. Ben beni, ben, bizi çok özledim çoook!

Bu bira da çabucak bitti ama iyi geldi, bir tane daha alayım dolaptan da akşamımı biraz daha uzatayım.

Onun yanındayken kendimi yuvamda gibi hissederdim. Evet, çok gıcık huyları da vardı ama kabuldüm. Tamam, esprilerinden nefret ederdim ama simdi onları bile özledim.
Anlamıyorum insan özlemez mi? Aramaz mı? Merak etmez mi? Öldüm mü kaldım mı? Söylüyorum işte domuzdu, domuz!

Uf ya, her şeye rağmen ben onu çok özledim. Ama ben anladım zaten mükemmel diye birisi yok, daha iyisi yok! Hem zaten ben daha iyisini aramadım ki, ben artık beni yok saymaya başladığını düşündüm, evet belki de bu benim yarattığım algıydı, belki de gerçek başkaydı…

— Evet, olabilir, sana seni sevdiğini kendi diliyle söylüyordu, sen önceleri sağlıklıyken, bundan emin olabiliyordun, oysa sonraları kendi yarattıklarına inanmayı tercih ettin.
— Ne yani, ben mi suçluyum? Sanki ben tek başıma karar verdim? Sen orada değil miydin? Neden beni durdurmadın o zaman? Sen de benim gibi düşünmedin mi? Ben hiçbir zaman kendi başıma hareket etmem biliyorsun ve şimdi de karşıma geçmiş beni suçluyorsun yok efendim sağlıklı olduğumda öyle yapıyormuşum da, yok bilmem neymiş de, hasta diyorsun yani kısaca! Oh, ne güzel, konuş konuş sonra kenara çekil! Sana sormadım mı?
— İşte sen hep bu alınganlıkla bakıyorsun, seninle aynı fikirde olunmadığında hemen sinirlenip kendi fikrini dayatıyorsun haklı olmak İçin! Halbuki burada rahatça konuşuyoruz, beni yanlış anlaman için hiçbir neden yok. Ayrıca ben senim! Sen bizi ayırdığında kopukluk oluyor, tıpkı ilişkinde yaşadığın gibi… Yaşadıklarında art niyet arama, düşün bir kere, ben seninleyken bile bu kadar tavırlı davranıyorsan, başkasıyla nasılsındır?
— Hım, evet ama ne yapayım sanki her şeyi hep ben yapıyormuşum gibi geliyor, o zaman da sinirleniyorum!
— Tabi ki sen yapacaksın, senin hayatın için en iyisini sen bilirsin, zaten böyle olmalı…
— Peki, o zaman neden böyle söylemedin?
— Hahaha! Sen kendi inandıklarına o kadar gerçek diye taparken, adamakıllı dinlemedin bile beni!
— Galiba gene haklısın, arayayım bari onu!
— Hoppala ben diyorum, sen ne diyorsun?
— Sen şimdi demedin mi hayatını kendin yarat diye, ben de yaratıyorum! Nerede şu telefon? Şarj bitmesin diye kapatmıştım, hale bak simdi de nereye koydum bulamıyorum. Ahhh, ayağım, bu ne ya? Kırıldı parmağım, uff! Ne düştü de kırıldı acaba? Ahhh parmağım çok acıyor!

Ah, elektrikler geldi! Sevinsem mi üzülsem mi, iki saniye önce gelseydi ya…
Yaaa, hatıra kutum kırılmış!

— Ben sana dedim içme diye…
— Hala saçmalıyorsun evdeyim ve daha ikinci biramı bitirmedim bile, sen başımda vıdı vıdı… Aaa, şuna bak içinden ne çıktı, aşkımın bana yazdığı not, atmaya kıyamamışım bak ne yazmış, “Aşkım seni şimdiden özledim”… Bak gördün mü, bu kesin işaret olmalı, yok yok seni dinlemeyeceğim, arıyorum ben!
— Hıh, ben dedim, zaten sen beni ne zaman dinledin ki?
— Hayır yani ne kaybederim ki? Açmazsa, zaten yok hayatımda, ama ya açarsa!…
— Sen zaten hiç bekleme, kafanın estiğini yap!
— Ne alakası var gurursuzsam gurursuzum, kimseye kendimi kanıtlamaya ihtiyacım yok. O çok akıllı olanları da görüyoruz, sanki mutlular, hepsi benden mutsuz o nedenle eğer susarsan arıyorum!

— Alo?
(Numaramı sildi mi acaba? Umarım tanımamazlık yapmaz. Direkt kapatırım yüzüne!)

— Nasılsın?
(Biliyordum arayacağını ama bravo, iki sene dayandın, daha önce bekliyordum, şaşırdım!)

— Gayet iyi sen?
(Oh, sesinde tavır falan yok gayet de samimi… Nasıl da özlemişim, işi yoktur umarım, ah bir görüşsek, gerçi kıllık yapmazsa olmaz, burnumu sürttürmek ister şimdi benim…)

— Bir daha arayacağını düşünmüyordum.
(Onu düşünmediğimi anlasın… Umarım sert çıkmaz şimdi, benim de yaptığıma bak, nasıl da özlemişim artık şu kaprisini bıraksa da yine eski halimize dönsek…)

— Ben de… Ama sesini duymak istedim…
(Lafa bak lafa, sanki ben düşünüyordum… Özledim işte. Gene senin yapmadığını yapıyorum ben arıyorum…)

— İyi yaptın neredesin?

— Evdeyim. Sen neredesin neler yapıyorsun?
(Nerede acaba? Umarım evdedir… Beni almana gerek, yok gel de uçarım!)

— Ben de evdeyim, yeni geldim yiyecek bir şeyler hazırlıyorum kendime…
(Çağırsam gelir mi acaba ya da ayıp mı olur bunca zaman sonra bu şekilde davet? Amaaaan, ne olacak canım o benim, kaç yıllık sevgilim… di… Neyse şaka yollu ağzını ararım tavrını anlarım…)

— Gene aynı balıklı salata mı?
(Hadi tatlım bir davet bu kadar zor olmamalı!)

— Evet senin güzel yemeklerinden sonra böyle idare ediyorum. Gerçi sen çok severdin özlemişsindir belki…

— Hahaha, evet, galiba ben özledim senin salatanı!
(Daha açık bir davet olmadan da gidilmez, bu tam bir teklif sayılmaz)

— Tamam, o zaman biraz daha büyük salata yapıyorum, beraber yeriz ne dersin?

— Aslında olabilir?
(Ufff yaaa, hiç naz yapamadım hemen atladım. Amaaan, neyine naz yapacağım!)

— Tamam o zaman, biz salatayla seni bekliyoruz.

— Tamam geliyorum

Ay, çok heyecanlıyım, yuppi, yaşasın, oh be!

— Ben demiştim en başından, bir içkiyle yaptığın işe bak, umarım aklın başındadır!
— Kötü mü oldu yani? Deli gibi iki saattir kendimle konuşuyorum, bu mu doğru olan, bu mu normal? Hataysa hata, ben onu özledim ve görmek istiyorum ve fark ettiysen o da beni çok özlemiş. O burnundan kıl aldırmayan adam sanki hiç ayrılmamışız gibi sıcacık. İste bu yaa!
— Sonrasında ben karışmam!
— Karışma zaten. Ben kendi hayatımı yaratıyorum ve yaşıyorum gerisi boş!

By | 2018-05-28T23:10:47+00:00 Mayıs 28th, 2018|Categories: Öykü|Tags: , , , , , , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: