Özledim Valla Çok Özledim | zeynepalper

İki üç gündür kendi sokaklarımda kaybolmuş gibiyim; yine, yeniden… Nasıl yatıyorum, neden uyanıyorum, ne tarafa dönüyorum, uyandığımda ilk yaptığım ne oluyor? Çok önemsiz paçavra kağıtlar içinde sürükleniyorum, aklımda uzun soluklu bir türkü, sevdiklerinden. Söylemeyi unutmamak için yaşıyor gibi telaşsız uyanıyorum.

Çok özlemek dışında sesiz sakin geçiyorum hayatı, göz kapaklarımda renkli boyalar, ağzımda sessiz bir çığlık, kimse duymasın istiyorum, dönüp duyuyorum, belki duysalar fena olmaz…

Yalnızlığı gölgeleri ile birlikte karşılarken, bastığın yerleri koklaya koklaya, çamaşırlarını yeniden yıkayacağım güne kadar, bir sürü kirli çamaşır biriktirmek istiyorum. Çarşafları değiştirmek için gelmen bahane olsun istiyorum, kafamın içi çok ıssız, sessiz bir kıyı kasabası, balıkçılar bile dönmemecesine gittiler, bir olta ucunda zamane hayalleri asılı.

Gözlerindeki sade kahve rengini, ellerinin güller açtıran sıcağını, yanında uzayıp giden ama şimdi kısacık gelen zamanların nasıl da akıp geçtiğini anlamak da anlatmak da imkansızken, içimin dar odalarında kapıları birbiri üstüne vuruyorum, anahtarlar yere vuruyor, yankısı tüm göğüme, göğümden göğsüme doğru sıkışıyorum, uzanıveriyorum, kollarımın halkası arasına alıyorum hınzır boynunu, çok özlemek dışında, sakince geçtiğimiz bu dünyanın patlayıp birden yok olmasını diliyorum…

Dünya paramparça ayrılırken kıyılardan karalarına, kaybolurken cesetler harabe yıkıntılar arasında, bir avucun avucuma değeceği yerde, diyorum ki, her şeyden çok bu önemliydi! Uzanıyorum camın önünden sokağa, az bir toprak içinde pembe katmerli sardunyalar gecikiyor. Cam kaptan su akıyor önce aşağılara, sonra derinlere, oradan köklere, dünya yeniden orda, su ile topraktan, azdan, çoktan var oluyor. Dünya bir paramparça oluyor, bir yeniden kuruluyor, yedi gün geçiyor, yetmiş oluyor, çok uzun oluyor. Bir türlü sakinleşmeyen bir sardunya kökünden sana uzanıveriyorum, kollarımın halkası arasına alıyorum sırtını, boynundaki kokusuz kuytuya yaslanıyorum… Saçlarımdan burnuna uzanan yolda neler düşündüğünü hiç bilemiyorum, yakıyorum gemileri, denizin ortası boşluk, olta uçlarında zamane hayalleri, çok özlüyorum!

Soluğu güçlü bir sabahın ayazı gibi yokluğun, iyi niyetimi kaybettiriyor bana, yumak oluyor sevdam, yayılıyor göğümden göğsümde, kıymetini veremeyeceğim bir yere varıyorum, gözlerin  gözlerime bir kere daha denk gelse orada kayıplara karışacak bir bela saklıyorum! Dünya yıkılıyor, kovanlardan arılar basıyor yeryüzümü, baskın veriyor dört bir yana sardunyalar, böyle böyle uzanıyorum camdan dışarı, başımı göğe uzatıyorum, beyazdan bulutlar, maviden utanır gibi adını söyleniyorum, akıntısına uzanıyorum dizlerimdeki titremenin.

Çok kalabalık bir yazdan dönüyorum, ağustosun en uzun akşamları, eylüle evriliyor, zamandan öte bir kavramla günler üzerime yıkılıyor, ardını çölde güneşli bir sofraya bırakır diyorum, kalkıp dizlerimdeki yaraları anneme gösteriyorum: Saçlarımın arasında sadece burnu gezinsin diye beklerken oldu diyorum, diyemiyorum, diyorum, diyemiyorum. Seni özlemeyi ararken oraya buraya çarptığım çarpık bacaklarımdaki dalgalı halkalı morlukların sebebini bulamıyorum, dizlerimdeki titremelerimi de alıp; evime yolcu ediyorum kendimi, saatlerce geçiyorum kentleri, ışıklarını yakıyorum bir bir, bazıları peşimde yağmurlarla ıslanıyor, tüm tırtılları topluyorum, bir mezarın başında, mermerin kıyısına bırakıyorum, benim duam böyle diyorum, elimdeki avucumdaki her neyse artık gitsin kavuşsun artık toprağına diyorum.

Sen misin, kapımı çalan? Anahtar deliğinden kokun yayılıyor, bir demet rengarenkle girerken içeri, cehennemi yakıyorsun, boşluklarıma geliyorsun, şaşkınım, evimin köşe bucağı hep birlikte bekliyoruz, boşluklarımı seriyorum ortaya, ayıklanıyoruz, pak bir çerçevedesin, gülümsemenin ağzından yüreğime vardığını biliyorum, dünya yıkılıyor, yedi günde yeniden üzerime kuruluyor, bir perşembeden diğerine, diğerinden öbürüne… Soluğu güçlü bir sabahın ayazı gibi yokluğun, içimin tellerini, kirpiklerimin ucunu ıslatıyor… Bir ben daha uzatıyorum camdan dışarı, demir parmaklıklar beyaz, sardunyalar sarkmış, bilip, sevdiğin en neşeli türküleri sana söylüyorum, özlemenin yokluğunda kulağına fısıldamayı dileyerek…

Bir özlediğim var, anlatmak için kelimeleri çok eğip bükmem gerekiyor, çünkü dümdüz özledim yazarsam, gerçekten özlediğimi sanki kimse anlamayacakmış gibi geliyor, o yüzden çarşafları değiştirmek için, başucundaki kitapları ve de gözlüğünü, sonra da yazdığı bir parça kâğıt şiiri alıp gidiyorum. Bir özlediğim var, anlatmak için hep gitmem gerekli gibi, sabretmem gerekli gibi, taşlardan yontulmuş saçları kıvırcık bir adam gibi, derdime devayı kaybetmiş gibi, kollarımı halka yapıp, ensesinde birleştiriyorum. Bitiyorum. Bitti, özlerken ölünmez biliyorum.

 

 

By | 2017-09-26T19:45:21+00:00 Eylül 26th, 2017|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , |0 Comments

About the Author:

avatar
İklimsiz bir ülkenin son kalan vatandaşına ait bir dünya, koyu karakterli bir çaydan hediye, hislerimi dünyaya anlatmaca, ben buyum derken kelimelerle oynaşma… Bu, sade bir heyecandan, uzak bir hayale kavuşma çabası gibi, derinlerime inerken ben; belki de sen beni gör ve boğulmaktan kurtar diye, aslında hem beni, bir yandan da kendini… Hoşgeldin….

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: