Sakin Hayat | Engin Parlakyıldız

Her şey Mars’ın Dünya’ya yakınlaşmasıyla başlamıştı gibi hatırlıyorum. Kaloriferin sıcaklığına dayanamadığım için atmıştım kendimi sokağa. Çilesiz bir hayatın varlığının aşağılandığı programdan kusmak üzereydim. Uzandığım deri koltuk terleyince hafiften kaymaya başlayan vücudumu koltukta tutacak kadar bile güç kalmamıştı içimde. Zamanın akışına kapılan nabzım aşırı doz uyuşturucu beklemekten sabırsızlanıyordu. Doktorlar kalp ritminiz bozuk deyip geçiştirse de biliyorum, yirmi beş nisanda öleceğimi, ölmemi sağlayacağımı. Şimdilik birazcık otla yatıştıracağım kalbimi, kanımı, nabzımı…

Dışarısının soğuğu iyi gelmişti ruhuma. Kaldırım taşlarında duyulan topuk seslerinden birini seçti kulaklarım, seçimlerimi beynimden alacak kadar sıkılmıştım ayık kafamdan, sosyal demokratlar, solcular hepsi pısırık hepsi rahatına düşkün. Kalabalıklığının sebebini anlamadığım sokağa son selamını veriyor bir kaptan, gemisi batarken boğazda. Çıksa gemiden korkak olacak. Ölünce de korkak ama duymayacak o, bundandır hep asaleti. Ölülerin arasında müsabaka yapılsa kaptanlar kazanır her zaman. Gemim der, cehennemin derinliklerine dalar gözleri, batarken kurtardım herkesi, kurtulurdum elbet istesem ama onurumla öldüm der. Sigarasından derin bir nefes verir acelesiz tavırlarıyla domalıp zebanisini bekler.

İçimden yükselen sesi bastıran topuklular beyaz mermerli yüksek binanın içine girince dalıverdim içeri. Oooo İtalyan, severim kadınlarını, baldırlarından kalçalarına giden en güzel yol onlardadır hep. En güzel göğüs dekoltelerini onlar giyer. En çok da onlara yakışır dişilik. Nefret ederim turistlerden, bolonez spagetti derse tecavüz ederim kendi evinde. İzlerim eve girene kadar usulca, yanan ışığın sönmesini beklerim, kapısı demirdir mutlaka. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar demir kapıyı göremezsin, misafirperverliğimizdendir bunlar hep. Eğer demirse kapısı öldürürüm kesin, cesedinin başında içerim otumu. Belimde sabırsızlanan otuzsekizlik, kulağını kabartıyor iyice siparişe. Sırt dekoltesini kapatan saçlarına lanet okurken kaçırıyorum siparişi. Mekanın aşırı süslemelerini incelerken yaklaşan garsondan yayılan sigara kokusu çekiyor beni yeryüzüne.

– Ravioli istiyor canım. Al Dente.

Kulağım restoranı dolduran fısıltıların arasından yanımdaki masayı seçiyor, adres tarifi gibi sıkıcı bir konuşmanın ardından sevişmeyi becerebilirse adamın heykeli dikilmeli, her yirmi dört nisanda resmi bayram ilan edilip bugün beyinlere kazınmalı, ozanlar adamın namına şiirler, ağıtlar yakmalı mutlaka.

Sırt dekoltesinden havalanan saçlarının ardından beliren bolonezi görünce kanım damarlarımı zorlamaya başladı. Tahta masaların üstüne serilen beyaz örtülerin hepsini kanla kaplamak lazımdı artık. Dudağının üstüne yapışan domates sosunun yersizliği çileden çıkarmaya yetmişti benliğimi. Sakindim oysa. Sessizce tecavüz edip bırakacaktım bolonez söylemeseydi. Masanın altından ona doğru itilen çantanın sinsiliği büyüdü büyüdü tüm restoranı kapladı. Gözlerimin önünde turist silindi. Sağ tık, yeni klasör. Ne koymalı adını. Kanım azgın nehirlerden farksız. Gezgin olsun. En sevdiğimdir gezgin. Yarına kadar yeni bir amaç, hayır bekleyemem o kadar. Bu gece çözülmeli. Apartmansa kolaylaşır işim.Ne olur apartman olsun. Tecavüz imkansızdı artık. Prensiplerim gereği gezginlere dokunmam. Ama ama ne yapmak lazımdı. İstiyordum kanını. Tatlı istememesi daha da çekiyordu beni kendine. Hesapla hiç muhatap olamayacak kadar dişiydi. Dudaklarının vedalaştığı adam ilk defa girdi görüş alanıma. Düzdü, sıradan, farkına varılmaz. Elinin havaya kalkması saniyeler süren tipten. Kollarını omuzundan ayırıp parçalayacağım türden. Ölüsünün üstüne işemelik…

Gelen ilk taksiye bindi gezgin. Arkasında kalan adam yolla hiç ilgilenmeden döndü, gülümsemek isteyip çaktırmadı. Ağzı yerinden bir santim sağa kaydı o kadar. Gelen takside şoförün yanına oturup ceketimin cebindeki balyayı eline verdim. Susmasını işaret edip, iki yüz metre önümüzdeki taksiyi gösteren diğer parmağımı görmesini bekledim. Taksinin temiz olmasını ödüllendirmek isterdim normalde ama o balya her şeye yeterdi. Kanım kaynıyor. Ağzımı açsam, keyif hırıltılarının arasında ne söylediğim bile anlaşılmazdı. Arkamdan kulağıma takılan bu gece sevişemeyecek bir adamın neşeli bir hayal kırıklığı ile dolu iyi geceleri beni daha da keyiflendirdi. Bu akşam Tanrı bana çalışıyordu. Yanına gittiğimde onu rahat bırakmam için bana rüşvet veriyordu. Caddelere varmak için yaşayan on beş milyonun hepsi yol açmışlardı bize. Gezginin evine varmamız ne kadar sürdü hatırlamıyorum gerçi. Keyfin doruklarında süzülürken gözüm insanoğlu ile meşgul olmazdı. Kilitli demir kapıları koruyan daha büyük bir kapının kapanmasını bekleyen kulaklarıma pompalanıyordu tüm kanım. Ses yok. Bir nefes, bir duman… Ses yok. Tedirgin bir bacağı zapt etmeye çalışan bir el hareketiyle bitiyor bekleyiş. Apartmandaki son ışık kapandı, onunkiydi. Saten mi geceliği, kesin saten. Kolay kayar yatağın üstünde, tecavüz edilmeli. Prensipler akılla bir olup kandırır insanı. Gerçekliğin potansiyelinden korkacak kadar zekidir insanoğlu. Evrimi göl insanlarından sonra bırakmalıydı maymunlar.

Demir kapı saygıda kusur etmeden önümde eğiliyor. Mermer, kanımın ateşinden ürkmüş, sessizleşecek kadar akıllıydı. Kapısına isim takmış. Sekiz. Sağ tık. Yeni klasör. Yerleşik olmalı bu. O çanta bir yerleşik için fazla puslu. Demir kapıya tahta görünüm vermişler. Derimin renginin değiştiğini hissediyorum. İttir. Kilit kolay. Sürgü çekilmemiş. Halı serilmemiş yere. Koridorun sonu geldi. Beyaz ahşap kapının açıklığından beliren ayak bilekleri rica beklemeden hareket ediyor. Saten değilmiş, hayal kırıklığı. Siyah eşofman takımı, sıkıcı. Uyanmadan dolamalı kemeri boynuna. Benim hırıltılarım içinde boğulan çığlıklar. Hayır, hayır çığlık değil. Gülüş, kaybolan bir aşağılıma.

– Kalkmıyor mu? İbne.

Hırıltıların arasında gelen bir gevşeme. Gereksiz bir rahatlık. Otuzsekizlik için fazla kolay bir ölüm. Kemer boğazı sıkmalı. Parmakların gereksizliği not edildi, fazla hareketli. İsa gerekli acıyı çektikten sonra hazret olmuştu. Son sabahıma girerken şaheserimi, onu anlamayacak kadar salak polislere bırakıyorum. Ellerim cebimde terk ediyorum sokağı arkamda balkon demirlerinde İsa taklidi yapan bir Meryem. Cansız gözlerinden akan iki damla kan. Benim dokuzuncu senfonim.

Doktorların tanrılaştığı bir koku. Hemşirenin kalçası güzelmiş. Yeterince yaşadığını anlamamış buruşuk bedenler, sıra kavgasında sağ çıkmaya çalışıyor. Kalabalık. Kalabalığın arasında rengarenk çizgiler. Kim çiziyor bunları. Doktor gelip hademeye şuradan şuraya sarı çizgi çiz mi demiş? Kendi numarasının geçmemesi için panikleyen teyzenin arkasından geliyor beklenen hareketlilik. Eserimin muazzamlığı karşısında ağlaması gereken mavi üniformalılar doluşuyor, hiçbir zaman yeterince geniş olmayan koridora. Beni arayan gözleri seçiyorum kendime. Kürt kaşları var. Anlamadılar gözlerinden akan kanı. Elimdeki çantanın alınışının bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştim. Korkuyorum. Elim otuzsekizliği çekip çıkarıyor saklandığı yerden. Meryemden kalan son anım gidiyor. En güzel vedamı bırakıyorum gereksiz parmaklarına Meryem. Otuz sekizliğimle indiriyorum birini. Arkadan biri puslu çantayı açıyor. Tek el silah sesi, tek barut kokusu, tek ceset. Yere düşen cesedin sesi kendine getirir dedim hala gözlerini -korkak bir beyaz yakanın çirkin yemek teklifinin kabul edilmesine neden olan- çantadan ayıramıyor. Üç el silah sesi tek ceset. Benim kanım daha kırmızı. Haklı gururumla düşüyorum yere. Etkisizim. Meryemin parmaklarını görüyorum son kez. Nasıl aklıma gelmişti kandan gözyaşı. Kanım azgın nehirlerden farksız artık, seti yıkılmış bir baraj gibi terk ediyor bedenimi hayır, efendisini.

By | 2017-09-19T21:51:57+00:00 Eylül 19th, 2017|Categories: Öykü|Tags: , , |0 Comments

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: