Şarkı Söyler Misiniz | Simge Aybey

Çocukluktan kalma bir sızıyı, yeraltı suyunun topraktan fışkırması misali anlatma vakti.
İnsanın içinde kalan, bazen hasta etmiyor da yazmak şart.
Gittiğim ilk konseri yazayım diye niyetlenmiştim, hatırlarsınız.
Oysa ki gidemediğim ilk konser, esas izi bırakan bende.

Çocuklar ebeveynlerine özenir elbette. Onları taklit eder, ilk andan itibaren belki de… Sanırım anne ve babamı en çok kıskandığım hadise; Türk Sanat Müziği Korosunda olmalarıydı! Ve ben henüz okumayı öğrenmemiştim. Ama şarkı söylemeye engel mi? Yazılarıma denk gelenler bilir, her bir yazının en az bir şarkısı var… Bazen çok sonraları, başka şarkılar zihnimde beliriyor yazıyı tekrar okurken; hoşuma da gidiyor.

Bir ev düşünün, tuvalete giren “Eski Dostlar”ı söylüyor. Banyodan “Dönüp baktım maziye, paylaşacak ne kalmış” duyuluyor. Siz de benim gibi bu şarkıyı söylerken, geriye bakar mıydınız?

Kendimi kutsanmış gibi hissettiğim anlardı; koronun provalarında geçirdiğim akşamlar… Müzik aletleri, müzisyenler, şef! Bir şekilde şarkıyı, nağmeyi ve evet her bir heceyi zihnime kazırdım. Sonra mı? Sonrası evde yalnız kaldığım saatleri kollamakla geçiyordu. Hafızamda demlediklerimle kağıtlardaki şekilleri sesimle kavuşturup, şarkı söylerdim… Okuma yazmayı şarkı söylerken pekiştirdim. “Kanımda Kıvılcım” için haftalar gerekti… Bütün şarkıları ezberlerdim; mutlaka makamına uygun ve ruhuna… Kendimi sahnede, şefin hareketlerine mıhlanmış ve çok mutlu hayal ederdim. Erol Evgin der sıkça; “Şarkılarımız ibadetimizdir” diye… Ve Çiğdem Talu-Melih Kibar şarkılarında hayattaki bütün hisler göz kırpar size.”İşte öyle bir şey” şarkı söylemek… Değil mi?

Ben nefes almaktan sonra en çok şarkı söylerim. Her zaman dışımdan değil. Sesim güzel mi? Kulak var mı bende? Fark eder mi?
Şarkı söylemek için hiçbirine lüzum yoktur. Nasıl nefes alıp verdiğinizi düşünmenize gerek yoksa! Bir de deneyin; insan ağlarken şarkı söyleyemez. O sebeple şarkı söylerken, ağlamazsınız.

Çocukken şarkı söylemek için gereken hiçbir şey, halihazırda da geçerli!
Geçen sene yurtdışına ziyarete gittiğim arkadaşlarımın çocuklarıyla, “Mini mini bir kuş donmuştu”yu söyledik. Okullarında altmış milletten çocuk şarkısı öğrenmişler. Ana dillerimiz farklı… Tarif etmesi zor ve inanması hala tuhaf…

Bebeklerin konuşmadan şarkı söylemeyi öğrenmeleri gibi! Karanlıkta şarkı söylemişsinizdir muhakkak. Korkuyu, şarkılar en tez zamanda dağıtır. Gönül yengem MR çekilirken içinden ezbere bildiği şiirleri okuduğunu söylemişti bir keresinde. Ondan ilhamla; iki saatten fazla süren sintigrafi çekimi sırasında şarkılar yoldaş oldu bana.

Keyfimizin kahyasına, efkara, dansa, sevdaya ve dahasına! Şarkı eşlik eder. Çok sevindiğinizde yahut gözünüzden akmayınca şarkı söylersiniz. Bazen içinizden şarkılar geçer…

Gelelim bana. Anne ve babamın bana bir özür borcu var hala. Zira Tire’de sahneye çıktıkları ve üstelik -o zamanlar mühim- TRT’de yayınlanacak konsere beni götürmediler. Bak hala içim yanıyor… Kasabanın sokakları dar gelmişti. Eve gitmemiş, dolanmıştım konser boyunca derbeder halimle… Boyumdan büyüktü hayal kırıklığım.
Lakin ben hep şarkı söyledim. Aslında özür talebi yerine minnettarlığımı anlatmakmış niyetim. Yedi yaşındaki kız çocuğunun en sevdiği şarkı “Yağdır Mevlam Su”ydu. Bir yılbaşı gecesinde sahneye “Hiçbir Şeyde Gözüm Yok” ile adım attım. O sırada okuma yazma öğrenmiş olmalıyım.
İlkokuldan mezun olurken hoşlandığım çocuğa ve okulun geri kalanına “Sevda Değil”i söyledim. Şarkı söyledim ama ona hiç söylemedim.
Spor gazeteleri ve dergilerinden –e o zaman internet yok- sonra harçlığımı cdlere ve konserlere vakfettim.
Müzik salt kaçış mıydı ya da eğlence? Hayır. Hiçbir zaman durak değildi. Yolculuğun kendisiydi. Sırf şarkı söylemek için yola çıktım bazen. Bazen de içimden geçen şarkıyı duymak için…
Okul korolarında da vardım ama 12 Temmuz 2004 Bobby McFerrin konseri kişisel tarihimde canlı müziğin en muazzam anıdır. Harbiye’de ses ve ritim sayesinde bir bütün olmuştuk. Üstelik berbat geçen ilk iş görüşmemi fazlasıyla telafi etmişti.

Anlayacağınız: Hiçbir şeyde gözüm yok

Ah: Alev saracak kadar… Yandım yanacak kadar… Suya kanacak kadar!

Ayrıca: Kimseye etmem şikayet!

Aslında: Her gören göğsüme taksam seni der, kimi ateş gibi yaktın beni der…

Söyleyemem: Senden bir başkasına… Seni görmem imkânsız imkânsız imkânsız… Rüyalarım olmasa

Ve elbette: Bir gün buluşacağız

Kanımda kıvılcım, canımda ateş oldukça buluşuruz bir nağmede.

Bugün şarkı söylediniz mi?

Yahut suya uzanır gibi eliniz en sevdiğiniz Türk Sanat Müziği şarkısına gitti mi?

Lafügüzaf gerisi…

Müzeyyen’den gelsin: Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın
Aşk gibi, sevda gibi…

By | 2018-02-20T22:14:04+00:00 Şubat 20th, 2018|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
En çok sevdiğin oyun neydi çocukken? Yağ satarım, bal satarım benimki! İçinde kovalamaca, şarkı ve mendil var! Saklambaç, renkli istop, seksek, yakantop! Aç kapıyı bezirgan başı… Parka gittiysek o gün; tahterevalli, kaydırak ve salıncak! Gülümsedin mi? Hah, böyle kal diye yahut gülmeye; gel. En azından oyun oynarken durur zaman. Önceyi ve sonrayı unutur insan. En çok sevdiğin oyun ne? Mendil bende var, şarkı da senden olsun. En kötü ebe olursun! Usta da olsam, çırak da… Benimle oynar mısın? Merhaba!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: