Geriye bakma,
Servetsiz, çiçekli bir kamburun
son yeleğisin.
Geri çevrilmiş her soluğun,
Sıkışmış bir zaman dilimini bölüşüyoruz.
İnsanlığa pay ediliyor,
acının doğurduğu tüm,
güzel gülüşler.
Ve kavruk tenlerde batıyor güneş,
vicdanı hür nesillerin,
kafatası dört duvar çevrili.
Konuşmuyoruz,
iki soluklanıp
üç koşuyoruz
ama nereye?

İleriye bakma,
dön kaldırımların taşınmış düzenine.
Tecrübeli bir sömürü yaslanıyor kamburuna,
fark etmiyorsun,
çiçeklerin eziliyor.
Bu yüzden bekletmemeliyiz,
hiçbir adımı.
Beraat etmemeli, küçücük omuzlara
onca yük sırtlayanlar,
zihninizin mahkemesinden.
Sahi neden sormuyoruz hiçbirimiz,
bir gün bile,
Bunca hınç, neden?

Gökyüzüne bakma,
çocuk gibi büyür göz bebeklerin.
Kaybolmaya ramak kala,
feryat figan özgürleşirsin,
sanarsın.
Paçalarından tutuverir korku,
daha yükselmeden,
konuşturur buhranını,
ya düşersem?
ya ölürsem, yaşamadan?
ya özgürlüğün kölesi olup,
sonsuza kadar,
hapis yaşarsam?
Hala eğriltilerinizin alacağı var,
her tatminkâr övgüden.
Oysa biz nemalanıyoruz,
gördüğümüz her efsunkâr,
öyküden.