Telefon Çaldı | Simge Aybey

Telefon çaldı.
Salt iki dakikan var.
Ne yaparsın?
En çok kimi seviyorsan ararsın, telefon açılırsa şanslısın!
Belki herkese toplu bir mesaj atarsın, iki dakikada hislerin kelimelere kavuşur; dilerim.
Belki son sigaranı içersin… Su?
Sevdiğin yanındaysa sarılırsın…
Son sözlerin… Ne kaldı içinde?

Telefon çaldı.
Sadece iki saatin var.
En sevdiğinin yanına gidecek kadar vaktin var mı? Umarım.
En sevdiklerini kafanda sıralamaya kabul et ki vakit yok. Aramaya başlarsın. Artık kim açarsa…
Bu sefer belki çay da demlersin…
Kendini en harikulade hissettiğin yere gidersin belki, bir yandan telefonla konuşurken; bir su kenarına, o ağacın altına yahut sana kalmış… Gidemediğin yer senin değilse arayamadığın da sevdiğin değildir. Seviyorsan… Neden açılmıyorsun?

Telefon çaldı.
Yalnızca iki günün var.
En sevdiğine gidersin. Ailen, sevdiklerin… Seni en çok üzeni bulursun ve yüzüne yüzüne içinde kalmasın diye ne varsa dökersin. Neden kalsın ki? En tamamlanmış hissettiğin yere gidersin sonra… Bir kadeh de en sevdiğinden. İşte o his… Ne gam ne ah… Bir tebessüm! Veda zor lakin başka türlüsü gelmiyor aklına. Son geceni şölen gibi geçirirsin, gelebilenlerle… Sevdiklerinle geçmeli geriye kalan… Öyle geçmiyor mu hayat?

Telefon çaldı.
İki haftan var.
Hep gitmek istediğin ama bir türlü –o türlüye geliriz bir ara- gidemediğin ülkeye, kıyıya, şelaleye, kanyona –bu satırların yazarıysan- fiyorda ya da dağ başına gidersin… Belki.
En sevdiklerinle, en sevdiğin yerdesin. Birkaç gün batımın kalmış. Güneşten önce kalkarsın. Güzel anları, anıları yad edersin. Akşamlarıysa çocukluğundan kalma sofralarla kutlarsın varlığını, her şeye rağmen…
En son neyi kutladın doya doya?

Telefon çaldı.
İki ayın var.
Herkese veda edebilirsin. Sevmediklerine bile! Birkaç yer görme şansın var hatta. Her akşamı birine ayırırsın belki. Elin telefona gitmeden, saatlerce yüzlerine bakar anlatırsın. Dinlersin. Son muhabbet bu. Sevdiklerine onları çok ama çok ve aslında itiraf eder gibi hiç diyemediğin kadar çok sevdiğini söylemeye vaktin var. Söylemiyor musun?

Telefon çaldı.
İki mevsimin var.
Belki bahar ve yaz…Belki.
Doğa uyanıyor ama senin son baharın. Son ekinoksun… Son nisan yağmurların… Son yaz. Son kadehin… Sağlığına!
Denize gidersin. Ormana gidersin. Sevdiğin her ne varsa… Seni gülümseten anları çoğaltırsın. Yetmiyor mu sana?

Telefon çaldı.
İki senen var.
Nerdeyse hayat! İşten ayrılırsın ilk iş. İşe yarar bir şey yapmak istersin belki. Gambiya’da su kuyusu açılmasına vesile olursun mesela. Orda yaşayan çocukların suyla buluşmasına tanıklık edersin. Yaşıyorum dersin. Gitmek istediğin yere bir bilet, varsa birikmişlerinle. Fotoğraflarda gördüğün yerdesin. Hayalindi. Başka hayalin var mı? Nasılsa zamanın var başka hayallere… En son ne hayal ettin? Ama bir anlık keşke olsa gibisinden değil. Uyumadan önce, uyanınca aklına ilk düşen hayalin ne?

Telefon çaldı.

By | 2017-12-13T20:45:10+00:00 Aralık 13th, 2017|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , , |1 Comment

About the Author:

avatar
En çok sevdiğin oyun neydi çocukken? Yağ satarım, bal satarım benimki! İçinde kovalamaca, şarkı ve mendil var! Saklambaç, renkli istop, seksek, yakantop! Aç kapıyı bezirgan başı… Parka gittiysek o gün; tahterevalli, kaydırak ve salıncak! Gülümsedin mi? Hah, böyle kal diye yahut gülmeye; gel. En azından oyun oynarken durur zaman. Önceyi ve sonrayı unutur insan. En çok sevdiğin oyun ne? Mendil bende var, şarkı da senden olsun. En kötü ebe olursun! Usta da olsam, çırak da… Benimle oynar mısın? Merhaba!

One Comment

  1. avatar
    Zeynep Aydın 15 Aralık 2017 at 04:27 - Reply

    Sınırları olmayan ülkelerin çocukları gibi hallerimiz, uzak ufukların yolcusu, sarhoş gönüllerde kadehler kırılan ama kimselere haber veremeyeniz…. 2 dakika, 2 hafta, 2 yıl kalsa geriye ömrümden, sadece bakardım galiba ileriye, gökyüzüne, denize, sevdiğimin ellerine, beni sevenlerin gözlerine, sevdiğim kadınların saçlarını okşardım, sevdiğim adamların çocuklarını severdim, kadehlere gömülür, deniz kıyısında doyasıya ağlardım – çünkü ağlamk güzeldir-, kuşlara takardım aklımı ya da balıklara, ama en çok da kedilerin kuyruklarına… Ne kalırsa geriye ömrümden galiba miras gibi içimde uzun uzun paylaşır, bir yangında kül olmayı dilerdim.. Galiba yani.. Yine de başa gelmeden bilemiyor insan? Değil mi?

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: