Teneffüs… Söylemesi, yazması bile insanın içini ferahlatıyor.
Davet var içinde. Sana ait zaman var. Kendin olabileceğin, zamandaşlarına rastlayacağın anlar.
Oyun var! Beraber oynamanın coşkusu var.
Herhangi bir yerinden dünyanın, umulmadık bir zamanında, biraz şifa biraz derin nefes için teneffüshaneye geldiğini umuyorum.
Dert, keder veya sıkıntı ah evet hele o iç sıkıntısı yok mu! Oluyor, olmuyor değil ama, çaresi var her türlü sıkıntının.
Bazen bir başlangıca ihtiyacımız oluyor. Ondan teneffüshanedeyiz. Sen?
Burası imece usulü evrilsin, istiyoruz. Ne dersin? 🙂
Anlatmayı seviyoruz. Dinlemeyi de…
Dilimiz bazen sivri yahut kıvrak ama genelde neşeli…
Yazmayı seviyoruz. Okumayı da…
Kurgu olsun, olmasın; içimizden geçiyor, sana da ulaşır mı?
Ses vermeyi seviyoruz. Seslenmeyi…
Sevdiğimizi sesli söylemek, daha çok sevmek gibi. Değil mi?
Bu yazıyı uçakta yazıyorum. Bir uçakta bu kadar çok çocuğa bir daha denk gelmem, sanırım. Üç koltuktan birinde en az bir çocuk var. Çocuklar bütün düzeni altüst ediyorlar. Koridorda koşturuyorlar. Kemerleri bağlamıyorlar. Koltukta oturmayıp, ayakta takılıyorlar. Yanımdaki ufaklık iki bile değil yaşı, elini soda dolu bardağa sokup sokup çıkarıyor. Eğleniyor. Anne babalar hosteslerden gelecek uyarılara mahal vermeden çırpınıyorlar. Sonsuz sabırda herkes. Kimsenin sesi yükselmiyor. Çünkü havadayız. Herkes bambaşka. Salıncakta nasıl yerle gök arasındaysak ve bu bizi koparıyorsa düzenden, özgürleşiyorsak, çocuklar da öyleler, uçakta onlar ve oyunları var. Bi nevi teneffüs.
Başka türlüsü mümkün. Çocuklardan feyz alsak yeter.
Unuttuğumuzu hatırlayalım.
En çok neyi seviyorduk? Ne yapmayı özledik?
“Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek” diyen Asaf’a bir selam çakıp, derin bir nefes alalım.
“Yıkanmak istemeyen çocuklar olalım” demişti Ünsal Oskay. Bu başkaldırının hakkını vermeli.
Bu iki cümlenin kesiştiği yeri bulalım.
Ustaya saygı; teneffüse az kaldı:
“Düşünüyorum da biz büyüyerek çocukluk etmişiz.”

Bir soluklan, sonra devam ederiz…