Uyku Uyanıklık Arası Coen Kardeşler ve Barton Fink | Ayça Taştan

1984 yılında Blood Simple filmiyle sinemaya “merhaba” diyen Coen Kardeşler birlikte çektikleri pek çok başarılı film sayesinde sinema tarihinde çok önemli bir yeri kendilerine tahsis etmiş bulunmakta. Ethan ve Joel Coen küçük yaşlardan itibaren sinemayla hobi olarak ilgilenmiş iki kardeş. Joel üniversitede sinema okumuş, Ethan ise felsefe. Bu da hangisinin yönetmenliğe hangisinin senaryoya bir tık daha ilgisi olduğunu açıklayan bir ayrıntı. Ethan, Ladykillers filmiyle yönetmenlik koltuğunu kardeşiyle paylaşmaya başlamış ve bu böylece günümüze kadar uzamış bir gelenek halini almış. Aslında kardeş yönetmenlik kavramı sinema tarihinde çok eskilere dayanıyor. Tarihin ilk yönetmenleri olan Lumiere Kardeşler bu geleneğin ilk örneği. Fotoğrafçılık becerilerini geliştirme çalışmaları sırasında buldukları ve “cinematographe” (sinematograf) adını verdikleri film makinesiyle gösterdikleri ilk film “Trenin Gara Girişi” buharlı bir trenin gara girişi ve burada bulunan yolcuları konu ediyor. Bu kategori değerlendirildiğinde sözü edilmesi gereken bir diğer ikili de “Matrix” serisinden tanıdığımız “Wachowski Kardeşler”. Matrix gibi farklı boyut bir filmin hem yazarlığını hem de yönetmenliğini yapan bu ikilinin takdire şayan bir iş yaptığı gerçeğini değiştirmemizin pek imkânı yok. V For Vandetta gibi klasikleşen bir filmin de yazarlığını üstlendiklerini hatırlatarak bu ikiliyi daha sağlam bir yere koymanız gerektiğini belirtmek isterim. Zamanın oldukça ötesinde içerikleri yazan bu ikilinin yaşları ilerledikten sonra cinsiyet değiştirme operasyonuyla kadın olmayı tercih etmeleri de konumuz dışında olsa da sizlerle paylaşmak istediğim ilginç bir ayrıntı.
Sinema tarihinde yerini alan kardeş dayanışmalarına The Hughes Brothers, Farrelly Brothers, ve Pang Brothers’ı örnek verebilirim. Açıkçası benim fikrimce çok da sanat açısından değerlendirilecek yapımları yok. Belki aralarından Pang Brothers’tan Hong Konglu olmaları ve korku filmleriyle ün salmaları açısından bahsedebiliriz. Keza bu isimlerin filmlerini izleme girişimim oldu ve anlatacak pek bir şey bulamayarak filmlere son verdim. Belirtmem gerekir ki bu benim fikrim belki deneyimleyip iyi fikirler edinenler olabilir diyerek açık kapı bırakmayı bir borç bilirim.
Hülasa gelelim asıl konumuz Coen Kardeşler’e. Coen Kardeşler, kara komedi dalında tartışmasız birinci sırada karşımızda duruyor. Genellikle kara komedi türü var ön planda evet, ama Fargo, No Country For Old Man gibi gerilimi had safhada yaşatan baş yapıtları da ayrı bir alanda değerlendirilmeli. Sakin, sessiz bir ortam ve sıradan görünen ama bir hayli gerilimli olaylar dizisi. Özellikle Fargo’daki görüntü zenginliği üzerinde durulması gereken bir detay.
Ama bence Coen Kardeşler eşittir Barton Fink. Yönetmen ikilinin her türlü yönetmenlik becerisine örnek bulabiliriz bu filmde. Kara komedi cepte, karikatüristik tipler cepte, rüya ve gerçeklik arasında kalma cepte, sonunu bağlayamadığımız garip olaylar cepte, sıradan bir öykünün içindeyken balıklama bir şekilde gerilim filmine dalmak cepte… İşte size afili bir Coen Kardeşler filmi. Yazdığı bir tiyatro eseriyle ün sahibi olmuş toy bir yazarı konu alan film, bu ünü sayesinde Hollywood’a transfer olur ve ondan ucuz bir senaryo isteyen prodüktörlerle çalışmak durumunda kalan Barton Fink’i anlatır. Filmin mevzusu yazar tıkanması ve kapital düzen işin içine girdiğinde yaratıcılığın yok olması diyebiliriz. Yani para kazanma odaklı bir hal alan film sektörüne eleştiri söz konusu. Ama bunu bildiğimiz yollardan yapmayı tercih etmeyen Coen Kardeşler hikâyeyi dallandırıp budaklandırıyor ve bir Big Lebowski fırtınası da bu filmde estiriyor. Filmin sonlarına doğru iyice psikolojisi bozulan Barton Fink “Belki de tek iyi fikrim vardı, onu da daha önce yazdım.” diyerek iyice kendinden ümidi kesiyor. Duvar kağıtları rutubetten sökülen, kasvetli bir otel odasında kalan ve pek de konuşkan olmayan Barton Fink’e çok gürültücü ve oldukça konuşkan ve bir o kadar da sinirli kapı komşusu Charlie Meadows eşlik ediyor. Bu karakterin en garip anlarda ortaya çıkması, Barton Fink’in odası dışında görülmemesi, konuşurken Barton Fink’e hiç söz hakkı vermemesi hatta Barton Fink’i hiç dinlememesi, filmin sonuna doğru da olağan dışı bir şekilde ortaya çıkması bana Charlie Meadows’in Barton Fink’in dış dünyaya gösteremediği öfkesini yansıtan bir hayali arkadaş olduğu izlenimini verdi. Barton Fink, David Lynch gizemini, Michael Haneke gerilimini ve Coen Kardeşler’in kara komedisini bir araya getiren ve izlenmesi gereken başarılı bir yapım.

By | 2017-09-04T23:29:07+00:00 Eylül 4th, 2017|Categories: Kültür ve Sanat|Tags: , , , , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
Neden portakal görünce aklıma yemekte nasıl kullanılır, tatlısını mı yapsak yoksa kessek de mi yesek gibi şeyler gelmiyor da The Godfather geliyor. Aklıma gelmesiyle kalsa sıkıntı yine yok da ben dalıyorum hayaller alemine, düşüncelere, kendimce sanatsal yaklaşımlara… Sonra bakmışım filmi yine izliyorum, bir süre sonra filmi yazıyorum. Nerede kaldı yemek, nerede kaldı ev hanımlığı? Hayatın her rengine anlam katan filmlere ithafen diyorum ki “İyi ki varsınız. Beni daha anlamlı kıldınız”.

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: