…Yumma Gözlerini, Uyuma Bugün
Bütün Gölgeler Akşam Oluyor
Üşüyor Yaprak, Dallar Üşüyor
Savrulup Yırtılan Rüzgâr Üşüyor…

Oysa tanıdığım hiçbir ağaç sakınmamıştı kendini ne çıplak kalmaktan ne de çiçeklerle yapraklara bürünmekten. Korkmamıştı hiç dökmekten yapraklarını, kırılan dallarını yeniden uzatmaktan göğe doğru ya da anasının böğrüne doğru, onlarca, yüzlerce kökle büyümekten. Korkmamıştı hiç taçlarını diğer taçlara değdirmekten, yeri gelince gövdelerini kavuşturmaktan.Sen sadece hayal et şimdi, iki kavuşmuş ağaç gövdesiyiz biz, o gün orda dururken ben, sen sadece yanımdan geçmedin, sen sadece savururken ellerini, bana dokunmadın, çocukluğumdan kalma bir bisiklet pedalına da dokundun, böylece bindik o bisiklete birlikte, böylece sallandık salıncaklarda, sen yanımdan geçmedin öylece, köklerini sardın dizlerime, pejmürde o genç kızı bahara hazırladın, sabrını zorladın, inancını kuvvetlendirdin, göğüs göğüse bir meydan savaşından kurtardın, bir sahne üzerinde parlattın, sen, sen bana dokunmadın, kirpiklerinin yanaklarıma bıraktığı izleri sürmeme izin verdin tıpkı bir hüzünbaz kuş gibi izledim yollarını, kapıları açmanı, kapamanı, yolları bitirmeni, gelmeni, gitmeni, uzanmanı, sarılmanı. Sen sadece hayal et, iki uzun boylu ağaç gövdesi gibi birbirine sarılamadan öylece kalakalmış iki naçiz beden… Sarılamadı diye dallarını göğe uzatan, yaprakları birbirine arsızca karışan, toprak ananın bağrında kavuşan kökler doğuran.

Hüzünlü mü geliyordur ağaçlara da sonbahar, yoksa öylece geçip giden bir döngü mü, yeniden yeniden canlanıp, kaybolduğu. Göğüs göğüse bir savaş mıdır, yoksa sırt sırta bir ümitli sevda mı? Yaz kış yan yana durup, yapraklarla konuşmak, öyle olmalı evet, baktıkça uzun uzun, arşa uzanan kollarına inanmak istediğim bu… Çünkü böyle inandım sevdaya, böyle geçti günler, bazen uzak bir kış gibi, bazen çok sıcak bir deniz kenarı. Çünkü en çok deniz kenarında mutu olurdum, sen de bildin, elimden tuttun, götürdün beni o kıyılara, sen de gördün nasıl da coşkun bir nehir oluverdim o an, sen de tuttun ellerimden, sen de aktın benimle, başka açıklaması olabilir miydi? Sen öylece geçip gitmedin yanımdan, durdun orda, uzattın önce köklerini ellerime, sonra vazgeçtin uzattın dallarını omuzlarıma, öptün kısacık, bi an, saçlarım aralarındı, yeni bir yaprak gibi uzandı boynum dudaklarına, uzaklarda birbirinden habersiz yaşayıp giden iki kurak ovanın içinden geçtik, coşkun iki nehir olduk, kavuştuk karıştık birbirimize, sen okudun, durmadan okudun, her bir öz’e anlattın hikayeyi sessizce, ben bağırdım, çığlık çığlığa herkese anlattım, herkese ayrı bir masal, herkese ayrı bir rüya gibi, yaşım 18’di. Kısa bi an’dı… Sen öylece durdun yanımda, bir yüzyıl daha geçse yine dursaydın keşke öylece, savursaydın ellerini, pembe yanaklı kızlar gibi sussaydım ben de oracıkta, öylece.

Bütün kuşları dallarıma kondururdum böylece… Hepsi dallarıma dokunurdu bir bir, renklerini sildim hepsi siyah beyaz, renklerini boyadım hepsi rengarenk, sadece 18dim, ömrün kıyısını, ömrün demini, ömrün yüzyılını gördüm sanki o an, oracıkta. Tek bir kalbim vardı, onlarca kuşum, tek bir kuşun vardı, onlarca kalbin, hepsine beni koydun, adalarda, kasabalarda, Arnavut kaldırımlı yollarda, dağ göllerinde, bir parça ekmekte, sen hep beni dallarına serdin, bir parçan oldum sallandık işte, bir parçan oldum yuva olduk kuşlara, bir parçan oldum…. Evet biliyordum ağaçlar için de sonbahardı hüzünlü olan ve sen o hüznü de alıp, beni aşı’ladın oracıkta, o an…

Sen sadece hayal et şimdi, korkma, güneşi göreceğiz yaprakların arasından ve daha da uzanacağız maviliklere, ben asi bir kız olacağım hep, sen hep o doğrucu adam, korkma ellerim bırakmayacak yanımdan geçen giden adamı, göğsümü hep uzatacağım başının altına, cesur olacağım, birlikten ikiler, üçler doğuracağım sana, yaz sonlarında piknik olacağım, eylül sonunda balkon çiçeği, gündüzleri bir keman sesi, geceleri hüzünlü hikayeler anlatacağım. Vazgeçmeyeceğim anlatmaktan, sana dönüp yüzümü haykıracağım her heceyi, her su damlasını, gövdemde dolaşan her yeni baharı, müjdelemek bana düşer hayatın özünü, taç takıp yollarını aydınlatmak, unutursan diye fısıldamak, her dal ile, her yaprak ile… sen nasıl istersen hayal et şimdi kar yağmışken, üzerimi örtmüşken beyazlar, daha saf, daha berrak bir gün veremem sana, açtım kollarımı öyle ise sarılalım yine yeniden… Açtım o halde kollarımı yine yeniden uzanalım yan yana, bir parça ağlayacağım şimdi ben, böylesi hikayeler anlatmayı uzun zaman olmuştu sana.

Açsana kitaplarını, soralım ne kadar sürecek bu kış, nasıl kalkacağız altından böyle çıplak, böyle savunmasız, korkma mı diyorsun, yeter mi bu sıcak kollar ikimize de öyle mi dersin? Dibimizde açan papatyalar var, anlarlar mı dilimizden, yoksa korkarlar mı gölgemizden, yine de sen anlat onlara, kırmak istemem kimseleri, sadece sen kal yanımda, öylece geçip gitme, aç sen kollarını ben hep sarılacağım. Uzatacağım boyumu boyuna, gerekirse kalkacağım parmak uçlarımda, sen sadece hayal et şimdi ve kurtar beni bu karanlık kıştan. Böylece ben de büyüyeceğim yeniden, sanki büyücüler hiç konuşmamışlar gibi olacak. Yeniden, yeni baştan yazılacak her şey…

Sonbahar ağaçlara da hüzünlü geliyor tabii ki, yoksa neden soyunsunlar ki, yoksa neden vazgeçsinler yapraktan, sen anlatsana onlara, ben varken olmaz desene…Desen de değişmez ama dünyanın düzeni bu değil mi? Öyleyse şöyle duralım seninle karşılıklı, gerilelim arkaya doğru, sadece bir nefes boşluk kalsın aramızda, belki bir elin belimi sarar sımsıkı, “korkarım böyle sürecek bi yaz bu” desen kulağıma, soyunup denize atsak bedenlerimizi gece mi gündüz mü demeden, yok yok boş ver, duralım senle karşılıklı, bakalım uzunca birbirimize ne sarılalım ne de uzak duralım, belki dizlerin değer dizlerime, bir hikaye uydurursun bana, çok güleriz seninle, seninle hep gülmedik mi zaten? Her zaman her şeye, yeri gelince anlatırım başka hikâyede onları da şimdi sarılmalıyız seninle şöyle kocaman bir parkın en orta yerinde, parkta buluştuğumuz ilk gizli günkü gibi. Korkakça bakıp birbirimize, bulduk birbirimizi iyi ki diye sevinen iki çocuk gibi.

On sekizimde, kocaman bir parkta, iki kocaman ağacın altında kavuşmak ne güzeldi seninle, böylece başladı hikâye, böylece geldi kış, gitti yaz, böylece başladık biz de yeniden, yediverenden, dünyanın öbür ucundan, belki bir şehrin kıyısından. O gün orada dururken sen yanımdan geçmedin, sen bana uzandın, ben sana kavuştum.

…Yumma Gözlerini, Uyuma Bugün
Bütün Gölgeler Akşam Oluyor
Üşüyor Yaprak, Dallar Üşüyor
İçimde Kış Gibi Bir Mevsim Üşüyor…