Yeni’ye | Simge Aybey

Yeni’ye ihtiyacımız var.
Yeni’ye çok fena meyilimiz var.
Yeni her şeyi heyecanla bekliyor ve sırf yeni olduğu için daha baştan seviyoruz.
Yeni kelimesinin geldiği kökler de heyecan verici. Farsça nav “yeni” sözcüğünden alıntı ve hemen hemen birçok dildeki yeni kelimesine akraba nav.
Yeni’nin herkes için en garanti anı, yeni yılın ilk anları…
Halbuki kimisi doğum gününü seçer yahut baharı…
Nevruz; yeni gün/ışığı demektir…
Belki ekinokslardan birini!
Bazen haftanın ya da ayın başını…
Sözler veririz kendimize. Kararlar alırız. Başka olacak deriz. Bambaşka olur bazen…
Yeni yılı küçüklüğümden beri aynı iştiyakla kutluyorum. Nasıl girersen öyle geçer lafını ciddiye
aldığım da oldu ama tersi de mümkün, biliyorum.
Hayat size fotokopi makinesi gibi ne dilerseniz onu veriyor. Siz kaygılarla ve korkularla isterseniz, dilediğiniz sıkıntısıyla geliyor önünüze.
Salt güzeli, iyiyi, sevgiyi isterseniz de, kucağınıza bir buket düşüyor en sevdiğiniz çiçeklerden…
Bu da öğreniliyor aslında…
“Ne istediğinize dikkat edin, çünkü gerçekleşebilir” lafı da zaten bütün anlatmaya çalıştığımın koyu bir gölgesi aslında.
Son ve ilk, aynı masadan kalkan ve farklı yönlere giden kardeşler gibi… Buluşmaları ve ayrılmaları tez oluyor.
Bazı şeylerin bitmesini dört gözle bekliyoruz. Yahut başlamasını…
Yeni yıl yemeği kadar yeni yılın ilk kahvaltısının da aynı özeni hak ettiğini kabul edelim mi?
“Dünle beraber gitti, cancağızım…” boşuna değil.
Yeniye, şiire, tebessüme, güneşe, sevdiğim insanların sesine, merhabalarına, nasılsın’ı gözlerimin içine bakıp sormalarına, her ne olursa olsun –ki bu lafı söylemek her gün daha da kıyamet bu topraklarda- günü neşeyle karşılamaya ve can dostlarımla “sağlığımıza” eşliğinde umutla uğurlamaya…

Ne de güzeldir birini “güle güle” uğurlamak…

Şimdi… Elleriniz Levent Yüksel’den Yeniden Başla şarkısına uzansın.
“Yeniden başla, ümitle, aşkla
Şiirle, şarkıyla, sevgiyle beraber yaşa…”

Size Uyar’la veda ediyorum, yeniden görüşene kadar…

Bir çay bahçesinde


bir çay bahçesinde demode
-böyle demek zorundayım çünkü-
çağdaş ve demode
ayağa kaldırdığı duygular gibi
demode çay bahçesi olur mu deme
garsonu üzgün ceketli
ocakçı köşede bir başına
kıyıda değil, değil de masalar sanki
kalabalık bir kentin tam ortasında
deniz de vardı sözümona çocuklu anneler
biraya isteksizce katılan votka
Edip’le Mefharet sonra geldiler
neler söyler insana bütün bunlar bilmiyorum
yalnızlığı arttırmaktan başka
üstelik bir yaz günü
durup dururken sana seni sevdiğimi söyledim
sonradan uzun uzun düşüneceğim
bunun gülünçlüğünü
ama ayrıldıktan birkaç saat sonra unuttum yüzünü
“olağan” deme sakın ha
seni yeniden sevmeye hazırım demektir bu
bu dünyada
tek başıma
denizin eksik olduğu yerlerde
böyle oluyor işte

By | 2017-12-31T16:09:51+00:00 Aralık 31st, 2017|Categories: Atipik Yazılar, Uncategorized|Tags: , , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
En çok sevdiğin oyun neydi çocukken? Yağ satarım, bal satarım benimki! İçinde kovalamaca, şarkı ve mendil var! Saklambaç, renkli istop, seksek, yakantop! Aç kapıyı bezirgan başı… Parka gittiysek o gün; tahterevalli, kaydırak ve salıncak! Gülümsedin mi? Hah, böyle kal diye yahut gülmeye; gel. En azından oyun oynarken durur zaman. Önceyi ve sonrayı unutur insan. En çok sevdiğin oyun ne? Mendil bende var, şarkı da senden olsun. En kötü ebe olursun! Usta da olsam, çırak da… Benimle oynar mısın? Merhaba!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: