Yorgun Gecelerin Ardından | zeynepalper

Yorgun gecelerin ardından, hep aynı yere dönerken, ıslak sokaklar boyu düşündüm…

Bir şehrin tek caddesi, hangi hikayelere açılır, tahmin edebilir misin? İsmi nerden gelir, kaç yavru kedi doğurmuş, kaç yaşlı bedeni gömmüş, kaç kavgaya şahit olmuş, kaç gelinliğin eteklerine sarılmış? Hangi sokaklarda hangi aşıklar el ele dolaşmış ya da gizlice sarılmış, sarılırken sokak lambaları kaybolsun istemiştir? Bir şehrin tek caddesi, eğri büğrü dar ve yokuşlu, çarpıkça kentleşmiş, kendince isimler almış ve de vermiş insanların arasından dolanarak nereye çıkar? Belki de denizlere…

Sokaklar boyu düşünmek nedir, iyi bilirim. Kazandıklarımı, kaybettiklerimi, olanları, bitenleri, tersine saçlarımı savuran rüzgarları, adamı, babamı, hayalleri, kırıklıkları, porselen tabaklar içinde neşeli yemekleri, kayırdığı evladını, kenara ittiği iyilikleri, gülümsemeleri, sarılmaları, ıslak öpüşleri, parmak izlerini, film müziklerini, sarı perşembeleri, mor salıları, öksüz erkek evlatları, yağmuru, güneşi, depremleri, kabuklu fıstıkları, yolları, memleketi, mandalina kabuklarının rengini, kokusu evi saran çiçekleri, kokusu hiç olmayan kadife yapraklı menekşeleri…

Hangi köhne binanın önünden, bu kelimelerin uzattığı hangi hislerle geçtiğimi hiç hatırlamam.

Sokak isimleri ile birlikte kapı numaraları hızla ilerlerken, belki yavaş bir kamera sahnesi ile bordo çatılardan, sarı odalara, kireçli bir duvara, oradan da sanki bambaşka bir boyuta açılmaya gayret etmiş ama öylece kalakalmış -gördüğü manzara karşısında- gibi boylu boyunca uzanan o yarası paslı kapıda takılıp kalmışım ben de.

Neye benzetmeli bir yanı beton santralinden gelen açık gri çamurla örülmüş duvarlarla diğer yanı ağaçlardan gelen evlerle bezeli sokağın tadını?

Elini uzattığın da bir yandan geçmişin izleri gibi akıp giderken, diğer yandan sokak nehrinden, caddeye, oradan da limana ve oradan da denize karışıp gidecekmiş gibi yokuş başından aşağıya eğilen pencereler var, bir yandan duvarından kopup gitmiş bir balkona sığınmış martı sesleri…

Gördün mü?

Kimse bakmıyor mu bu dar aralıklara, sarmaşıkların nemli kokusundan, sesini kaybetmiş harabelerden ötede bir şey var, şehrin azizlerini barındırmış gibi, kollamış hayta delikanlılarını, orda durmamış öylece birikmiş; biriktirmiş zamanın izlerini, kaybolmak ister gibi, ama düşmemek için tutunmuş gibi…

Hüzünlü bir yanı var bu sokak aralarının, demir parmaklıklı kapılarının, dar merdiven kıyılarının, başı beyaz örtülü kadınların laflamalarına aşina kaldırımların, çok terkedilmiş yanı var, çok unutulmuş, paylaşılamamış, bırakılmış, denize bakan en geniş odalarına eski püskü bir koltuk bırakılmış, oturması için beklenen hiç gelmemiş, koltuk öylece denize bakakalmış.

Hayatı var bu aralıkların, akmasını bilene, içine karışmasını anlayana, dişlerini dökmüş, saçlarını ağartmış, kalabalıklar içinde tekil kalmış, anlamını bilmediği kelimelerle şiirler yazdırmış, satın alınmış, boyanmış, çivilerle tutturulmuş ya da yüksek duvarlar içine, temiz örtüler serilip hapsedilmiş.

Güneş gidip, yağmur sokakları ıslattığında ya da bolca güneşli ılık bir sonbahar akşamında, minicik bir ağacın dallarında kalmış narlar ıslandığında ya da işte güneş uzaktan değdiğinde gülümseten, ısıtan, sarıp sarmalayan sıcak bambaşka da bir yanı var… İyi kilere tutunmuş, ümit dolu, terk etmek zor, kalmak sancılı, gökyüzünü örten ağaç dalları altında bir yudum çay şahane.

Irklar, göçler, hançerli savaşlar, korsanlar bu sokaklardan hangileri geçti ise bin minnetle, ağaçların kökünü toprağa salan ellere şükürle, yokuş başındaki çeşmeye selamla, yokuşun en üstünde görünen denize kucakla, cumbalı evlerde hala ılık serinle kuruyan beyaz çarşaflara sevgiyle…

Her şehrin, tek caddesinin içimize açılan sokaklarında buluşmak temennisiyle…

 

By | 2017-10-24T22:57:05+00:00 Ekim 24th, 2017|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
İklimsiz bir ülkenin son kalan vatandaşına ait bir dünya, koyu karakterli bir çaydan hediye, hislerimi dünyaya anlatmaca, ben buyum derken kelimelerle oynaşma… Bu, sade bir heyecandan, uzak bir hayale kavuşma çabası gibi, derinlerime inerken ben; belki de sen beni gör ve boğulmaktan kurtar diye, aslında hem beni, bir yandan da kendini… Hoşgeldin….

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: