Zeynep Abla | Simge Aybey

Zeynep Abla…

Nazenin, sakin ve bir Rönesans tablosuydun adeta!

Çoğunlukla cumartesi günleri gelirdi.
O gelmeden, sessiz bir mutluluk ve tatlı bir telaş başlardı.
Annem onun için özenirdi ve bunu fark etmek bile beni pek mutlu ederdi.
Sanki epeydir görmediğimiz akrabamız eve gelecek yahut şehir dışından bir ahbap…
Mesela ben evde olmaya çalışırdım. Çünkü o, eve sadece temizliğe gelmezdi…
Sabah zil çaldığında –genelin aksine- yatakta olmazdım.
Eskilerin deyimiyle kıyıntısını yer, gelirdi bize. Kahvaltıya oturmak istemezdi. Annem, sonra ben mutlaka ikna ederdik onu. Çünkü onunla sohbet bizim için kıymetliydi. Ben hayata 2-0 başlamış gibi onu izlemeye başlardım. Hafif kamburu vardı. Zira çok uzundu. Ve ince. Gözleri… Gözleri sadece renkli değil aynı zamanda makamı var gözlerinin. Sanırım nihavend…
Yemek yerken konuşmamayı tercih ederdi ama Semra’yla ne mümkün… Sessizdi. Herkesin kendine göre bir sessizliği vardır ya, onunki apayrıydı. Konuşması boşluk gibi olanlardan. Az. Öz.
Şimdilerde elimden geleni yapıyorum ama olmuyor; yavaş yemeye çalışıyorum. O mesela ustası olmalı yavaş yemenin. Hani Hindistan’a gidiyorlar ya, onu izlemek yolculuğun kendisi…
Çay içmezdi. Anlayacağınız çay sohbetim eksik onunla. Hani hiç aşırılığı, bağımlılığı olmayanlar vardır. Herkese, her şeye eşit mesafede olanlar. İşte Zeynep abla öyleydi.
Misafir odasından başlardı. En büyük odadan! Önce pencereler, sonra vitrindeki yüz milyon ayrıntı, odanın yarısı kadar masa ve masanın detaylı sandalyeleri… Koltuklar… Ve halı. Arap sabunu kokusunu başkası sevdiremezdi bana. Onun halıyla ilişkisi, her bir hamlesi hayatta verdiği mücadelenin izdüşümüydü. Ve hep o galip gelirdi. Halının rengi değişirdi.

Sonra oturma odası. Akabinde bizim oda. Aaa, kaybettiğim kalemim, Güneş’in oyuncağının yok olan parçası ve uzayın boşluğuna kaptırdığımızı sandığım her şey ortaya çıkardı. Aynı zamanda hokus pokus kabiliyeti vardı!
Hah, o arada öğle yemeği vakti.
Annemin onun için hazırladığı menü her defasında ayrı ve şahane olmalıydı. Yine sakin sakin yer, çokça susar ve muhakkak dinlerdi.
Kendimi şanslı hisseder, skoru 3-0 yapardım. Onunla aynı masadayız. Kiminin çocukluğu dönemin aydınları, yazarlarıyla geçer ya, benimki Zeynep Ablayla geçti.
Annem çokça anlatırdı. Zeynep Abla azıcık, sanki cebindeki çam fıstıkları –yerden çam fıstığı toplayan bir nesil için- kadar kelimeleriyle cevaplar; durur ve devam ederdi yemeye. Ama hep bir dururdu. Lokma öncesi, kelam öncesi…

Cumartesinin diğer anlamı oydu, epeydir de cumartesiler benim için kan kaybediyor anlayacağınız…

“Yorma kendini fazla” demesine rağmen annemin, onun içine sinmesi esastı. Artık ev büsbütün arap sabunu kokar, ben de çay koyardım. Zar zor bir bardağa ikna ederdim. E o kadar olsun. Bir keresinde bir akşamüstü çayımıza çatkapı yapmıştı. Nasıl mutlu olduğumu tahmin etmişsinizdir.

Akşam ezanına yakın Mevlüt abi gelirdi onu almaya. Gitme vakti. Annem onu da buyur ederdi ve işte o anki umut başka. Sevdiğiniz biri, biraz daha sizinle kalsın diye içinizden geçen umut; enerjiye dönüşse bir gece evi ışıl ışıl eder bence.

Ayrılırken yorgun, yine gülümseyen, belki az biraz daha kambur… Bense son dakikada maç berabere sonuçlanmış gibi ama sonuna kadar mücadele etmiş halde; tertemiz odama, dingin zihnimle yatağıma atardım kendimi… Ve nihavend bir parça: Menekşelendi sular…

Benim sana sormak istediklerim bitmemiş Zeynep Abla. Seninle aynı sofraya oturduğum için henüz şükretmemişim. Sen temizlerken, ben içimde her şeyi yerli yerine koymuşum. Epeydir ortalık karışık. Nerden başlayacağımı bilemiyorum. Bana, evime gelmene ihtiyacım var. Sohbetine muhtacım. Bugün evi temizleyemediğimde anladım. Üstelik bugün pazar; cumartesiye çok var!

By | 2018-02-04T22:30:59+00:00 Şubat 4th, 2018|Categories: Atipik Yazılar|Tags: , , |0 Comments

About the Author:

avatar
En çok sevdiğin oyun neydi çocukken? Yağ satarım, bal satarım benimki! İçinde kovalamaca, şarkı ve mendil var! Saklambaç, renkli istop, seksek, yakantop! Aç kapıyı bezirgan başı… Parka gittiysek o gün; tahterevalli, kaydırak ve salıncak! Gülümsedin mi? Hah, böyle kal diye yahut gülmeye; gel. En azından oyun oynarken durur zaman. Önceyi ve sonrayı unutur insan. En çok sevdiğin oyun ne? Mendil bende var, şarkı da senden olsun. En kötü ebe olursun! Usta da olsam, çırak da… Benimle oynar mısın? Merhaba!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: