Zorla Misafir | Canan Aytaç

“Efee!! Bak hiç cevap veriyor mu? Efe diyorum. Oğlum hadisene, kalksana şu bilgisayarın başından! Hayriye Teyzenlere gidicez demiyor muyum oğlum neden beni bağartıyorsun? Efeeeeeeeee!”
“Annee yaaa bir dakika bekle haragonu ele geçirmeme az kaldı.”
Taaak!!
“Anam anam anam kafaaammmmm!!!!”
“Eh harahoru fethedersin şimdi yarık kafayla! Ağlama! Ağlama daha beter döverim vallahi! Kalk giy pantolonunu! İçine külotlu çorap da giy üşümezsin, hava buz gibi. Hadiii!”
“Banane ya kiloflu çorap giymem ben kız gibi. Mine sonra gülüyor bana, alay ediyor!”
“Allah cezanı versin çocuk! Bıktım senden, yıldım, vallahi yıldım.”

Annesinin bağırtıları arasında giyinmeye başlayan Efe kendi kendine konuştu.  Annem neden her gittiği yere beni de götürüyor acaba. Arkadaşları beni görsün diye mi? Yoksa oradaki börekler güzel diye mi? Ben artık beş yaşıma geldim evde kalırım ki tek başıma. Zaten Hayriye Teyze’nin kızı Mine’ye gıcık oluyorum. Benimle zorla evcilik oynuyor. Ben ona hiç savaşçılık oynayalım, diyor muyum? Bir kere demiştim de arabamı kafama atmıştı. Mızıkçı, koca götlü şişko!

“He işte, böyle. Aferim benim yakışıklı oğluma. Saçını da tarayalım gel. Heh, şimdi oldu.”
“Ben cöle de sürecektim ama ya, kaldıracaktım! Ne yapıştırdın yana!”
“Evladım yapma! Hay Allah’ım yarabbim, bana sabır ver!”
“Allah’ım yareppim benim istediğim gibi olsun saçım bak böyle!”
“Tamam tamam olsun, hadi yürü çıkıyoruz.” dedi kadın bezgin sesiyle.

Minibüs durağına doğru giderken, hızlı adımlarla üzerine üzerine gelen insanları inceliyordu Efe. Annesinin sıkıca tuttuğu eli terliyordu. Kadın hızlı adımlarla dolmuş durağına doğru yürürken Efe koşmak zorundaydı.
“Ya ne koşuyorsun yaaa, saçlarım hep bozuldu” dedi Efe, mızıklanarak.
“Ay aman da aman. Mine seni beğenmez mi yoksaa? Aman benim yakışıklı çocuğum, seni herkesler beğenir korkma.”
“Ne Mine’si yaa! Ben ondan mı dedim? Ondan demedim ki ben!”
“Tamam tamam sus, hadi gel şuna biniyoruz.”
Kadın bir hareketle Efe’yi kucağına aldığı gibi dolmuşun en önüne yerleşti, Efe’yi de yanına oturttu.
“Hanım, çocuğu kucağına almazsan parasını verirsin.” dedi şoför.
“Aaa üstüme iyilik sağlık! Ayol ufacık çocuğa ne parasıymış bu?”
“O zaman al kucağına, bir kişi daha binsin.”
“Gel anneciğim, gel. Ay insanlar aç gözlü olmuş vallahi.” diye söylenerek Efe’yi kucağına aldı. Annesinin kucağına oturunca yüzü asılan Efe, minibüsü incelemeye koyuldu.
“Şuradan iki kişi uzatır mısınız?”
“Buradan da bir kişi verir misiniz?”
Şoför paraları topladıkça Efe gözlerini açmış paraların durduğu kutuya bakıyordu.
“Öf be amma da çok para veriyorlar! Ne kadar büyük direksiyon bu? Benim evdeki kamyonunkinden bile büyük ha. Acaba bunu sürmek zor mu? Keşke annemin kucağında oturacağıma şoför amcanın kucağına otursam. Birlikte süreriz. Bir keresinde dayım beni almıştı kucağına, birlikte sürmüştük ne güzeldi.” diye düşünürken birden annesinin kucağından atladı Efe. Tek bir hareketle şoförün kucağına oturdu.
“Amanın, oğlum, Efeeee!!” diye annesi çığlık atarken, şoförün şaşkınlıktan eli ayağına dolaşmış, vitesi zar zor düşürmüştü.
“Lan oğlum, ne yapıyorsun manyak mısın? İn aşağı çabuk! Hanım, çocuğunu zapt etsene kaza yapacağız yahu!” diye bağardı adam.
“Aaa, sensin manyak, doğru konuş oğlumla!! Efeee!! Efe diyorum oğlum in!! Gebertteceğim seni and içtim dayaktan öldüreceğim.” diye haykırdı kadın. Tüm yolcular da panik halinde hem kadına hem de çocuğa bağırıyorlardı.
“Şu şımarığın yaptığına bak! Şimdiki çocuklar felaket anacım. Ne isterlerse veriliyor. Al işte başına çıkar böyle. Evladım in çabuk annenin yanına geç bakayım aaaa!”
Dolmuştaki curcunanın aksine Efe, o anda dünyanın en mutlu çocuğuydu ve söylenen hiçbir şeyi duymuyordu. “Inn, ınnnn Bostancı, Bostancııı!” diye bağırıyordu. Arada bir kornaya basarak diğer sürücülerin de dikkatini çekmeyi başarmıştı.
“Büyüdüğüm zaman ben de dolmuş şöförü olacağım. Çok param olacak, bu yanımdaki tabakta duran paralar gibi. O zaman kendime bir de helikopter alacağım. Ne de güzel uçarım. Dedemlerin yanına fırt diye giderim. Dedemle köye de uçarız. Dolmuşumu da getiririm helikopterle. Köyde gezeriz ama dedemden para almam. Sümüklü Osman’dan bir de Hasan’dan para alacağım ama Zeynep’ten de almam.” diye düşünürken ensesine binen elin ağırlığıyla yaygarayı bastı.
“Ne vuruyon ya, ne vuruyoooonnn!” diye ağlamaya başladı. Annesi çocuğun boş anından faydalanıp Efe’yi kıskıvrak yakaladı ve kucağına çekti.
“Hanım çocuğuna sahip ol yoksa yapıştıracağım ben de Osmanlı’yı” dedi şoför kızgın sesiyle. Kadın oğlunu kucağına çekip kollarını iyice sıkarak Efe’yi kıstırdı.
“Bana bak sesin çıkmasın, yoksa akşama konuşurum Halil Efendi’yle, veririm seni yanına, tamirhanede çalışırsın.” dedi kısık sesle çocuğun kulağına. Efe bağıra bağıra ağlarken, tamirhane lafını duyunca kısık sesle ağlamaya devam etti. Bu sırada, dışarıdan olanları görenler polisi aramış olacak ki, bir siren sesiyle dolmuş sağa yanaştı.
“Ulan velet yaktın beni, inin aşağı siz de anlatın, benim suçum olmadığını söyleyin!” dedi şoför kızgınlıkla.
Kadın, “Tuhh, Allah cezanı vermesin çocuk! Bak gördün mü yaptığını. Polisler alsın götürsün şimdi seni de gör gününü. Allah’ım, bu da mı gelecekti başımıza!” diye söylenirken Efe korkudan altına işemişti.
“Anneciğim beni verme polise, vermeee!” diye çığlık çığlığa yaygarayı kopardı.
“Tüühh, rezil ettin bizi, bir de işedin tam oldu. Ay vallahi bayılacağım. İn Allah’ın cezası, in yürü!!”

Dolmuştan aşağı indiklerinde karşısındaki iri yarı, yakışıklı polisi şoförle konuşurken buldu Efe.
“Vay bee, şu polise bak. Filmlerdeki gibi. Silahı bile var. Benim de silahım var ama evde. Yanıma aldırmadı ki annem. Hiçbir şeye izin vermiyor zaten. Ama şimdi onu polise söylersem bir daha bana karışmaz.” dedi içinden.
“Amirim vallahi billahi çocuk bir anda kucağıma atladı, kene gibi de yapıştı namuzsuz. İterim inmez, iterim inmez. Bak, anası olacak kadın da bu, aha. Hanım, ne bakıyon, anlatsana sen de!” diye bağırdı adam kadına.
“Bağırma kardeşim. Evet bayan, dinliyorum.” dedi polis.
“Memur Bey evladım şey… Bizim oğlan hiperaktif biraz da. Arabalara da merakı var, tabi erkek çocuğu. Sizin de olmuştur küçükken, ay maşallah bak şimdi ne güzel motorsiklet sürüyosunuz. Yakışmış da yağız aslan gibi polis olmuşsunuz. Aman da aman tüh tüh tüh maşşşaa..”
“Hanımefendi, durumun farkında mısınız? Çok feci bir kazaya sebebiyet verebilirdiniz. Sizi toplumsal düzeni bozmaktan tutukluyorum. Buyurun gidelim.”
“Neee!!! Ayol, ne tutuklaması? Nereye gidiyoruz? Evladım, beş yaşında çocuğun yaptığı bir şey yüzünden koskoca kadın tutuklanır mı?”
“Polis abiii, polis abii, annem hep bana kızıyor, ne dersem hep karşı çıkıyor. Minibüsü ben sürecektim ona bile izin vermedi. Ne güzel de götürürdüm ki ben onu. Hayriye Teyzem’lerin evini biliyom ben. Mine de görecekti beni off ne biçim ola..”
Şlak diye bir ses Efe’nin ağzında patladı.
“Sus ulan terbiyesiz. Bir de beni şikayet ediyor.”
“Yapmayın hanımefendi, vurmayın çocuğa. Onun hiçbir suçu yok. Biraz kendinize baksanız, şuncacık çocuğu zaptedemiyorsunuz, bir de dayak atıyosunuz.” dedi polis kadına. Minibüsten inen diğer yolcular kadınla çocuğun haline acıdılar.
“Memur bey biz şahidiz, bırakın kadıncağızı. Çocuk dolmuşa bindiğinden beri hiç durmadı. Kadın zorla aldı şoförün kucağından bu yaramazı.”
“Yok yaaa, o zaman beni zorla götürmeseymiş annem Hayriye Teyzeleree!” diye bağardı Efe.
Kadın kimseye çaktırmadan çocuğun tombul bacağına bir çimdik attı.
“Sussana evladım.” dedi dişlerinin arasından.
“Amirim tamam, ben şikayetçi değilim. Bakın bu kadar insan da değil. Bırakın gidelim yolumuza.” dedi şoför, sakinleşmiş sesiyle. Saatine bakan polis, vardiya değişimi vaktinin geldiğini görüp derin bir nefes çektikten sonra, “Peki tamam. Bu seferlik sizi bırakıyorum ama bakın eğer çocuğunuzu ciddi şekilde uyarmazsanız ve başıboş bırakırsanız, başınıza gerçekten geri dönüşü olmayan bir şey gelebilir. Kaldı ki bugün burada olan şey, hiç de küçümsenecek bir durum değil.”
“Çok çok teşekkür ederim Memur Bey oğlum. Hiç merak etme, daha dikkatli olacağız bundan sonra değil mi Efe? Teşekkür et bakayım polis abiye.”
“Polis amca annemi tutukla tutukla, götür onu. Benim evde silahım var. Ben gelip annemi oradan kurtarırım.”
Kadın oğlunun elini sıkarak zoraki bir kahkaha attı.
“İlahi! Çocuk işte. Size iyi günler memur bey.”

Herkes dolmuşa binerken kadın şoföre, buradan sonrasını yürüseler daha iyi olacağını söyledi. Yol boyunca Efe’yi kucağından indirmedi. Söylene söylene hızlı adımlarla yürüdü. Efe ise yol boyunca yaşananların verdiği yorgunlukla yarı uyur yarı uyanık annesini dinledi. Hayriye Hanım’ların apartmanının önüne geldiklerinde kan ter içinde kalmıştı kadın. Zili çalarken Efe’yi yere indirdi. Annesine öfkeli gözlerle bakan Efe, megafondan Mine’nin sesini duyduğunda yüzüne bir gülücük yerleşti.
“Kimsiiin?”
“Benim kızım, Ayla Teyzen. Aç kapıyı.”
Kapı açıldı ve hızlıca asansöre binip yukarı çıktılar.
“Ayol aşk olsun, saat kaç oldu nerde kaldınız kız, herkes geldi. Çekiliş yapacağız seni bekliyoruz.”
“Ay anacığım sorma başımıza ne işler açtı bu haylaz oğlan.”
Efe yine hakkında konuşulacak olan şeylerin nasıl da abartılacağını düşündü.
“Annemi polisler götürüyordu ama ben silahımla hepsini vurdum. Annemi kurtardım. Dolmuşu da ben sürdüm. Dedemlere kadar gitçektim ama Mine beni bekliyo diye buraya geldim.”
“Sus ulan hergele, yürü önce şu pantolonunu çıkarayım. Hayriye, Mine’nin külotlu çoraplarından versene bir tane bana. Gelirken altına işedi. Yıkayıveriyim kıçını da giysin.”
Efe kıpkırmızı olmuş yüzüyle Mine’ye baktı.
“İşemedim ben ya işemedim. Polis abi su sıktı tabancadan bana.”
“Sus, vallahi yakarım pipini şimdi. Yürü banyoya!” diye bağardı Ayla.
“Kiloflu çorap da giymem ya kız şeysi o!”
Mine’nin kendisine güldüğünü gören Efe yaygarayı iyice bastı. En sonunda banyoda annesinden iyi bir sopa yedi. Mine’nin külotlu çorabını da giyen Efe, ağlaya ağlaya kanepenin üzerinde uyuyakaldı.
Salona arkadaşlarının yanına geçen Ayla meraklı gözlerle onu dinleyen izleyicilerine olanı biteni anlatırken, Efe rüyasında dolmuşa binmiş ve dedesinin yanına çoktan gitmişti bile.

Zeynep, her zamanki gibi köy bakkalının önünde bekliyordu Efe’yi rüyasında. Osman ve Hasan’ın da gelmesiyle kadro tamamlanınca, dedesinin bahçesindeki incirlere dalarken gördü kendini. Dedesi bir hışımla bunları kovalarken, birden dayısının köydeki minibüsüne ışınlandı. Şöför koltuğunda minibüsü sürüyordu. Muavini de Zeynep olmuştu.
“Aaa annemm!! Annee!! Annee! Gel gel bin hadi Hayriye Teyze’lere ben götürcem seni!”
“Tamam ama önce şu çeşmenin orda dur da bir ellerimi yıkayayım.”
Annesiyle birlikte şarıl şarıl akan derenin yanındaydılar şimdi de. Zeynep ve Mine de gelmişti.
“Benim çorabım o, çıkaaar!” diye bağarıyordu Mine. Bu sırada şarıl şarıl akan çeşmenin yanında Efe elinde börekle zıplayıp duruyordu.
“Sen kız mısın? Kız Efeee!! Kız Efee!!” diye alay edip gülüyordu Zeynep de.
“Ben küloflu çorap giymem ya giymeeemmm!!! Kız değilim beennn!!” diye rüyasında bağıran Efe, Mine’nin sarsmasıyla birden uyandı.

“Man kafalı yine altına yapmıış!!!! Annneeee!! Ayla Teyzeeee!!! Efe benim çorabıma işediiii!!!”
Salondan Efe’nin yanına adeta uçarak gelen Ayla, Efe’yi kaptığı gibi banyoya koştu.
“Bu son Efe Efendi! Bir daha sana sokak yüzü yok! Bitti!”
“Bana ne ya bana neeeee!!”
“Bağırma sus!!”
“Anacım, olur öyle şeyler çocuk bunlar, aaa.” derken yatağı batan Hayriye’nin yüzü düşmüştü.
Kadın çocuğu yıkadı, giydirdi. Evden çıkmak için kapıya yöneldiler.
“Tekrar kusura bakma Hayriye. Mehmet’e de çok selam söylersin. Hadi iyi akşamlar.” diyerek evden ayrıldılar.

Tüm gün başına gelenlerden yorulan ve bıkan Ayla bir daha minibüse binmeye cesaret edemedi.Yolun karşısından bir taksiye bindiler. Efe ikinci kez altına işemenin verdiği mahcubiyetle, sus pus oturup camdan dışarıyı izlerken, yine hayaller alemine dalmıştı bile.

Son.

By | 2017-12-03T21:58:20+00:00 Aralık 3rd, 2017|Categories: Öykü|Tags: , , , , , , , , , |0 Comments

About the Author:

avatar
Bu içerik, ‘Konuk Yazan’ tarafından yaratılmıştır. Teneffüshane'ye konuk olan dostlarımızın yazı ve paylaşımları “Konu Komşu” adıyla sitemizde yayınlanmaktadır. Siz de yazınızın Teneffüshane'de yayınlanmasını isterseniz öykü, atipik yazı, kültür-sanat-seyahat yazılarınızı ve şiirlerinizi bilgi@teneffushane.com ve editor@teneffushane.com adreslerine gönderebilirsiniz. Editör onayından geçen yazılarınız Teneffüshane'de yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

Leave A Comment

%d blogcu bunu beğendi: