Teneffüshanedekiler_Yeni 2017-08-17T11:46:49+00:00
Simge AYBEY
Simge AYBEY
En çok sevdiğin oyun neydi çocukken? Yağ satarım, bal satarım benimki! İçinde kovalamaca, şarkı ve mendil var! Saklambaç, renkli istop, seksek, yakantop! Aç kapıyı bezirgan başı… Parka gittiysek o gün; tahterevalli, kaydırak ve salıncak! Gülümsedin mi? Hah, böyle kal diye yahut gülmeye; gel. En azından oyun oynarken durur zaman. Önceyi ve sonrayı unutur insan. En çok sevdiğin oyun ne? Mendil bende var, şarkı da senden olsun. En kötü ebe olursun! Usta da olsam, çırak da… Benimle oynar mısın? Merhaba!
Deniz PEKGENÇ
Deniz PEKGENÇ
Kendi halinde bir kadınım, ara sıra yazıp çizen işte. Her Mevsim Deniz dedim kendime, mevsimsiz yaşıyorum hayatı çünkü. Aşık olmak için baharı beklemiyorum mesela ya da depresyona girmek için kışı! Dostlarla olmaksa en büyük keyfim ve işte ondandır ki Teneffüshane’deyim! Siz de hoşgeldiniz …
Zeynep V.
Zeynep V.
Bir öykünün okuru, yazarı hakkında ne bilmek ister ki en çok? Kaç yaşında? Nereli? Hangi okullarda okudu? O kelimeleri nasıl bir araya getirdi? O öyküyü neden yazdı ki şimdi? Benim yazdıklarımı okuduysanız aklınıza takmayın bu soruları ve cevaplarını. Bilinmesi gereken belki yalnızca gördüğünüz o öykülerin sizdeki karşılığıdır. Bu satırların okuru kaç yaşındasın? Nerelisin? Hangi okullarda okudun? O kelimeler bir araya geldiğinde ne hissettin? O öyküyü neden okudun ki şimdi?
Duygu PEKGENÇ
Duygu PEKGENÇ
Merhaba, Asıl mesleği avukatlık olan, son aylarda ise içindeki moda aşkı sonucu moda tasarımına, aldığı sertifika ile giriş yapan bir ekinoks kızıyım. Alışveriş ve seyahat ise en büyük hobim… Konuşmayı ve yaşadıklarımı sevdiklerimle paylaşmayı seviyorum. Umarım sizler de beğenirsiniz, keyifli okumalar..
Serkan AYDIN
Serkan AYDIN
Keyifli bir yolculuğa başladık, sırtımızda şiirler, öyküler, aşklarla. Yol boyunca neyimiz varsa paylaşıp kalbimizi doyuracağız. Güzel olacak.
Ayça TAŞTAN
Ayça TAŞTAN
Neden portakal görünce aklıma yemekte nasıl kullanılır, tatlısını mı yapsak yoksa kessek de mi yesek gibi şeyler gelmiyor da The Godfather geliyor. Aklıma gelmesiyle kalsa sıkıntı yine yok da ben dalıyorum hayaller alemine, düşüncelere, kendimce sanatsal yaklaşımlara… Sonra bakmışım filmi yine izliyorum, bir süre sonra filmi yazıyorum. Nerede kaldı yemek, nerede kaldı ev hanımlığı? Hayatın her rengine anlam katan filmlere ithafen diyorum ki “İyi ki varsınız. Beni daha anlamlı kıldınız”.
zeynepalper
zeynepalper
İklimsiz bir ülkenin son kalan vatandaşına ait bir dünya, koyu karakterli bir çaydan hediye, hislerimi dünyaya anlatmaca, ben buyum derken kelimelerle oynaşma… Bu, sade bir heyecandan, uzak bir hayale kavuşma çabası gibi, derinlerime inerken ben; belki de sen beni gör ve boğulmaktan kurtar diye, aslında hem beni, bir yandan da kendini… Hoşgeldin….
Özge Ç.
Özge Ç.
İçimde büyüyorlar albayım. Hepsi aynı anda konuşuyor, albayım. Delilerden sen anlarsın, konuş onlarla. Hikmet tane tane anlatıyor, “Kelimeler albayım diyorum, kelimeler bazı anlamlara gelmiyor işte.” Ardından sahneye Tolkien giriyor ve büyük bir ihtirasla Khalessi, ejderhasına komut veriyor: “Dracaryus” Dizlerini göğsüne çekerek oturan Küçük Prens’in çok derinlerden gelen sesini duyuyorum. Biraz sitem, biraz yakarışla dolu: “Tüm yetişkinler bir zamanlar çocuktu ama sadece çok azı bunu hatırlar.” diyor, ağlamak istiyorum. Sabaha kadar Sait Faik okuduğunu söyleyen John Berger; “Görmek ideolojik bir gerçektir” diye lafa karışıyor. Gözün gördüğünü çekemiyoruz diye saçmalıyorum. Tıpkı sizin gibi perşembeleri sevmiyorum ve Maria Pauder’i unutamıyorum. Birden amirimle Neşet Baba’ya kadeh kaldırıyorum. Hep berber meyhanedeyiz. Dedektiflerin piri Dupin: “Rue Morgue cinayetlerini çözebildiniz mi?” diyor. Çok yorgunum bekleme kaptan… İçimde şarkılar, sesler çoğalıyor. Beni yavaş yavaş ele geçiriyorlar albayım.